top of page
İllüzyonist kimliğiyle tanıdığımız Kubilay QB Tunçer’in keyifli sihirbazlık gösterisini Zorlu PSM Touche’de izledik. Tunçer’in etkileyici performansını seyirciyle yaptığı kısa sohbetler, kahkahalar renklendirdi. Oyun yazarı, senarist ve akademisyen Kubilay QB Tunçer ile hem büyülü sihir dünyası hem de yeni projeleri üzerine konuştuk.


Kubilay QB Tunçer
Kubilay QB Tunçer

Öncelikle sizi hiç tanımayanlar için kısaca bir özgeçmiş alabilir miyim?

Liseyi AFS bursuyla Amerika’da bitirdim. Sonrasında ODTÜ Psikoloji Bölümü’nde lisans, ODTÜ Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans ve Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Bölümü’nde ise ikinci bir yüksek lisans yapıp ‘master’ derecesini aldım. Bilgi’de İşletme Yüksek Lisans Programı’nda 10 yıl boyunca ‘Kaos Yönetimi’ dersleri verdim. Sayısız ‘keynote’ konuşması, TED konferansı ve toplantıya katıldım. Şirket ve kurumlarla ‘Algı Yönetimi, Zihin ve Yaratıcılık, Liderlik’ gibi konularda görüşlerimi paylaştım. Bu alanda ‘Sihirbaz Lider’ adlı bir de kitabım bulunuyor.

Yaşar Üniversitesi Sinema Bölümü’nde iki yıl senaryo hocalığı yaptım, Plato Film Akademisi’nde 3 dönem senaryo atölyelerini yönettim. Yazı Evi, Aksanat ve Endless Art bünyelerinde ileri düzey senaryo dersleri verdim. Ayrıca bağımsız olarak senaryo doktorluğu da yapıyorum. Bir televizyon klasiği olan ‘Susam Sokağı’nın yanı sıra ‘El Gibi’, ‘Maçolar’, ‘Mert’le Gert’, ‘Yapma Diyorum’ ve ‘Gümüş’ gibi birçok dizinin, ‘Avanos’ adlı mini dizinin senaryolarını yazdım. ‘Mutluluk’ gibi gişe filmlerinin senaryosu yine bana ait. Bugüne dek 20 sinema filmi ve yaklaşık 80 bölüm dizide çeşitli karakterler canlandırdım. Netflix dizileri ve Disney+ filmlerinde de pek çok önemli roller üstlendim. Nuri Bilge Ceylan, Emin Alper, Tolga Karaçelik, Ozan Açıktan gibi saygın yönetmenlerle çektiğim filmlerle uluslararası bir tanınırlığa ulaştım. Cannes ve Berlinale Festivalleri’nde oyuncu olarak kırmızı halıda yürüdüm. ‘SİYAD En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülü’ ve çok sayıda adaylıklarım var. Tiyatro oyunlarındaki performanslarımla çeşitli ödüllere aday gösterildim. Çok sayıda tiyatro oyunu yönettim.


AFİFE ödüllü ‘Olağan Mucizeler’ dahil olmak üzere dünyada sahnelenmiş birçok tiyatro oyunun yazarıyım. Londra ve Edinburgh’da İngilizce gişe açmış tek Türk oyununun yazarı ve oyuncusuyum. Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları’nda yazar ve yönetmen olarak görev yaptım. Harvard Üniversitesi bursuyla yazdığım ‘Cardenio’, dünya Shakespeare mirası listesinde kataloglanmıştır. Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen ‘Hüsnü Aşka Dair’ ve ‘Barbaros’ balelerinin librettistiyim. Popüler dünyada daha çok illüzyonistliğimle tanınıyorum. Las Vegas’tan Sydney’e dünyanın dört bir yanında gösteriler yaptım. 25 yıldır aralıksız sürdürdüğüm sahne şovlarım on binlerce seyirciye ulaştı. Kariyerimde bir Merlin Ödülü-Dünya birinciliği, bir Avrupa birinciliği, bir Balkan ikinciliği ve iki Onur ödülü bulunuyor. Ayrıca ‘İstanbul Magic Festival’in kurucusuyum. Televizyonda bugüne dek sayısız sihir programı gerçekleştirdim. Şu anda oyuncular ve sihirbazlar için ‘master class’lar veriyorum.


Sizi rol aldığınız yapımlar haricinde ilk kez sihir gösterisinde izledik. Çok keyifliydi, bu işe nasıl yöneldiniz? Sahneye ne zaman adım attınız?

25 yıldır sahnedeyim. Daha önce de belirttiğim gibi dünyada gösteri yapmadığım yer kalmadı diyebilirim. Sihirbazlığa tiyatronun bir parçası olarak Amerika’da Las Vegas’ta ilk sihirbazlık eğitimimi alarak başladım.


Kubilay QB Tunçer
Kubilay QB Tunçer

Sihir konusunda kendini geliştirmek isteyen birine tavsiyeleriniz neler olur? Eğitimler nasıl alınıyor?

Öncelikle sihirbazlığın teknik alt yapısını öğrenmeli. Bunun için çeşitli kurslar var. İnternette de öğretici çeşitli videolar bulunuyor. Kişinin kendine bir usta bulmasında da fayda var ama sahne sihirbazlığında öğrenilmesi gereken en önemli unsur oyunculuk ve sunum yeteneğidir. Bu yüzden bütün sihirbaz adaylarının en azından temel düzeyde oyunculuk öğrenmesi gerekir.


Bu alanda hep güncel kalmak için günde ne kadar zamanınızı ayırıyorsunuz ve kendinizi nasıl geliştiriyorsunuz?

Sihirbazlık konusunda güncel olabilmek tabii ki hayatımın önemli bir parçasını oluşturduğu için bu akışkan bir ilişki olarak sürüyor. Zaten gelişmelerden haberdar da oluyorum. Aynı zamanda çok gösteri yaptığım için gösteriler, alıştırmalar ve pratikler bir arada gelişiyor. Yine de yeni bir oyun çalıştığım zaman evde kapanarak uzun saatler prova yapıyorum.


Çocuklar için çok gösteriniz oluyor. Onlardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Uzun süredir devam eden ‘Odadaki Sihirbaz’ adında bir şovum var, bir aile şovu. Genellikle çocuklar için yapılan işler yetişkinler için sıkıcı olur. Bu şovda tüm ailenin birlikte eğlenmesini hedefledik. Sihir oyunlarının gücü ve sahnenin parıltılı dünyası sayesinde bunu başardığımızı söyleyebilirim. Ayrıca benim yıllardır devam eden stand-up ve kabare tarzı sihir şovlarım da bulunuyor. Çocuklara gösteri yapmayı seviyorum. Kendi çocuklarım için iyi şovlar ararken bari biz kendi şovumuzu kendimiz yapalım fikrinden yola çıktık. Daha önce de pek çok çocuk şovu yaptım. ‘Akıllı Çocuklar Kulübü’, ‘Sihirbaz Kubi ve Arkadaşları’ bunlar arasında. Bu gösterilerle bugüne dek 100 binlerce çocuğa ulaştım.


Kubilay QB Tunçer
Kubilay QB Tunçer

Bir yandan da oyunculuk devam ediyor. Projeleriniz neler?

Funda Eryiğit ve Hazar Ergüçlü’yle ‘Timsah Ateşi’ oyununu iki sezondur sürdürüyorduk. Ama Funda’nın hamileliği sebebiyle neşeli bir ara verdik. Bunu fırsat bilerek yeni bir oyun çalışmaya başladım. Sezona yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu arada dizileri ve filmleri konuştuğumuz ‘Dizinin Dibi’ adlı bir ‘podcast’ ve çocuklara tarihi sevdirmeyi hedefleyen bir televizyon programına başladım. Daha önce çektiğim birkaç film ve dizi yayına girecek. Netflix için çekilen ‘Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?’ çok yeni yayına girdi. Yakında yeni bir film için sette olacağım. Öte yandan dersler, seminerler derken yine yoğun bir dönem açıkçası. Bir süredir yazarlığı ihmal etmiştim. Yeni bir roman, bir de senaryo yazıyorum. Onları da yaza kadar bitirmiş olmayı hedefliyorum.


  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 25 Şub 2023
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Nis 2023

Bu sayımızda Şalva Ailesi’ne yeni katılan Rio ve onun can dostu Başak’ı konuk ediyoruz. Çocukluğundan beri bir patili dostu olmasını istediğini belirten Başak Şalva, geç de olsa bu arzusuna kavuşmuş. Başak, evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere ise şunları söyledi: “Bir evcil hayvan sahiplenmeden önce mutlaka ailedeki herkesin buna hazır olup olmadığına karar vermeniz gerekiyor. Bu çok ciddi bir sorumluluk çünkü karşınızda kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak size tamamen bağımlı bir canlı var. Özellikle tüm gün evde yalnız kalmasını gerektirecek bir yaşantınız varsa, onunla sadece akşamları birkaç saat ilgilenebilecekseniz bir kere daha düşünmenizi öneririm. Bir köpek sahiplenmek istiyorsanız çok uzun saatler yalnız bırakamayacağınızın farkında olmanız gerekiyor. Bir evcil hayvanla birlikte yaşamak evet çok keyifli ama bir o kadar da yorucu. İnsanlar gibi onların da birçok ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Sadece yemeğini ve suyunu verip onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmiş olmuyoruz. Oyun oynayıp enerjilerini atmak, başka köpeklerle sosyalleşmek ve dışarı çıkmak gibi birçok ihtiyacını gerekiyorsa kendinize ayırdığınız zamandan fedakârlık yaparak karşılayabileceğinizden emin değilseniz, lütfen bir evcil hayvan sahiplenmeyin.”


Sahiplenme hikâyeniz nedir?

Çocukluğumdan beri bir köpek sahiplenmeyi çok istiyordum. Ancak annem ve babamın kabul etmiyor oluşu bu fikri hep ertelememe sebep oluyordu. Annem, titiz ve düzenli bir insan. Bu yüzden evde patili bir dosta sahip olmanın zor olacağını söylüyordu. Babam da özgürlüğümü kısıtlayacak ve bana ciddi sorumluluklar getireceğinden bahsedip bu fikrime karşı çıkıyordu. Tatildeyken, yakın bir arkadaşım bana sahiplendirilmeyi bekleyen patili ilanları gönderdi. Yine reddedeceklerini düşünmeme rağmen konuyu tekrar gündeme getirdim. Bu sefer beklediğimin aksine konuya daha ılımlı bakmaları beni cesaretlendirdi. Anne ve babam fikirlerini değiştirmeden İstanbul’a döner dönmek gidip Rio’yu sahiplendik.



İlk karşılaşmanızda ne hissettiniz?

Sahiplendiğimiz yerde Rio’ya benzer birçok köpek vardı. Seçim yapmamız beklenirken Rio bize doğru gelmek istediğini belli eden hareketler yaptı. Annem de ben de onun bizi seçtiğine inanarak Rio’yu sahiplenmek istediğimize karar verdik. İlk kucağıma verdikleri anda nasıl tutacağımı, nasıl davranacağımı hiç bilmiyordum. Eve dönerken, yol boyu biraz endişeli fazlasıyla da heyecanlıydım. Eve gelip onu yere bıraktığımız anda biraz korku biraz da merakla birlikte kısa sürede eve alıştı ve keşfetmeye başladı.

İsmini nasıl koydunuz, sizin için özel bir anlamı var mı?

Babam köpek sahiplenme konusuna en karşı olan kişiydi. Ben Latte, Cookie gibi biraz daha rengiyle uyumlu isimler koymak istemiştim ama babamın kısa sürede alışması ve sevmesi için onun istediği ismi koymaya karar verdim. Sahiplenmeye karar verdiğimiz andan itibaren babamın söylediği isim sadece Rio olduğu için isminin Rio olmasına karar verdik.


Cinsi nedir, bu cinsin en belirgin özellikleri nedir?

Toy Poodle. Belirgin özellikleri arasında en akıllı ikinci ırk olmaları, asla tüy dökmemeleri ve yalnız kalmayı hiç sevmiyor olmaları var.




Nasıl iletişim kuruyorsunuz, isteklerini size nasıl anlatıyor?

En büyük korkum onu anlayamamak ve isteklerini karşılayamamaktı ama Rio kendini çok rahat ifade edebiliyor. Hareketleri ve çıkardığı farklı seslerle ne yapmak istediğini onu ilk defa gören biri bile kolayca anlayabiliyor. Genelde en çok istediği şeyler bizim yediğimiz yemeklerden yemek ve herkesle birlikte koltukta oturmak.



Neden bir evcil hayvan sahiplenmek istediniz?

Genelde kedi ya da köpek olan evlerin enerjisinin daha yüksek olduğuna inanırım. Eve getireceği pozitif enerji ve mutluluktan her zaman emindim. Kendimden başka bir canlının sorumluluğunu alabileceğime emin olduğum noktada bu kararı verdim.


Karar vermeden önce, evde bir hayvanla yaşamının nasıl bir şey olduğuna dair fikriniz var mıydı?

Karar vermeden önce sık sık daha önce evcil hayvan bakan ve konu hakkında bilgisi olan arkadaşlarımla görüştüğüm için karşılaşabileceğim zorlukların çoğunu öğrendim. Rio evimize geldikten sonra daha önceden bilmediğim bir zorlukla karşılaşmadım. Buna rağmen, benim için yeni bir deneyim olduğundan iyi bir veteriner bulmaktan, uygun mama, şampuan gibi ihtiyaçlarının seçimine kadar birçok konuda araştırma yapmam gerekti.



Rio’nun aileye katılmasından sonra hayatınız nasıl değişti?

Genel olarak olumlu değişikler oldu. Herkesin bir an önce işini bitirip eve erken gelmesi için bir sebep oldu. Zor olan ise onu götüremediğimiz yerlere gidileceği zaman yalnız kalması ve onun tek kalmaktan hiç hoşlanmaması. Hepimiz evde bile olsak aynı odada hatta mümkünse aynı koltukta bizimle birlikte oturup temas hâlinde olmak istiyor.



Bir evcil hayvana sahip olmanın olumlu ve olumsuz yanları nedir?

Çok fazla olumsuz yanlarından bahsedemeyeceğim çünkü aramıza katıldığı günden beri bir defa olsun bunun pişmanlığını yaşamadık. Ne kadar yoğun ve yorucu bir gün geçirmiş olursak olalım eve geldiğimizde onun sevincini görmek hepimize enerji veriyor. Bize duyduğu karşılıksız sevgi ve bağlılık olumsuz yanlarını görmememiz için yeterli.



Evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere mesajınız nedir?

Bir evcil hayvan sahiplenmeden önce mutlaka ailedeki herkesin buna hazır olup olmadığına karar vermeniz gerekiyor. Bu çok ciddi bir sorumluluk çünkü karşınızda kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak size tamamen bağımlı bir canlı var. Özellikle tüm gün evde yalnız kalmasını gerektirecek bir yaşantınız varsa, onunla sadece akşamları birkaç saat ilgilenebilecekseniz bir kere daha düşünmenizi öneririm. Ben kendi aile işimizde çalıştığım için işe giderken bile Rio’yu yanımda götürüyorum. Bunun herkes için mümkün olmayan bir durum olması sebebiyle özellikle Toy Poodle cinsi bir köpek sahiplenmek istiyorsanız çok uzun saatler yalnız bırakamayacağınızın farkında olmanız gerekiyor. Bir evcil hayvanla birlikte yaşamak evet çok keyifli ama bir o kadar da yorucu. İnsanlar gibi onların da birçok ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Sadece yemeğini ve suyunu verip onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmiş olmuyoruz. Oyun oynayıp enerjilerini atmak, başka köpeklerle sosyalleşmek ve dışarı çıkmak gibi birçok ihtiyacını gerekiyorsa kendinize ayırdığınız zamandan fedâkarlık yaparak karşılayabileceğinizden emin değilseniz, lütfen bir evcil hayvan sahiplenmeyin.


  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 20 Şub 2023
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Nis 2023

Okulun ele avuca sığmaz ve en yaramaz öğrencisiydi. Bir gün; sınıfça gittiği oyunu sabote etmesin diye öğretmeni tarafından en arka sıraya oturtulup başına nöbetçi dikilen tiyatroda, oyunculuk yeteneğini keşfetti ve o gün hayatının akışı değişti.


Yıllarca; oyunculuk, yazarlık, yönetmenlik ve seslendirme yaptıktan sonra bir arkadaşıyla Aksine Tiyatro’yu kurdu. Zamanla bu alanların para kazanmak adına icra edilmek için fazla hassas alanlar olduğuna karar verip beyaz yakalı oldu. “Kendi parasıyla kendi sanatını yapma” yolunu seçti. 2010 yılından sonra ise sinema, tiyatronun önüne geçmeye başladı. Bu süreçte 4 kısa metrajlı film çekti. “Üyesi oldukları mafya çetesine demokrasi getirmeye kalkan 3 kafadarın hikâyesini” kaleme aldığı ve yönetmenliğini yaptığı “Konsensüs” adlı kısa filmi, festivallerde önemli bir başarı yakaladı. İlker Köklük’ün sanat yolculuğu uzun süredir devam ediyor. Bu yolculukta yaşadığı pek çok hikâyesi var. Hele biri var ki inanılır gibi değil…


Film çekmek için New York’a gitti. Filmin büyük bir bölümünü çekip bazı bölümlerini tamamlayamadan Türkiye’ye döndü. Bir sabah sağ koluna giren bir kramp ile uyandı. Yarım saat sonra sağ kolu, iki saat sonra da konuşma yeteneğini kaybetti. Hastaneye kaldırıldı. Beyninin sol tarafında ceviz büyüklüğünde bir tümör olduğunu öğrendi. Tümör, sağ kolu ve konuşma yeteneğini yöneten bölgeye zarar vermişti. Hastaneye yatırıldı ve tümörün alınacağı ameliyatı beklemeye başladı. Odaya gelip yatağa yatırılınca hemen bir not defteri ve kalem istedi. Sol elle yazdığı ilk şey “Kameramı getirin” oldu. Tiyatro öğrencilerinden biri doktordu ve ameliyatı yapacak profesörü tanıyordu. Ona durumu anlattı ve o da kabul etti. Doktor öğrencisi, ameliyata girerek çekim yaptı.


Yönetmen İlker Köklük, “Dünyada, kendi filmindeki karakteri oynayıp, filmde kendi beynini de göstermiş tek film yönetmeniyim sanırım” diyor tebessüm ederek… Tabii asıl enteresan olan beyninde tümör olduğunu bilmeden beyninde tümör olan birinin hikâyesini yazması, ardından oyuncunun hastalanması yüzünden rolü canlandırması ve hastane sahnelerini çekemeden aynı hastalıkla hastaneye düşmesi. Bunların arasında şu an bilimsel olarak açıklayamadığımız bir bağlantı var muhakkak. Mucize diye adlandırdığımız şeyler zaten öyle değil mi?

Beyaz Yakalı Yönetmen İlker Köklük, Bodrum Dergi’nin bu ayki konuğu oldu ve kariyer yolculuğunu filtresiz olarak bizimle paylaştı. İşte İlker Köklük’ün eşsiz sanat yolculuğundan kesitler…



Okurlarımıza sizi tanıtarak başlayalım. Kimdir İlker Köklük?

1976 yılında Samsun’da doğdum. Aslen Çarşambalıyım. Üniversiteye kadar Samsun’da yaşadım ve hafta sonlarımı yoğunlukla, ‘anlatsan kimse inanmaz’ diye tanımlanan olayların sıradanlaştığı memleketim Çarşamba’da geçirdim. Bugün yazdıklarıma biraz komik bulaşıyorsa sanırım o günlerde yaşadıklarımdandır. Ardından Samsun’dan üniversite için ayrıldım ve Uludağ Üniversitesi’nde İktisat okudum. Orada da Türkiye sol siyasetinin içinde 90’lı yılları yaşadım. Bugün yazdıklarıma her türlü faşizm karşıtlığı ve adalet arayışı bulaşıyorsa, bunlar da Bursa’da yaşadıklarımdandır. Ardından okul bitince İstanbul’a geldim ve yıllarca; yazarlık, yönetmenlik, oyunculuk ve seslendirme yaptım. Ancak zamanla bu alanların para kazanmak adına icra edilmek için fazla hassas alanlar olduğuna karar verip beyaz yakalı oldum. Kendi paramla kendi sanatımı yapma yolunu seçtim. Bu yolculuk uzun süredir devam ediyor.


Büyürken ailemde ve çevremde hiç sanatçı yoktu. İlkokuldayken, okulla birlikte gittiğimiz bir çocuk oyununda tiyatro ile tanıştım. Yani kendisi benimle tanıştı, aracı olmadan. Kendisini çok sevdim ve o günden beri hep hayatımın bir parçası oldu. 1995 yılından bu yana tiyatro yapıyorum. Çeşitli projelerde yer aldıktan sonra 2006 yılında dostum Birol Hanbayat’la birlikte Aksine Tiyatro’yu kurdum. Ben, yeni mezun olmuştum ve oyunculukla seslendirme yapıyordum, Birol ise hukuk okuyordu. Beyoğlu Tepebaşı’nda izbe bir depo kiraladık ve sahne hâline getirip adını Aksine Sahne koyduk. Bu tiyatroda 2016 yılına kadar yazdığım 4 oyunu sahneledik. Oyunlarım başka tiyatrolar tarafından da sahnelendi ve Mitos Boyut Yayınevi’nde basıldı. Son oyunum “Konsensüs” ise Ayrık Otu Yayınları’ndan basılacak. 2010 yılından sonra ise sinema sanatı, tiyatronun önüne geçmeye başladı benim için. O dönemden bu yana 4 kısa metraj film çektim.


Şu, sizi tiyatroyla tanıştıran günü anlatır mısınız?

Ben ilkokuldayken ikişerli sıra olunur ve bir tiyatro salonuna gidip oyun izlenirdi. Ben de sınıftaki birkaç arkadaşımla birlikte sınıfın en yaramazlarındandım. Öğretmenimiz oyunu sabote etmeyelim diye bizi en arka sıraya yerleştirip hemen önümüze de üst sınıftan bir ağabeyi oturttu ve bizim önlere gelmemize asla izin vermemesini tembihledi. Oyun başlayana kadar bunda bir sorun yoktu, kendi aramızda eğleniyorduk ama oyun başlayınca, arkadaşlarım için olmasa da benim için işler değişti. Oyunculardan biri köpek taklidi yaparken dudaklarının üst kısmını hızlı bir şekilde titretiyor ve bu seyircileri çok güldürüyordu. Nedense o hareket çok hoşuma gitti ve yakından görmek istedim. Bulunduğum yerden sahneyi bile zor görüyordum. Nöbetçi ağabeyden izin istedim ama vermedi. Gürültü yapmayacağımı söylesem de haklı olarak inanmadı ve ben o hareketi uzaktan izlemek zorunda kaldım. Ama oyun bittiğinde hareketin aynısını yapıyordum. Bunu gören arkadaşlarım durumu öğretmenimize söyledi. O günden sonra boş derslerin taklitçisi ve okuldaki müsamerelerin oyuncusu hâline geldim. Nöbetçi ağabey şimdi ne yapıyor bilmem ama ben o günden beri ön sıraları da geçip çıktığım sahneden inmedim.



Aksine Tiyatro’nun kuruluşunu ve faaliyetlerini öğrenebilir miyiz?

Aksine Tiyatro’yu 2006 yılında kurduk. İlk gösterimimizi de 2007 yılında Sarıyer Belediyesi Boğaziçi Tiyatro Festivali’nde yaptık. İlk oyunumuz, tüketim toplumunun kara mizahını anlattığım “Parça Tesirli Pazarlar” oyunuydu. Bu oyunu, 2014 yılına kadar 7 sezon oynadık. Onu, devamı niteliğinde ve büyüme ekonomisinin kontrolsüz ve aşırı üretimin kara mizahını yaptığım “Sevgili Pazartesilerim” izledi. Bu oyunu da 2011 ile 2016 yılları arasında 5 sezon oynadık. Sonra 2001 yılında yazdığım ilk oyunum olan, “Mendil Alır mısınız?” oyununu sahneledik. Sokakta çalışmak zorunda olan çocukların hayatından bir kesit sunduğum bu oyunu da 2012 ile 2015 yılları arasında 3 sezon sahneledik. Aksine Tiyatro olarak, Aksine Sahne günlerinde sahnelediğimiz son oyunumuz da Gezi Direnişini anlatan “Aradığınız Topluma Ulaşılamıyor” oyunu oldu. İlk gününden son gününe kadar içinde bulunmaktan büyük mutluluk duyduğum o muhteşem direnişe bir güzelleme niteliğindeki oyunu 2015-2016 sezonlarında gösterdik. Ardından ciddi bir rahatsızlık yaşayarak iki yıl sahneden uzak kaldım ve o dönemde mecburen Aksine Sahne’yi kapattık. Şartlar o günden sonra bize Aksine Sinema adına üretimler yapma yolunu açtı ama Aksine Tiyatro mümkün olan en kısa sürede yeni oyunuyla seyircisiyle buluşacak.



Ne güzel işler yapmışsınız, hemen geçmek istemiyorum. Aksine Tiyatro’dan biraz daha bahsedelim. Nasıl bir yerdi orası?

Türk Tiyatrosu’nun ilk ve en önemli sahnelerinin olduğu Tepebaşı’nda kurduk Aksine Sahne’yi. 30 seyirci alan, ufacık da bir fuayesi olan bir yerdi. Oyunlardan sonra kalmak isteyen seyircilerimize şarap ikram eder ve sohbet ederdik. Hayatın sadeleştiği ve güzelleştiği yerlerden biriydi bizim için. Aslında Aksine Tiyatro’yu en iyi özetleyen şey sanırım sitemiz için yazdığım şu yazıydı:




“Aksine Tiyatro; 2006 yılının ekim ayında toplumsal sorumlulukların dayattığı bir tiyatro hareketi olarak aksine işler üretmek için kurulur ve kurulduğu günden bugüne boyunu aşmasa da bu amaç doğrultusunda üretmeyi sürdürür. Örneğin sayısız kez oynanmış oyunlar üzerinde çalışmak yerine bugüne dair gerçeklerden geçen oyunlar üretir ya da seyirci bana gelsin diye oturmak yerine tiyatro seyircisi erozyonuna karşı savaşmak ve yeni seyirciler yaratmak için çalışmalar yapar. Ona göre aksine işler yapmak her geçen gün sıradanlaşan yozlaşmaların aksine yaşamak için tüketmek yerine üretmek gibidir, Aksine işler yapmak; gemisini kurtaran kaptanların arasında, suyun üzerinde kalmaya çalışan insanlara tutunabilecekleri bir sal yapmak gibidir, Aksine işler yapmak; gerçekten tiyatro yapmak gibidir.”

Bu arada geçmiş olsun. Yaşadığınız rahatsızlığın da çok enteresan bir hikâyesi varmış… Ona gelmeden önce Aksine Sinema başlığındaki çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?

Aksine Sinema adına ilk filmimiz olan “İş”; iş arayan bir adamın, bir karınca ile yaşadığı hikâyeyi konu alıyordu. Bahsettiğiniz olayın gerçekleştiği ikinci filmim “Seçim”i New York’ta çektim. Üçüncü filmim “Gökyüzü” idi. Bugünkü baskın aile yapısının nasıl çocuklar yetiştirdiği üzerine odaklanan bir hikâye. Son filmim Konsensüs ise bir kara mizah. Üç dram çektikten sonra tiyatrodaki gibi komedi yapmaya karar verdim ve üç mafya üyesinin mafya örgütüne demokrasi getirme çabasını konu aldım.

Nereden izleyebiliriz bu filmleri?

Bu filmler ancak festivallerde gösterim şansı bulabildi ama Vimeo kanalımdan izlemek mümkün. https://vimeo.com/user59489869


Seçim filmini çekerken yaşadığın enteresan olaya gelmek istiyorum. Biliyorum hoş bir olay değil ama senden ilk dinlediğimde inanamamıştım ve uzun süre etkisinden kurtulamamıştım… Gerçekten çok enteresan ve sanırım nadir yaşanabilecek bir olay. Okurlarımızın da ilgisini çekecektir eminim.

O dönem New York’ta yaşayan kuzenim Murat Bayramoğlu’nun yanına ziyarete gidecek ve gitmişken de kameramı yenileyecektim. Aklıma orada çekilebilecek bir kısa metraj filmin hikâyesi geldi. Murat da üniversite yıllarında tiyatro yapmıştı ve filmde hikâyesini anlatacağım adama uygundu. Fikrimi ona açtım ve yapmaya karar verdik. Filmde hikâyesi anlatılan adamı o oynayacaktı. Murat, eşi Sadriye ve arkadaşları, ben gitmeden tüm hazırlıkları yaptılar. Ancak gittiğim gün Murat hastalandı ve yüksek ateşle yattı birkaç gün. Filmi çekeceksek benim oynamamdan başka çare yoktu ve öyle yaptık. Film, beyninde kötü huylu tümör olan bir adamın hikâyesini anlatıyordu ve o dönem ABD’de Donald Trump ile Hillary Clinton arasında kıyasıya bir rekabetle geçen başkanlık seçimleri vardı. Filmdeki karakter, her akşam televizyondan seçim tartışmalarını izliyor, bir yandan da kanser tedavisine bağlı ödemeler yüzünden tüm parasını yavaş yavaş kaybediyor. Adam, doktorla görüşüyor ve önünde iki seçenek olduğunu öğreniyor. Ameliyat ya da kemoterapi. İçinde bulunduğu durumda ikisinin sonucu da iyi olmayacak. İkinci seçimi olan takip ettiği siyasal seçimi ise Trump ya da Hillary’den hangisi kazanırsa kazansın dünya için iyi olmayacak. Filmde iki seçimin ve iki kanserin hikâyesi anlatılıyor yani. Sonunu anlatmayayım tabii.


Senaryoda hastane sahneleri de vardı ama onları Amerika’da çekemedik. Kurguda bir şeyleri farklı düşünerek çözerim deyip döndüm İstanbul’a ama filmi hiçbir şekilde masada bağlayamadım. Kafamda, “Bu kadar emek boşa mı gidecek” sorusuyla yaşıyordum o dönem.


Bir sabah sağ koluma giren bir kramp ile uyandım. Yarım saat sonra sağ kolumu, iki saat sonra da konuşma yeteneğimi kaybettim. Hastaneye kaldırıldım. Beynimin sol tarafında ceviz büyüklüğünde bir tümör olduğunu öğrendim. Tümör, sağ kolumu ve konuşma yeteneğimi yöneten bölgeye zarar vermişti. Hastaneye yatırıldım ve tümörün alınacağı ameliyatı beklemeye başladım. Odaya gelip yatağa yatırılınca hemen bir not defteri ve kalem istedim. Sol elle yazdığım ilk şey “Kameramı getirin” oldu. Tiyatro tarafındaki öğrencilerimden biri doktordu ve ameliyatı yapacak profesörü tanıyordu. Ona durumu anlattı ve o da kabul etti. Ameliyata girerek çekim yaptı öğrencim. Özetle dünyada, kendi filmindeki karakteri oynayıp, filmde kendi beynini de göstermiş tek film yönetmeniyim sanırım. Tabii asıl enteresan olan beynimde tümör olduğunu bilmeden beyninde tümör olan birinin hikâyesini yazmam, ardından Murat’ın hastalanması yüzünden rolü canlandırmam ve hastane sahnelerini çekemeden Türkiye döndüğümde aynı hastalıkla hastaneye düşmem. Bunların arasında şu an bilimsel olarak açıklayamadığımız bir bağlantı olduğuna inanıyorum açıkçası. Mucize diye adlandırdığımız şeyler de öyle bence zaten. Quantum üzerine yapılan keşiflerin devamı ile bu konularda daha çok şeyi açıklayabileceğiz gibi geliyor bana.



Bir yandan yönetmen, yazar ve oyuncu kimliğinle harika işlere imza atıyorsun diğer yandan da bir ‘Beyaz Yakalı’ olarak Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin Kurumsal İletişim biriminde yönetici olarak çalışıyorsun. Bu iki kariyeri aynı anda nasıl devam ettiriyorsun?

Aslında bu sanıldığı kadar zor bir şey değil. Klasik bir aile hayatım ve büyütmekte olduğum çocuklarım olsaydı olamazdı belki ama öyle değil. Gördüğüm kadarı ile toplumun çoğunluğunun vakit ayırdığı birçok şeye, kendimi bildim bileli vakit ayırmıyorum. Bunların başında TV izlemek geliyor. Evde televizyonum var ama sadece sinema filmi izlemek, çok nadiren de bir diziyi takip etmek için açılıyor. Sadece TV bile hayatınızda olmadığında size büyük bir zaman kalıyor. Bir de tabii şöyle bir boyutu var bu durumun. Bu iki alan birbirini besliyor. Her ikisi adına yaşadıklarım diğerinde kendine bir yer buluyor sürekli. Sanat yapmak için hayatın içinde olmanın daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Aksine Tiyatro’yu kurarken de hiçbir zaman daha önce sahnelenmiş oyunları sahnelemek amacını gütmedik. Onu yapan ve tek işi tiyatro yapmak olan çok insan var zaten. Biz hep yaşanılan günün olgularına odaklanan yeni hikâyeler anlatmak istedik ve öyle yaptık. Gerekli ve az olan da bu değil mi? Hem yaşamın içinde tüm dertlerini çeken hem de buradan sanat çıkaran insanlar ve ekipler.



Son filmin Konsensüs’ün çekim aşamalarından ve sonrasından bahsedebilir misin bize?

Filmin yazım aşamasından seyirci ile buluşmasına kadar tüm aşamalar pandemi şartları altında gerçekleşti. Bu durum özellikle çekim aşamasında bizi oldukça zorladı. Set için her şey ayarlanmışken son gün bir kapanma kararı gelip gelmeyeceğini bekliyorduk. Neyse ki her şey yolunda gitti ve çekimleri istediğimiz sürede bitirebildik. 2020 Temmuz’unda çekimler 4 gün gibi bir sürede tamamlandı. Ardından filmin kurgusunu da eylül ayı sonunda bitirdik. O günden beri film festivallerde seyirci ile buluşmaya devam ediyor.



Filmin ortaya çıkış hikâyesi nasıl gerçekleşti?

Tiyatroda çoğunlukla komediler yazdım ama sinemaya geçtikten sonra ilk üç filmimi de dram türünde çektim. Artık bir komedi çekme zamanı geldi diye düşünüyordum. Aynı zamanda yıllardır bu ülkenin televizyonlarında mafya üyelerinin kahramanlaştırılmasından son derece rahatsızdım ve o kahramanların hayatlarına başka bir açıdan bakan bir iş yapmak istiyordum. Bu iki amaç bir senaryoda buluştu ve Konsensüs ortaya çıktı. Ülkenin içinde bulunduğu hâli bir mafya çetesinde geçen olaylar üzerinden anlatan bu filmde, üyesi oldukları mafya çetesine demokrasi getirmeye kalkan 3 kafadarın hikâyesini kaleme aldım.


Peki İlker Köklük bugünlerde ne yapıyor?

Birkaç aydır Konsensüs filminin tiyatro oyununu yazmakla meşguldüm. Nihayet bitti ve önümüzdeki ay Ayrık Otu Yayınevi’nden basılacak. Aynı hikâyenin romanına başladım bir yandan. Aksine Tiyatro olarak sahneleyeceğimiz yeni bir oyun yazmaya başlayacağım şimdi de. Oyun, insanın dünyaya ve kendinden başka canlılara verdiği zararı anlatan bir absürt komedi olacak. Bir de İstanbul’da yeni kurulacak olan bir tiyatro, ilk oyunları olarak Parça Tesirli Pazarlar ile Sevgili Pazartesilerim’i sahneliyor şu an. Onlarla provalara giriyorum.



Senin gibi sanatsal üretimlerin içinde olmak isteyen gençlere ne önerirsin?

Ne üreteceğinizden bağımsız olarak yapılması gereken en önemli şey kitap okumak bence. Hiç kuşku yok ki sizden önce çok yaratıcı ve büyük beyinler geçti bu dünyadan. Onlar gözlemlerini kitaplara döktüler. O beyinlerin muhakemesinden süzülmüş bir dünyadan haberdar olmak ancak iyi kitapları okumakla mümkün. Ne kadar çok değerli yazar kitabı okursanız, özgün eserler üretme ihtimaliniz o kadar yüksek olur.



Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page