top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 21 Kas 2023
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Ara 2023

Saç bakım ürünlerine olan ilgisi Buse Alpdoğan’ı kendi Janne Care markasını kurmaya yönlendirmiş. Hem bakım yapan hem de besleyen formülleriyle saçları sağlığına kavuşturmayı hedefliyor. Kendisiyle marka hikâyesini ve yeni ürünlerini konuştuk.


Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1977 yılında Gaziantep’te doğdum. Eğitim hayatımı da Gaziantep’te tamamladım. Üniversite sonrasında dört yıl boyunca fizik öğretmenliği yaptım. Ancak evlendikten sonra ikiz bebeklerim dünyaya geldi ve onlarla daha yakından ilgilenmek istediğim için kariyerime ara verdim. İkizler büyüdükten sonra iş hayatına geri dönmeye karar verdim. Zihnimde her zaman girişimcilikle ilgili planlar vardı ve bu nedenle sürekli araştırmalar yapmaya devam ettim. İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından desteklenen dijital pazarlama eğitimi aldım ve kendi işimi kurmaya karar verdim. Kozmetik sektörü her zaman benim ilgi alanımdı ve özellikle doğal, sağlıklı, inovatif ürünler dikkatimi çekiyordu. Pandemi sırasında online olarak Kurtsan’dan tıbbi aromatik eğitimi aldım. Araştırmaktan ve deneyimlemekten epey keyif aldığım için kozmetik sektörüne yöneldim ve Janne Care’i kurdum.


Buse Alpdoğan | Janne Care Kurucusu
Buse Alpdoğan | Janne Care Kurucusu

Saç ürünlerine nasıl yöneldiniz?

Saç bakımı benim için her zaman önemli olmuştur. Hem zamandan tasarruf etmeme hem de saçlarımın daha yumuşak ve sağlıklı olmasına yardımcı oldukları için normal saç kremleri yerine durulanmayan saç kremlerini tercih ederim. Birçok ünlü markanın ürünlerini denedim ancak hiçbiri ihtiyacımı tam anlamıyla karşılayamadı. Tam da bu noktada kendi saç ürünlerimi geliştirmeye karar verdim. Haziran 2022’de deneyimli bir ekip ile saç ürünleri üzerine kapsamlı bir çalışma başlattık. İlk olarak hangi ürünleri geliştireceğimize karar verdik. Zamandan tasarruf ettiren, inovatif ve kolay kullanımlı saç ürünleriyle başlamaya karar verdik ve iki farklı ürün için Ar-Ge çalışmaları başlattık. Ürünleri, deneyimlemek ve geliştirmek için bir yıl boyunca ben, kızım ve kız kardeşim saçlarımıza uyguladık. En iyi ve en etkili formülasyonu bulmak için sürekli çalıştık ve nihayet bu yıl haziran ayının sonunda ürünleri sizlerle buluşturduk.


Markanızın ismi nereden geliyor?

Babaannemin ismi “Cennet” ama ona “Canne” diye seslenirdi çevresi. Yeşil sabunla yıkadığı kınalı, çok güzel, upuzun saçları vardı. Küçük bir çocukken babaannemin saçlarını ahşap bir tarakla ve özenle taramasını seyretmeyi çok severdim. Saç bakımı konusunda bana küçüklükten beri ilham verdiği için markamın adını Janne Care koydum.


Ürün gamında neler var?

Şimdilik ‘Yoğun Onarıcı Durulanmayan Saç Kremi’ ve ‘Yoğun Onarıcı Saç Serumu’ var. Saç kreminin ağırlaştırmayan formülü; yoğun nemlendirme sağlarken zorlu saç tiplerinde bile tarama kolaylığı sağlıyor. İpeksi yumuşaklık ile yıpranmış saçların sağlığını yeniden kazandırıyor. Yoğun Onarıcı Saç Serumu, ultra hafif yağ formülü; kuru ve yıpranmış saçları onarıyor, derinlemesine besliyor ve çevresel stres faktörlerine karşı koruma sağlıyor. Yeni ürünlerimiz ise Ar-Ge aşamasında.


Yoğun Onarıcı Durulanmayan Saç Kremi nasıl kullanılıyor?

Duştan sonra ıslak saça da uygulanabiliyor nemli veya kuru saça da. Çok gür saçların yağlanmaması ve bukle oluşturmak için kuru da uygulanabiliyor. Ben genelde ıslak saça uyguluyorum. İnce telli ve boyalı saçlarımı herhangi bir şampuan hatta yeşil sabunla bile yıkasam bu ürünle kolaylıkla açabiliyorum ve saçlarım anında yumuşacık oluyor. Oldukça etkili ve konsantre bir ürün olduğu için de fındık büyüklüğünde uygulamak yeterli oluyor.


İçeriğinden bahseder misiniz?

Ürünlerimizde özel olarak Güney Afrika’da çöl koşullarında yetişen ve dayanıklılığıyla bilinen Diriliş Otu (Myrothamnus Flabellifolius)’nu tercih ettik. Bu mucizevi bitki, ciltte ve saçlarda yaşlanma etkilerini azaltma konusunda son derece etkili. Bunun yanı sıra E vitamini ve diğer kullandığımız kaliteli ham maddeler ile besleyici, güneşin zararlı etkilerine ve ısıya karşı koruma sağlayan, saçlara ipeksi yumuşaklık kazandıran ürünler geliştirdik. İnovatif, temiz ve faydalı içeriklere sahip ürünlerimiz Sağlık Bakanlığı onaylıdır ve ÜTS kayıtları yapılmıştır.


Janne Care Yoğun Onarıcı Saç Serumu nasıl kullanılıyor?

Tercihinize göre hem ıslak hem de kuru saçta kullanabilirsiniz. Saçın kabarmasını kontrol etmek, canlılık katmak ve yumuşaklık sağlamak için az miktarda ürünü; saç boylarından uçlarına doğru uygulamalısınız. Uçucu bir yapıya sahip olduğu için saçı yağlandırmaz ve ağırlaştırmaz. Fakat konsantre yapısı sayesinde yoğun bir kıvama sahip olduğundan ölçülü bir şekilde kullanmak önemlidir aksi takdirde saça ağırlık yapabilir.


Buse Alpdoğan | Janne Care Kurucusu
Buse Alpdoğan | Janne Care Kurucusu

Peki, iki ürünün farkı nedir?

Aslında her ikisi de saç bakımında benzer etkilere sahip ancak işlevsel olarak farklılık gösterirler. Durulanmayan saç kremi, saçı derinlemesine nemlendirmek ve yumuşatmak için tasarlanmış bir üründür, bu yüzden genellikle saç açıcı olarak düşünülür. Diğer yandan, E vitamini destekli saç serumu, saç tellerini anında onarır ve besler aynı zamanda parlaklık kazandırır. Ben bazen yarım fındık büyüklüğünde saç kremi ile yarım pompa saç serumunu karıştırarak kullanmayı tercih ediyorum. Bu kombinasyon, saçım kuruduğunda hem kolay açılmasını sağlıyor hem de parlak ve canlı bir görünüm kazanmasına yardımcı oluyor.


Hedefleriniz neler?

Her insanın saç bakım rutini ve ihtiyaçları farklıdır. Aslında, her rutine hitap eden saç bakım serisi oluşturmak istiyorum. Şu anda, şampuan ve saç kremi üzerinde Ar-Ge çalışmalarımız devam ediyor. Markamın odak noktası şimdilik sadece saç ürünleri olsa da gelecekte farklı kişisel bakım ürünleri de ekleyebilirim. Bu yüzden markamın adında saç bakımı geçirmedim. Anti-aging güneş kremi, kirpik besleyici ürünler veya el kremi gibi farklı kategorilerde ürünler sunma potansiyeline ve motivasyonuna sahibim diyebilirim.



Ürünlere nasıl ulaşılabiliyor?

Ürünlerimize, online olarak www.jannecare.com ve Trendyol üzerinden ulaşabilirsiniz. Ekim ayı itibarıyla ise Trio Kuaför Akasya Şubesinin raflarında yerimizi aldık. Ayrıca, zaman zaman bazı festival veya organizasyonlarda da buluşabiliriz.


Geri dönüşler nasıl?

Kullanıcı dönüşleri son derece olumlu ve bizim deneyimlerimizle paralel. Ürünlerimizin kalitesi, yerli bir markanın da inovatif, etkili ve kaliteli ürünler üretebileceğini gösteriyor. Herkesin bir kere denemesini içtenlikle öneririm. Bazı insanlar, yabancı markaların olmazsa olmaz olduğuna dair bir algıya sahip, ancak bu yanlış bir düşünce. Yerli markalar arasında gerçekten harika ürünler var. Yalnızca keşfetmek gerekiyor.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 20 Kas 2023
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Ara 2023

Herfetch markasının Kurucusu Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver, 2000’li yılların başından aldığı ilhamla; cesur ve renkli tasarımlara imza atıyor. Kendisiyle yeni koleksiyonunu ve tasarım çizgisini konuştuk.

Tasarım yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Moda dünyasına olan ilgim aslında çocukluğa dayanıyor. Üniversitede Ekonomi bölümünde eğitimimi tamamladıktan sonra istediğimin, ilgi alanımın ve kendimi hayal ettiğim alanın tam olarak moda olduğuna karar verdim. Bu kararımdan sonra kariyer planımı tamamıyla moda sektörüne çevirdim. Yaklaşık 7 sene tekstil kuruluşlarında aktif olarak çalıştıktan sonra kendi markam için tasarımlar yapmaya başladım.


Markanız nasıl doğdu, adı nereden geliyor?

Herfetch ismi 2000’lerde ikonikleşmiş That’s so Fetch’den gelen “fetch” ile “her” yani kadının birleşmesi ile ortaya çıktı. Ekip olarak yeni trendlerin temellerine ve hızla gelişen dijital dünyaya her zaman ayak uyduruyoruz. Bu yeni döngü ile birlikte yaşama biçimimiz de hızla şekillendi. İş yapma ve tüketim alışkanlıklarımız ise buna paralel olarak tamamıyla internet temelli olmaya başladı. Mağazacılıktan online bir dünyaya evrilen alışveriş alışkanlıklarımızı doğru ürünler ve doğru müşterilerle buluşturmayı hedefliyoruz.


Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver | Herfetch Kurucusu
Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver | Herfetch Kurucusu

Koleksiyonunuzdan bahseder misiniz?

Koleksiyonumuzun teması 2000’s vibes dediğimiz dönemden esinlenerek çıkarttığımız bir koleksiyon; daha düşük beller, kısa elbiseler, renkli modelleri sık sık görebiliriz.


Tasarım çizginizi nasıl özetlersiniz?

Her an değişen trendi yakından takip ederek bu trendlere ayak uydurmak isteyen cesur, dinamik, eğlenceli, stil sahibi kadınlar için diyebiliriz. Giydiği her şeyi kendilerine yakıştırabilen herkes!


Markanıza hangi mağaza ve kanallardan ulaşılabilir? En çok tercih edilen tasarımlarınız hangileri?

Markanın kendi internet sitesinin yanı sıra aynı zamanda Milagron ve hipicon platformlarından da ulaşılabilir. En çok tercih edilen bu sezonki modelimiz, marka ismimize de ilham olan The Fetch Dress.


Çizgisini sevdiğiniz tasarımcılar hangileri?

Global olarak 2000’lerde John Galliano Dior dönemi çok severek takip ettiğim ve ilham aldığım bir dönem.


Projeleriniz neler?

Kısa vadeli hedefimiz Türkiye’de bilinir bir e-ticaret firması olmak. Uzun vadede iş planlarımız ise global e-ticaret liginde bilinen bir online platform olmak. Avrupa bazlı bir şirket kurup şirketin Avrupa ayağını oradaki ofisten ve depodan yönetmek.



  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 17 Eyl 2023
  • 4 dakikada okunur
Ece Yazıcı; yazarlık atölyesinde dağıtılan siyah-beyaz bir fotoğraftan yola çıkarak Rus Boris ile Ukraynalı Elena’nın aşk hikâyesini kaleme aldı. Kendisiyle hem yazarlık serüvenini hem de yeni çıkan “1 Numaralı Peron” isimli kitabının detaylarını konuştuk.



Yazarlığa nasıl yöneldiniz?

1977 yılında Tekirdağ’da doğdum. Yaşamımın çok büyük bir kısmını İstanbul’da geçirdim. 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduğumda tek hayalim şirket birleşmeleri ve satın almaları konusunda uzmanlaşmaktı. Dönemin konjonktürü itibarıyla bankacılık sınavlarına girmeye başladım. Sektöre ilk adımları böylece attım. İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Bankacılık ve Finans yüksek lisansından dönem birincisi ve onur derecesi ile mezun oldum. Zamanla, iş haricinde, dışarıda da başka bir hayat hatta başka bir dünya olduğunu fark etmeye başladım. Yıllar geçiyordu ama ben yapmayı sevdiğim şeylere zaman ayıramıyordum. Bu nedenle iş ve okul arasında gidip gelmekten zaman bulamadığım, içimde ukte kalan şeylere yönelmeye başladım. Dolayısıyla hobilerimle sadece boş zamanlarımda ilgilenmek yerine, onlara daha fazla zaman ve fırsat yaratacak şekilde yaşamımı dizayn ettim. Koltuklarımın altında birden fazla karpuz taşısam da hiçbir zaman yorulmadım aksine varlıkları enerjimi hep yukarı taşıdı.



Yazma sürecinizi anlatabilir misiniz?

Kendimi analiz ettiğimde, benim için var olan esas şeyin yazmak olduğunu gördüm. Yazmayı her zaman sevdim. Geriye dönüp baktığımda, yazı denemelerimi ufak ufak biriktirmişim. Bu denemeleri geliştirmek, mevcut önceliklerim arasında üst sıralarda olmamıştı, pandemiye kadar… Kimsenin ne ile karşı karşıya olduğunu kestiremediği, kendisinin ve sevdiklerinin sağlığından endişe ettiği ve artık tüm dünyanın hayatın anlamını sorguladığı o karanlık günlerde hemen herkesin farklı alanlarda deneyimlediği online aktiviteler benim de can simidim oldu. Gazeteci-yazar Bahar Akıncı’nın online yaratıcı yazarlık atölyesi dersleri verdiğini görünce hemen kaydoldum. Amacım geçmişte yazdığım küçük denemeleri anlamlı biçimde birleştireceğim bir teknik öğrenmekti. Bahar Hanım ödev olarak, göndereceği fotoğrafa bakıp üç sayfayı geçmeyecek bir hikâye yazmamızı istedi. 23 Nisan 2020 tarihinde başladığım ilk andan, bitirinceye kadar büyük bir zevkle yazmaya devam ettim. Öyle ki gözlerimde canlandırdıklarıma kendim bile heyecanlandım. Saatlerin birbirini nasıl kovaladığını anlamadan, dört gün sonra dört bölüm olarak teslim ettim. Sonucu merakla beklediğimi dün gibi hatırlıyorum. Devamı ve geldiğim nokta ise hep söylediğim gibi evrenin bana bir sürprizi, hatta hediyesi.


Boris ve Elena’nın aşk hikâyesinden nasıl esinlendiniz?

Her şey o siyah-beyaz fotoğraf ile başladı. Fotoğrafa baktığımda gördüğüm ilk şey bakışlardı. Bakışların söylediklerinden etkilendim. Birinin gözleri şüphe ile karışmış endişeyi ve tedirginliği yansıtırken diğerinin gözlerinde ise kibir ve umursamazlık vardı. Bu bakışlar bana bir kaçış hikâyesini çağrıştırdı.


Kaçışa, yaşanmışlıklar üzerine ortaya çıkan olaylar da eşlik edecekti. Birbirine zıt karakterlere sahip iki insanın bir araya geldiği yerde aşkın olmaması kaçınılmazdı. Karakterlerin kim olması gerektiğini ve nerede tanıştıklarını bir dakika bile düşünmedim. İç sesimin bana kuvvetle söylediği şekilde; onlar en başta Elena ve Boris olacak ve hikâye kesinlikle 1910’lu yılların başında Rusya’da geçecekti. İki kişinin birbirine bakışları ve beden dili beni yazmaya iterken, fotoğraftaki diğer detaylar zaman ve mekân olgularını derinleştirdi. Böylece hikâyenin çapı büyüdü, olaylar heyecanla ilmek ilmek birbirine bağlanarak genişledi ve sonunda romana dönüştü. Gerisi tamamen hayal ve yaratıcılığın gücüne, kalemin hızının eşlik etmesi…


Kitabı yazarken nasıl bir çalışma yaptınız? Rusya ve Ukrayna tarihi ile ilgili bir araştırma yaptınız mı?

Ben hikâyeyi başından sonuna kadar aklımda ana hatlarıyla oluşturmuştum. Bir eser hâline getirmek tamamen ayrı bir çaba ve ciddi bir çalışma disiplini gerektirdi. Kaynak bulmak, araştırma yapmak, okumak, analiz etmek ve yazmak birbiri içine geçen ve birbirini tamamlayan aşamalar oldu. Hatta neredeyse aynı anda gelişti diyebilirim. Hikâye; Boris’in yaşamından kesitler ile başladığı için ilgili dönemdeki dünya gündemini, Rusya’nın tarihini ve sosyo kültürel yapısını anlamak ve anlatmak çok önemliydi.


Olaylar gelişirken Elena’nın Ukraynalı olarak yaratımı ise doğal bir akışın sonucu ortaya çıktı. Böylece Rusya tarihi içinde Ukrayna’yı da ele almak gerekti. Öğrencilik yıllarımda okuduğum Rus klasikleri dışında, Rusya ya da Ukrayna özel ilgi alanıma girmiyordu. Yazım aşamasında bir yandan kaynak ararken farklı şekillerde tesadüflerle hep Rusya hakkında belgesellerin, kitapların veya makalelerin karşıma çıkması sonucu doğal olarak ilgi alanı hâline geldi.


Sonraki kitap; aşk hikâyesinin devamı mı yoksa farklı bir hikâye mi olacak?

Serinin ilk romanı anlamlı bir noktada kesildiği için ikinci kitap devam niteliğinde olacak. Dönemin tarihi koşulları etrafında şekillenecek olan yaşamlara tanıklık edeceğiz. Aşkın sevgiye ve umuda bağlanışını kuvvetle hissedecek hatta izleyeceğiz. Aşk her zaman var olacak ama fırtınalara dayanabilecekler mi? Bazı konular su yüzüne çıkmayı bekliyor, çıkabilecek mi? Hep beraber göreceğiz.


Sizce bugün Rusya ve Ukrayna Savaşı’nda benzer aşk hikâyeleri yer alır mı?

Aslında bugün tanıklık ettiğimiz Rusya ve Ukrayna savaşına gelinceye kadar, dünya birçok savaş gördü. Nesillerin böyle üzücü tecrübeler yaşaması ve ders almaması maalesef çok acı. Kitapta da değindiğim gibi savaşlar aslında haritalar üzerinde hesap yapılmasına ve sınırların değiştirilmesine karar verilmeden önce siyasi ve ekonomik gerekçeler ile başlıyor. Savaş fiili olarak başladığında da insanlar sevdiklerinden göçler ya da kayıplar sonucu ayrılmak zorunda kalıyor. Aşk bu büyük resmin içinde solan, yaprakları kuruyup paramparça olan bir çiçek gibi. Bir daha gözünüz kadar sakınamayacak, elinize alıp sevemeyecek ve kokusunu içinize çekemeyeceksiniz. Aşkı ayıran sadece savaşlar ya da sınırlar değil aynı ülkede yaşamasına rağmen birleşmeyi başaramayan karakterler de aşkta kalamıyor. Her ne zorluk olursa olsun ayrı düşenlerin bir gün buluşacaklarına eminim, yeter ki sahip oldukları aşkın değerini bilip hakkını verecek cesarette olsunlar.


Bu aşk hikâyesi üzerinden okuyucuya vermek istediğiniz asıl mesaj nedir?

Benim vurgulamak istediğim, koşullar değiştiğinde nasıl hareket ettiğimiz. Koşulları kendi isteğimizle değiştirebilir, cesaret gösterip alışkanlıklarımızdan, konfor alanlarımızdan çıkabiliriz.


Koşullar bizim dışımızda değişebilir ve bunlara bir şekilde uyum sağlamaya çalışır hatta belki mücadele etmek zorunda kalırız. Başlangıç noktası ne olursa olsun, bu bir değişimdir. Değişimi görmek, kabullenmek ve ilerlemek başından sonuna bir yolculuktur. Bu yolculuğun içinde aşk da vardır, birleşmek de ayrılmak da. 1 Numaralı Peron’dan kalkan tren gibi hayatımızın her durağında birileri biner, birileri de zamanı geldiğinde sessiz sedasız gider. Dışarıdan bir gözle bakmayı başarabilirsek, her şeyin bir sebebi olduğunu ve bu sebeplerin de kendimizi yeniden yapılandırma imkânı verdiğini fark edebiliriz. Unutmayalım ki ne tanıştığımız insanlar ne de karşılaştığımız olaylar ve bulunduğumuz ortamların hiçbiri tesadüf değil.


Kitabı en çok kimlerin okumasını istersiniz?

Yaş aralığı, meslek gibi parametrelere bağlı olmadan geniş bir yelpazeye ulaştığını görmek beni mutlu ediyor. Ulaşabildiği kadar çok kişiye ulaşmasını isterim. Bugüne dek okuyucularımdan gelen geri bildirimlerden herkesin kendi yaşamına, yaşama olan bakış açısına göre bir filtrelemeden geçirdiğini gördüm. Kimi karakterler arasındaki ilişkilerin, kimi bugüne dek Moskova ve Petersburg’u hiç görmemiş olmama rağmen akıcı anlatımımın, kimi de zaman zaman yükselen tansiyon ve entrikaların etkisi altında kaldılar. Okuyanların yoğun duygusal bağ kurdukları bir kitap oldu. Yeni bir hayata zorluklarla başlamanın anlamını vurguladığı için, bir itici güce ihtiyaç duyanların, ilham arayanların öne çıkacağını düşünüyorum. Her ne kadar içeriği itibarıyla bir soğuk iklim kitabı gibi gözükse de anlattıkları, zamandan ve mekândan bağımsız hâle getirdi.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page