top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 5 Eyl 2022
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Eyl 2022

Bu sayımızdaki konuklarımız Güzelce Ailesi’nin tatlı kedileri Hanzade ve Alice… Berrin Hanım; çocukluğundan kalma kedilere karşı korkusu nedeniyle 40’lı yaşlara kadar bir kedi sahiplenmeyi aklının ucundan dahi geçirmemiş. Ta ki yoğun bir tempoyla üniversiteye hazırlanan oğlu Ahmet’in bir kedi sahiplenmek istemesine kadar… Oğlunun isteğini ilk etapta hiç düşünmeden reddeden Berrin Hanım, daha sonra ‘tamam’ demiş. Evin ilk kedisi Hanzade’den sonra bu kez kızları Tuğçe’nin isteği üzerine ikinci kedileri Alice’i sahiplenmişler. Bu süreçte Murat Bey’in de tüye karşı alerjisi olduğu ortaya çıkmış. Fakat evin yeni sakinlerini o kadar sevmişler ki ortaya çıkan bu durum karşısında bir an bile onlardan ayrılmayı düşünmemişler. Bunun yerine Murat Bey, alerjisi için ilaç kullanmayı tercih etmiş. İşte Güzelce Ailesi ile Hanzade ve Alice’in hikâyesi…

Sahiplenme hikâyeniz nedir, ilk karşılaşmanızda ne hissettiniz?

Öncelikle daha önceden fobim olduğunu belirtmek isterim. Sanırım küçüklükten kalma bir korku. Ailem özellikle de kardeşlerim kedileri çok severdi. Bu yüzden zaman zaman kedi misafirlerimiz olmuştu. Ama ben onlara asla yaklaşamaz ve sevemezdim. Hayatım boyunca da bu böyle devam etti. Ta ki bir gün oğlum Ahmet, kedi sahiplenmeyi isteyene kadar. 2015’te oğlum lisede okurken, üniversite sınav hazırlığına başlamıştı. Çok yoğun bir tempo içindeydi. Sanırım çok bunalmıştı ve kendine rahatlayabileceği bir alan, pozitif bir ortam oluşturmak istemişti. İlk zamanlar bu isteğini hiç düşünmeden geri çevirdim. Çünkü değil bir kedi sahiplenmek yanında bile duramıyordum. Ama anne yüreği işte, o galip geldi ve ben ‘tamam’ dedim. Söz verdikten sonra da internette gezmeye, araştırmaya başladım.



İlk kedimiz Hanzade’nin resmini gördüğümde vuruldum. Sanki bir kedi değil küçücük ponçik bir ayıydı. Bu özelliği beni rahatlatmıştı. Hemen aile ile iletişime geçip sahiplenmek istediğimizi belirttik. Taşıma çantası alıp eşimle, Hanzade’nin ilk evine gittik. Karar vermiştim, onu beğenmiştim ama fobimi nasıl yenecektim henüz bilmiyordum. Görüşmeyi yaptığımız esnada ilk sahibi Hanzade’yi bana uzatıp ‘Al annesi’ demez mi! Bir anda dondum kaldım. Nasıl dokunacaktım ve onu nasıl alacaktım? İlk tepki olarak ‘Ama ben tutamam ki’ dedim. Kadıncağız şaşkınlıkla, ‘İyi ama ona nasıl bakacaksınız’ dedi. Ben de bu sorunun cevabını henüz bilmiyordum. Eşime almasını rica ettim. Ve evimize geldik… İlk günler her şeyi ile eşim ilgilendi oğlum da sevdi…



Hanzade de sanki bu hayattaki en güzel duygulardan biri olan hayvan sevgisini aşılamak istercesine yaklaşmaya, peşimde gezmeye, şirinlikler yapmaya başladı. Tam bir hafta sonra Hanzade benim kucağımda uyumaya başlamıştı. Farkında bile olmadan fobimi yenmiş ve bu güzel duyguyu 40’lı yaşlarımda da olsa tatmayı başarmıştım.


İkinci kedimiz Alice ise ailemize Hanzade’den 1,5 yıl sonra katıldı. Onu sahiplenmemizin sebebi de büyük kızım Tuğçe’nin ısrarıyla oldu. Hem kızımın isteği gerçekleşecekti hem de Hanzade’ye bir arkadaş gelecekti. Alice’i de yine sosyal medyadan takip ettiğim bir yerden bulup, sahiplendik. Alice iki kız kardeşti. Aslında biz telefonda görüştüğümüzde diğer kardeşine talip olmuştuk ama kızımla onları görmeye gittiğimizde Alice bizi seçti. Çok konuşan, minik bir bebekti. İlk anda bize konuşarak yaklaştı sonra da kendini sevdirdi. Kızım onu çok sevmişti. İlk sahibine fikrimizi değiştirdiğimizi belirterek, ‘Alice’i sahiplenebilir miyiz” diye sorduk. Olumlu yanıt alınca da çok mutlu olduk. Artık ailemize Alice de katılmıştı.


İsimlerini nasıl koydunuz, sizin için özel bir anlamı var mı?

Her iki kedimizi de sahiplendiğimiz için isimlerini ilk sahipleri koymuşlardı. Biz de değiştirmek istemedik.


Cinsleri nedir, bu cinslerin en belirgin özellikleri nelerdir?

Hanzade, Scottish Fold, Alice ise Scottish Straight cinsi. Fold’ların en belirgin özelliği kulaklarının mutasyon sonucu kıvrık olması. Her ikisinin de ortak özelliği; insan canlısı, sevimli, uyumlu ve oyuncu olmaları…


AHMET & HANZADE

Nasıl iletişim kuruyorsunuz, isteklerini size nasıl anlatıyorlar?

Hayvanların da insanlar gibi farklı farklı karakterleri olduğunu, onlar sayesinde anladık. Alice, sürekli konuşarak, çeşitli sesler çıkararak derdini anlatırken, Hanzade çok nadir ve kısa bir sesle komut verir gibi davranır. Mesela, Hanzade bahçeye çıkmak istediğinde, ‘Kapıyı açın der gibi’ kapının önünde durup suratımıza bakıp, tek bir miyavla isteğini anlatır. Alice; doymayan, yaş mamayı da çok seven bir kedi. Sabah odamızın önünde uyanmamızı bekler. Baktı ki geç kalkıyoruz miyavlayarak bizi uyandırır. Bir de sabahları kendisini sevdirme seremonisi vardır. Yanımıza uzanır, avucumuzun içinde yatar. Hanzade ise babasının aşığıdır. Sabahları babasının bacakları etrafında onu sevmesi için dolanır, peşinden ayrılmaz.




TUĞÇE & ALICE

Karar vermeden önce, evde bir hayvanla yaşamanın nasıl bir şey olduğuna dair bir fikriniz var mıydı?

Aslında, vardı desem yalan olur. Bir canlıyı sahiplenmek, onu sevmek dünyanın en güzel şeyi ama aynı zamanda da sorumluluğu çok büyük. Artık sizin bir evladınız gibi oluyor, çocuklarınızdan ayırt edemiyorsunuz. Mesela; eski alışkanlıklarınız, tatil planlarınız değişmek zorunda. Uzun süre evde yalnız bırakıp bir yere gidemezsiniz. Ya onlarla gideceksiniz ya da hiç gitmeyeceksiniz. Bu yüzden bizim tatil tarzımız değişmek zorunda kaldı. Tatil köyü, otel konsepti yerine önce yazlık kiralamaya başladık sonra da satın aldık.









Hanzade ve Alice’in aileye katılmasından sonra hayatınız nasıl değişti?

Yaşam tarzımızı tamamen onlara göre ayarlamaya başladık. Benim için çok önemli olan fobimi yenmiş oldum. Hayvan sevgisini tattım. Onlar geldikten sonra, eşimin tüye karşı alerjisi olduğu ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu alerji nedeniyle bir an bile onları başkasına vermeyi düşünmedik. Yıllardır, alerji ilacı kullanıyor. Sevgi için fedakârlık şart.


BERRİN GÜZELCE & ALICE

Bir evcil hayvana sahip olmanın olumlu ya da olumsuz yanları nedir?


Her şeyden önce başka bir varlığın sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Onları korumak ve iyi bakmak zorundasınız. Aşılarından, yiyeceklerine kadar bir insan yavrusuna gösterdiğiniz ilgiyi ve dikkati vermek zorundasınız. Çünkü onlar size muhtaç. Ama bu size hiç yorucu ve külfet olarak gelmiyor. Onları koşulsuz bir şekilde seviyorsunuz. Onlar hastalandığında uykusuz kalıp iyileşmesi için elinizden geleni yapıyorsunuz, dualar ediyorsunuz. Onları sevmek dünyanın en güzel duygusu.






MURAT GÜZELCE & HANZADE

Evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere mesajınız nedir?


Onları koşulsuz sevecek ve asla terk etmeyecekseniz sahiplenin. Bilin ki onlar sizin ailenizin bir ferdi. Çocuğunuzu nasıl bırakıp gidemezseniz, onları da öyle bırakıp gidemezsiniz. Ben hayvan sevgisini çok geç tattım ama bu dünyada bu duyguyu yaşamış olduğum için Allah’a şükrediyorum. Onlar sizin yaşam sevinciniz, mutluluğunuz ve evladınız olacak…


  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 18 Ağu 2022
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022

İstanbul’dan aldığı ilhamla zamansız çantalar tasarlayan Nilüfer Demirci’ye tasarım yolculuğunu ve yaz sezonunun favori modellerini sorduk. Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu Nilüfer Demirci, İstanbul Moda Akademisi’nde de moda tasarımı eğitimi almış. ‘Çanta stilin en önemli tamamlayıcısıdır’ fikrinden yola çıkmış ve zamansız tasarımlar yaratmaya yönelmiş. İstanbul gibi tarihi bir şehirden ilham alan tasarımlarını #madeinİstanbul mottosuyla daha da çeşitlendirmeyi ve yurtdışına ulaşmayı hedefliyor. Markaya web sitesine ek olarak Design Market, Collection Point, Antalya NKBrandstore, GU Designer Store Alaçatı, Mahza Göcek, Gaziantep E26 mağazası ve Shopwondrous’dan ulaşılabiliyor.


“Aslen Yunanistan doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi orada tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için Türkiye’ye geldim. Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldum. Daha sonra İstanbul Moda Akademisi’nde moda tasarımı alanında eğitim aldım. Bir süre kişiye özel tasarımlar yaptıktan sonra 2016’dan itibaren çanta tasarımına yöneldim. Ustalarla birebir çalışarak kendimi geliştirdim. İşe en basitinden kadife clutch yaparak başladım, ardından özel bir teknikle üretilen kordon çantalar geldi. Anadolu motiflerini günümüze uyarladığım çantalar yoğun ilgi gördü. 2017 yılından beri internetten satışa başladım. Ardından yavaş yavaş hem İstanbul’da hem Güney’de farklı mağazalar geldi.”

Khilios markasının yaratıcısı Nilüfer Demirci
Khilios markasının yaratıcısı Nilüfer Demirci

Marka ismi için de Kilyos’dan esinlenmişsiniz, hikâyesi nedir?

Tüm marka isimlerinin bir hikâyesi olduğu gibi Khilios’un da bir hikâyesi var. Marka ismi arayışımız başladığında hep ne olsun diye düşündük. Hem kadın markası çağrışımı olsun hem çanta markasına yakışır bir isim olsun, hem yerel hem de İstanbul çağrışımı yapsın istedik. İstanbul’da yerleşim yeri isimleri üzerinde daha çok yoğunlaştık. Çünkü yerel bir marka olmak bizim için önemliydi. Kilyos ismi hoşumuza gitti. Bunu biraz da yabancıların okuyabileceği şekilde düzenledik ve Khilios oldu. Bir çanta markası olarak, hem bizi hem de bir kadının karakterini mükemmel bir şekilde yansıttığına inanıyorum. Kilyos denizi; güzel, sıcak bazen sevecen bazen hırçındır; tam da bir kadın gibi çok değişken. Bir anı diğerine uymaz! Tıpkı bizim çantalarımız gibi. Deri, kadife, büyük, küçük, nakışlı, sade, gündüz veya gece kullanımı için; kısacası kadının bin bir hâline uygun bir model mutlaka var. Kesinlikle sıkıcı değil.


Peki, neden çanta tasarımını seçtiniz?

Bir kadının özenerek seçtiği, satın aldığı ve büyük bir heyecanla elinde taşıdığı ve onunla fark edilmek istediği aksesuardır çanta. Kendimden yola çıkarak söylüyorum, şu da bir gerçek ki bir kadının asla yeterli sayıda çantası yoktur!


Tasarım aşamasında ilham kaynağınız ne oluyor?

Genelde ‘yeni bir çanta, model tasarlamam gerekiyor’ düşüncesiyle hiçbir zaman işe başlamam. Bir tasarımcı için çevresinde her şey bir uyarandır. Renkler, dokular, hisler, bir kitap, bir film, bir kumaş veya bir deri parçası; her şey ilham verici olabilir.



Khilios dendiğinde sizce akla neler gelmeli?

Güzel, kaliteli, kullanışlı, alışılmadık.

Dünyada ve Türkiye’de çanta trendleri ne yönde?

Artık kişisel beğeniler ön planda, bir dönem büyük, bir dönem küçük modeller revaçtaydı. Artık her modeli aynı sezonda görebiliyoruz. Bu biraz da küçük tasarımcıların ön plana çıkmasından kaynaklanıyor. Eskiden büyük tasarımcılar yönlendiriyordu trendleri. Bence artık çantalar günlük ihtiyaçları yanında taşıyacak ebatta olmalı. Görselliğin yanında fonksiyonellik de önemli. Zamansız olmalı; 5 yıl, 10 yıl sonra da kullanılabilmeli. Kaliteli, tutarlı olmalı ve sürekliliğinin olması önemli. Tabii o zaman renkler de daha çok klasik oluyor. Ben bir çantamın, kullanan kişinin en yakın arkadaşı olmasını hedefliyorum.


Audrey modelinin yapısından bahseder misiniz?

Audrey hem gündüz hem de gece kullanılabilir. Bu modele İstanbul’un kubbeleri ilham verdi. Sapı ve fermuarı aynı anda açılıyor. Bu çözümü 2016’da üçgen çantada kullanmıştım, çok ilgi görmüştü. Tasarımda bir fikri benimsiyorsam değişik formunu diğer tasarımlarıma da uyarlıyorum. Bu model çok beğeniliyor.


Bir de bu yaz Rita telefon çantalarınız, tasarımlarınıza eklendi. Böyle bir ihtiyaç mı gördünüz?

Evet, son zamanların ihtiyacıydı, talep üzerine üretilen bir çanta. Böyle bir çanta olsa nasıl olur diye düşündük, model aşaması 2-3 ay sürdü. Ön tarafa telefon, arka kısma da para, kimlik kartı ve bir de dudak parlatıcısı konabiliyor. Yaz-kış kullanılabilir.

Khilios çantalarınız Türk dizilerinde çok kullanılıyor. Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Evet, diziler Arap ülkelerinde çok izlendiği için oralarda çok tercih ediliyor modeller. Özellikle Yasak Elma dizisinde karakterlerin kullandıkları çantalara ilgi oluyor.



Web: khilios.com

Instagram: @khilios





  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 17 Ağu 2022
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022


Bodrum Dergi | Özel Röportaj


Müzikle ilkokul yıllarında, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nda tanıştı. Başrol oynadığı “Oliver Twist” isimli müzikâl ile henüz çocuk yaşta sahnenin tozunu yuttu ve bu toz onun içine işledi. 1998 yılında Pop Show’98 şarkı yarışmasında 2. oldu. Önünde açılan kapılardan cesurca geçti. Çok çalıştı, çok koştu ve asla yorulmak nedir bilmedi. Önüne çıkan engelleri tek tek aşarak genç yaşta Türk Pop Müziği’nin tam kalbine adını yazdırdı. Onun için uzun ve yorucu bir yolculuktu ama erken yaşta başladığı bu yolculuk, hedefine de genç yaşta ulaşmasına vesile oldu.Müzikseverler onu; insana huzur veren muhteşem sesi, dillerden düşmeyen şarkıları, samimiyeti, nezaketi, duruşu ve örnek kişiliğiyle çok sevdi. İlkokulda başrol oynadığı müzikaldeki küçük kız büyüdü ve bugün milyonların sevgilisi Bengü’ye dönüştü.


“Bu yolculukta aslında birçok şeyi düşe kalka öğrendim. Alanında en iyilerle çalıştım ama çok çalıştım. Çok güzel bir yerde olduğumu düşünüyorum. Bulunduğum yer tabii ki beni tatmin ediyor. Her zaman şarkılarımla anılmak benim hoşuma gidiyor. Yıllardır bunu yapabildim, şükürler olsun ki sadece mesleğimle anılmayı başarabildim” diyor.

2018 yılında hayatında yeni bir sayfa açarak, iş insanı Selim Selimoğlu’yla evlendi. Bir yıl sonra kızı Zeynep’i geçtiğimiz yıl da oğlu Selim’i dünyaya getirerek “Türk Pop Müziği’nin Prensesi” tacının yanına, annelik tacını da takmış oldu. Üç yıl aradan sonra çıkardığı “Kimse Bilmesin” ve “Tatlı” isimli single’larıyla sevenleriyle buluşup, “Hayattaki en büyük keyfim” dediği sahnelere fırtına gibi geri döndü... Ve yine listelere en tepeden giriş yaptı. Bodrum Dergi’nin bu sayısına konuk olan Bengü ile dünü, bugünü ve sahne dışındaki diğer Bengü’yü konuştuk. Keyifli okumalar.


Herkes Bengü’yü şarkıcı kimliğiyle tanıyor. Bir de öteki Bengü var. O nasıl biri. Bize Bengü’yü anlatır mısınız?


Evet tabii ki anlatayım. Yaklaşık 20 senedir bu meslekte olduğum için çok ufak yaşlardan beri aslında herkes beni tanıyor. Onlarla büyüdüm diyebilirim. Şimdi de aynı zamanda bir anneyim ki o da çok kıymetli benim için. İki evladım var. Evde güzel, huzurlu bir hayatımız var. Çoğu zamanımı onlarla geçiriyorum şu anda. Onun dışında spor yapıyorum. Dışarda gördüğünüz Bengü’nün dışında; güzel, hareketli bir hayatım var. Nasıl biriyimdir? İnsanları kırmamaya çalışırım. Kendime iyi bakmaya çalışırım. Mutlu, huzurlu, neşeli biriyimdir aslında. Bu da sanırım uzun yıllardır insanların beni tanıdığı özelliklerim.




1998 yılında Pop Show’98 adlı şarkı yarışmasında ikinci oldunuz. Albüm teklifi üzerine İstanbul’a taşındınız. Üniversite ve albüm çalışmalarını bir arada yürüterek zor olanı başardınız. Şimdi ise milyonların sevgilisi Bengü’sünüz. Bu yolculuk sizin açınızdan nasıl gerçekleşti, geldiğiniz yer sizi tatmin ediyor mu?


Evet uzun bir yolculuktu ama erken yaşta başladığım için kısa zamanda yol aldım belki de… Bu yolculukta aslında birçok şeyi, bir yandan düşe kalka öğrenerek ama şükürler olsun ki çok çalışarak, tecrübeli isimlerle bir araya gelerek, Türkiye’deki en iyi kimse onunla çalışarak, güzel bir uyum içerisinde mesleğimi bugüne getirdim. Evet, tabii ki bulunduğum yer beni tatmin ediyor. Çok güzel bir yerde olduğumu düşünüyorum. En başta her zaman şarkılarımla, ürettiklerimle anılmak benim hoşuma gidiyor. Yıllardır bunu yapabildim, mesleğimle anılmayı başarabildim şükürler olsun ki. Sürekli üretmeye, daha iyi üretmeye, günün getirdiklerine, günün şartlarına, müziğin geldiği noktaya ayak uydurarak, trendleri, yenilikleri kaçırmadan, bazı kurallara saplanmadan açıkçası kendimde de birçok gelişmeyi seyrederek yol almaya devam ediyorum. İnşallah bir bu kadar daha üreterek, çalışarak devam edeceğim.


Bengü’nün bir yanı sanatçı diğer yanı ise eş, anne, evlat ve kardeş… Bunların hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz?

Çok haraketli bir yapım var aslında. Her şeye yetişmeye çalışıyorum. Bir yandan işime koşturuyorum, bir yandan çocuklara, eşime ve aileme vakit ayırmaya çalışıyorum. Valla başarıyorum yani… Bence düzenli bir şekilde, kontrollü gittikçe, planlı oldukça, her şeyi başarabiliyorsunuz. Ben de hem çocuklarıma vakit ayırıyorum hem evime… Hepsini bir arada gerçekleştirebiliyorum. Planlı olmak ve çalışkan olmak yeterli.


Hayatı ıskaladığınızla ilgili zaman zaman kendinizi sorguluyor musunuz?

Hayatı ıskaladığımla ilgili hiçbir sorguya girmedim. O gün, o an nasıl yaşamak istiyorsam açıkçası öyle yaşamaya çalışıyorum. Anı yaşamaya çalışıyorum. Önceyi ve sonrayı düşünmeden o saniyenin keyfini çıkartmaya çalışıyorum. Pandemide bile içinde bulunduğumuz durumdan dersler alarak, tamam çok kötü bir dönem geçirdik, hepimiz evlere kapandık, mesleğimizi yapamadık, sevdiklerimize sarılamadık ama o ortamda da mesela daha çok kendi içime dönerek, kendimi başka konularda geliştirerek, çocuklarıma daha da çok vakit ayırarak bunu bir avantaja çevirdim. Hayatı ıskalamamaya çalışıyorum, zaten hayat dolu bir yapım var.


Bir evcil hayvanınız var mı? Varsa onunla ilişkiniz nasıl?

Evet bir Golden Retriever köpeğimiz var ve çok uzun yıllardır bizimle. Allah ömür versin. Biraz yaşlandığı için de üzülmeye başladık. Kızım Zeynep de oğlum Selim de köpekleri ve tüm hayvanları çok seviyor. Onları o şekilde büyütmeye çalışıyoruz. Zeynep’in en yakın arkadaşı evdeki köpeğimiz.




Küresel ısınmayla birlikte doğa, doğal hayat ve dolayısıyla dünyanın geleceği oldukça risk altında. Sizin bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler?


Buna şahit olmak çok üzücü. Küresel ısınmanın meydana getirdiği zararları bilerek yaşamak ve bunun önüne geçmeye çalışmak hakikaten zor. Biz neler yapabiliriz? Çevreye daha iyi davranabiliriz. Daha çok ağaçlandırma yapabiliriz. Ağaçlandırma bence insanoğlunun elinden gelen en büyük güçlerden biri. Bunun dışında daha az tüketerek… Hem doğaya hem de hayvanlara zarar veren plastik yerine kâğıt gibi geri dönüştürülebilir maddeleri kullanarak… Elimizden geldiğince buna bir dur dememiz gerekiyor. Dünya çok güzel bir yer. Onu daha kötüye değil, çok daha iyiye götürmemiz gerekiyor. İnşallah herkes bu bilinçle hareket eder.



Hangisi olmak daha zor… Evdeki anne Bengü mü yoksa sahnedeki Bengü mü?


Benim için ikisi de zor değil, ikisi de çok zevkli. Bunu dengede tutarak, ikisinin keyfini birbirine yansıtarak ben daha mutlu oluyorum. Annelik zor diyemem çok güzel çünkü, sahnede olmak hayattaki en büyük keyif aldığım şey. O yüzden ikisi de beni çok mutlu ediyor.


Güçlü olduğunuz taraflarınız ve zayıf bulduğunuz yönleriniz nelerdir?

Güçlü olduğum tarafım kendimle barışık olmam, o beni çok güçlü kılıyor. İnsan kendini sevdiği zaman herkesi seviyor, hayatı seviyor. Herhâlde beni en güçlü kılan özelliğim bu. Kim olduğumun farkına varmak, o anın keyfini yaşayabilmek en büyük özelliklerim. Kırılgan olup, insanları değiştirmeye çalışmak beni çok yoruyor. Çünkü, kimseyi değiştiremiyorsunuz. Herkesi öyle kabul etmek gerekiyor.



Müzik dışında zamanınızı nasıl geçirmeyi seviyorsunuz?

Uzun yıllardır spor yapıyorum. Haftanın dört günü mutlaka spor yapıyorum. Hamileliklerimde de ara vermeden yoga yapmıştım. Şimdi de tekrar spora başladım. Çocuklarla vakit geçiriyorum, onları dışarı çıkarıyorum, parka götürüyorum ve evde mutlaka aktivitelerimiz oluyor. Ofisimizde işlerimi yürütüyorum. Aslında zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.



Hayatı planlı mı yaşarsınız yoksa gelişine mi?

Çok sert planlar yapmamak kaydıyla hayatı planlı yaşarım. Yarın ne yapacağımı, kaçta nereye gideceğimi bir gece önceden bilmek isterim ama “3 ay sonra şuraya giderim, şu bileti alayım” diyenlerden de değilim. Çünkü, biraz da bunu yapamamaktan korkarım. Bu yüzden yarın, öbür gün gibi kısa zamanlı planları evet yapmalıyım, mesleğim için de çocuklarım için de mutlaka planlı yaşıyorum.



Özel ve iş ilişkilerinizde kırmızı çizgileriniz var mı yoksa esnek misinizdir?

Kırmızı çizgilerim tabii ki var. İş konusunda disiplinliyim. Saatinde orada olmak, aynı enerjiyi, aynı neşeyi, aynı bağlılığı her seferinde maksimumda tutabilmek. Bunun dışında merhametli bir insan olduğum için yapılan hataları kolay affedebiliyorum. Genel olarak işimde disiplinliyim, kırmızı çizgilerim ve kurallarım var.


Hayat felsefeniz nedir? Hayatla eğlenen bir yapınız mı var yoksa ciddiye mi alırsınız?

Hayat felsefem, anın keyfini çıkartmak. Benim tek kuralım denge. Hayatla çok fazla dalga geçerseniz, ciddiye almazsanız o da iyi bir şey değil. Fazla kurallar içinde yaşarsanız o da sıkıcı bir şey. Dengede tutuyorum ben.

Sizin için hayattaki en önemli başarı nedir?

Bence, hayattaki en önemli başarı insanın kendisiyle barışık olması. Kendini sevmek, insanları sevmek, sevgi… Sevebildiğiniz sürece her şey size sevgi dolu gelir. Ben karmaya da inanıyorum, “Ne verirsen onu alırsın” durumuna. Bu yüzden iyi insan olmak, sevgi dolu olmak, mutlu insan olmak en büyük başarı galiba.



Hangi tür müzik dinliyorsunuz?

Ben işim gereği her türlü müziği dinliyorum. Şu an zaten hepsi elimizin altında ve hepsine çok kolay ulaşabiliyoruz. Dünyada neler çıkmış, şu anki trendler neler, Türkiye’de neler dinleniyor, hepsini dinliyorum. Ama tabii ki günün farklı saatlerinde. Evimizde de müzik açmayı seviyoruz. Daha sakin şeyler açıyoruz. Bazen çocuk şarkıları açıyoruz ama müzik hayatın her yerinde, her zaman, her saniye var.


Ruhunuzu nasıl dinlendiriyorsunuz?

Ruhumu spor yaparak dinlendiriyorum. Spor yaptığım sıralarda deşarj olduğumu görebiliyorum, düşünüyorum.


Ne tarz giyinmeyi seviyorsunuz?

Günlük hayatımda spor yaptığım için genellikle; spor ayakkabı, tayt, tişört. Bir davete katılmayacaksam günlük giyiniyorum. Onun dışında sahnede şu an Zekiye Karadağ ile birlikte çalışıyoruz. Onun yardımını alıyorum. Birlikte karar veriyoruz. Şu andaki stilimiz biraz şöyle; 2000’lerdeki o renkli, cıvıl cıvıl, içimizi açan kumaşlar, aksesuarlar… 2000’lerdeki o neşeyi biraz geri getirmek istiyoruz. Bir şey moda diye illa onu alıp takmak, kocaman marka çantaları elimde gezdirmek çok benim tarzım değil. Genel olarak da modaya ayak uydurduğumu da söyleyebilirim.


Müzik sektörüne yeni katılanlara neler tavsiye edersiniz?

Müzik sektörüne yeni katılanlara tavsiyem, kendilerini sürekli geliştirmeleri, sürekli yeni şarkılar üretmeleri… Üretim çok önemli şu an. Eskiden biz 4-5 senede bir albüm yapardık ama şu anda iş çok daha çabuklaştı. Devamlı üretmek, olan biteni takip etmek, doğru insanlarla çalışabilmek, sürekliliği yakalayabilmek, sağlıklı kalmak ve iyi düşünebilmek gerekiyor.



Eşinizle tanışma hikâyeniz nasıl oldu?

Bizim ilk tanışmamız yaklaşık 21 yıl önce gerçekleşti. Şaziye’de Kenan’a vokal yaparken Selim ortak arkadaşlarımızla beni izlemeye gelmiş. Arada ayaküstü merhabalaşmıştık ama bir daha karşılaşmadık. Orada içimden bir şeyi bıraktım. Yıllar sonra bir arkadaşımın Instagram hesabında Selim’in de olduğu bir fotoğrafa denk geldim. Tanımadığım kimseyi sosyal medyadan eklemeye çekinirim, aradan üç gün geçti. Dayanamadım ve Selim’i takibe aldım. O da sosyal medyayı sık kullanan biri değilmiş. Önce hayran sayfası zannetmiş ama sonra sayfanın bana ait olduğunu anlamış ve kabul etmiş. ‘Belki kız arkadaşı vardır’ diye rahatsız oldum ama ortak arkadaşımızdan yalnız olduğunu öğrenince mesaj atmaya karar verdim. ‘Size ekleme talebi yolladım ama sonra çok utandım’ diye yazdım. ‘Bir utanmaz varsa o da benim, şeref duyarım’ diye cevap yazdı. Ama orada kaldı. Bir hafta sonra bir mesaj geldi: ‘Bana mesaj atmayacaksan Instagram’ı kapatayım çünkü buralar sensiz çok boş.’ Ardından birbirimizin telefon numaralarını aldık ve hikâyemiz böyle başladı.



Üç yıl aradan sonra çıkardığınız “Kimse Bilmesin” ile tekrar sevenlerinizle buluştunuz. İlgiden memnun musunuz?

“Kimse Bilmesin”i mart ayında çıkarmıştık. Bilal Sonses’in bir şarkısı, söz ve müziği ona ait. Ben yıllar önce almıştım şarkıyı ama şimdiye kısmet oldu. Bence çok güzel bir slow ve bana da çok yakıştığını düşünüyorum. Onun ardından hemen hareketli bir şarkı vermek istedik. Sözleri Gülsen Karatoprak, müziği Volga Tamöz’e ait “Tatlı”yı çıkardık. Gülsen Karatoprak da bir Bodrumlu… Kendisi çok tatlı bir insandır. Bodrum’un bütün güzelliklerini almış bir kadın. Onun sözleriyle birleşti şarkı. Çok güzel bir şarkı ortaya çıktı. Şu an bütün konserlerimizde hep bir ağızdan söylüyoruz. Radyo ve televizyonlarda haftalarca bir numarada kaldı. Yakın zamanda Serdar Ortaç’ın “Heyecan” şarkısına bir klip çekeceğiz. Sonbaharda yine yeni bir şarkı vereceğim. Dinleyenlerle sürekli yeni şarkılar buluşacak.


Bodrum size ne ifade ediyor?

Bodrum benim yarı memleketim de diyebiliriz. Çünkü bir İzmirli’nin Bodrum’da kendini memleketinde hissetmemesi mümkün değil. Herkes gibi ben de Bodrum’u, koylarını, güzelliklerini çok seviyorum. Yıllarca Bodrum’da canlı müzik yaptık. Vokalistlik yaptığım zamanlarda yazları 3 ay Bodrum’da kaldım. Bu yüzden ben de Bodrum’u çok sevenlerdenim.









Bengü’nün EN’leri

  • En sevdiği renk: Pudra pembe

  • En sevdiği yemek: Balık-Salata

  • En sevdiği tatlı: Sufle

  • En sevdiği şehir: İzmir

  • En sevdiği yazar: Piraye

  • En sevdiği kitap: Seyir

  • En sevdiği oyuncu: Julia Roberts

  • En sevdiği mevsim: Yaz

  • En sevdiği gün: Cumartesi


Copyright © Bodrum Dergi | Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page