top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 10 Kas 2022
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Kas 2022

Anadolu Sigorta’nın Platinum sponsoru olduğu American Hospital The Bodrum Cup, bu yıl 15-22 Ekim tarihleri arasında gerçekleşti. Dünya çapında yelken tutkunlarını Bodrum’da bir araya getiren Akdeniz’in en büyük yelken festivali, 22 Ekim’de düzenlenen Anadolu Sigorta Bodrum – Bodrum etabıyla tamamlandı. Son gün yarışlarında KADES uygulamasına yönelik özel bir farkındalık etkinliği de gerçekleştirildi.


Yarışların tamamlanmasından sonra Ağanlar Tersanesi’nde düzenlenen törende, Amasra’daki maden ocağında yaşanan patlamada hayatını kaybeden işçiler ve yarışta fenalaşarak yaşama veda eden Dr. Nihan Eren için 2 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Açılış konuşmalarının ardından, şampiyonlar ödüllerine kavuştu. 34’üncü American Hospital The Bodrum Cup’ta şampiyon Hızır 1 olurken, ayrıca “The Challenge” kategorisinin de kazananı oldu. “Gulet” kategorisinde kupayı STS Bodrum kaldırırken, “Cruiser” kategorisinde ise Zargana ödül sahibi oldu.


The Bodrum Cup genel sıralamada “Hızır 1” birinci, “Take It Easier” ikinci, “Bodrum (STS)” de üçüncü oldu. Bu sene üst üste 3. şampiyonluğunu kutlayan Hızır 1, bu başarısıyla regatta bayrağının da sahibi oldu.

34 yıldır deniz ve yelken tutkunlarını Bodrum’da bir araya getiren ve bu yıl “Maviye Güç Katıyoruz” mottosu ile gerçekleştirilen American Hospital The Bodrum Cup yelken yarışları, Athena’nın muhteşem konseriyle sona erdi.


Uluslararası bir deniz festivali olan The Bodrum Cup, dünyanın dört bir yanındaki yelken sporcularını ve meraklılarını Bodrum’da bir araya getiriyor. Güneşe dayalı turizm algısını değiştirerek rüzgârı tercih nedeni yapan The Bodrum Cup, aktif olarak koylar hakkında farkındalık yaratmanın yanı sıra birçok sosyal sorumluluk projelerinde de yer alıyor.


Akdeniz’in en büyük yelken festivali The Bodrum Cup’ın isim sponsoru, American Hospital, ana sponsoru Çağdaş Holding, platinum sponsorları; Anadolu Sigorta, Metro ve Opet olurken Gold sponsorları da Ağanlar, Allkaria.com, Divan Pub Bodrum ve Hapimag Sea Garden Resort Bodrum oldu.

Bu yıl 34’üncü defa gerçekleştirilen ve her sene artan katılımcısıyla Akdeniz’in en büyük deniz festivaline dönüşen The American Hospital Bodrum Cup, bir kez daha yelken ve deniz aşkıyla tamamlandı. 150’den fazla yat, 1.500’ü aşkın denizci, kara etkinliklerinde ise 10 binden fazla katılımcı ile tamamlanan festivalin bu seneki yarış rotası ise Bodrum’dan başlayıp sırasıyla Çökertme, Kissebükü, Gümüşlük ve tekrar Bodrum’da son buldu. The Bodrum Cup, bu sene mavi ekonomi ve sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekmek için mottosunu “Maviye Güç Katıyoruz” olarak belirlemişti. 2023’de 35’inci yılına girecek olan The Bodrum Cup, rotasını İstanbul ve Selanik olarak belirledi.


Her yıl olduğu gibi bu yılda çok sayıda yarışmacı ve ziyaretçi ile gerçekleştirilen American Hospital The Bodrum Cup, 15 Ekim Cumartesi günü Kampana Töreni ile başladı. Yelken Yarışları ise sırasıyla; 18 Ekim Metro | Bodrum-Çökertme Etabı, 19 Ekim Opet | Çökertme-Kissebükü etabı, 20 Ekim Hapimag | Kissebükü-Gümüşlük etabı, 21 Ekim Çağdaş Holding | Gümüşlük-Bodrum etabı ve 22 Ekim Anadolu Sigorta | Bodrum-Bodrum etabıyla tamamlandı.


Ağanlar Tersanesi’nde gerçekleştirilen ödül töreninde konuşan The Bodrum Cup Organizasyon Komitesi Başkanı Süleyman Uysal şunları söyledi: “Hepimiz için heyecan verici yarışların, özel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir yılın ‘The Bodrum Cup Zamanı’ daha tamamlandı. Ülkemize değer kattığımız organizasyonumuzda 150’den fazla yat, bin 500’ü aşkın denizci, kara etkinliklerinde ise 10 binden fazla ziyaretçi bizimleydi. Bu beraberliğin getirdiği güç ile ‘Maviye Güç Katıyoruz’ mottosuyla yola çıktık ve 15 Ekim’de gerçekleştirdiğimiz kampana törenimizden başlayarak festival coşkumuzu mavi ekonomiye verdiğimiz değeri, sürdürülebilirlik odağımızı vurgulayarak pekiştirdik. Bu sene 13-15 Ekim tarihleri arasında ilki gerçekleştirilen Bodrum Turizm Forum’u ile The Bodrum Cup’ı birleştirerek mottomuza da güç verdik. Dünya çapından önemli iş insanlarının ve katılımcıların yer aldığı forumda sürdürülebilirlik ve mavi ekonomiyi konuşurken; forumun son günü ile kampana törenimizi birleştirerek sinerjimizi zirveye taşıdık. Gelecek nesillere bizlere sunduğu tüm zenginliklerle yaşayan, temiz, güçlü denizler ve okyanuslar bırakmak; onlara deniz sevgisini aşılamak üzere önemli paylaşımlarda bulunduk. Yarışlarımızda büyük bir heyecanla rotamızı takip ederken Bodrum’dan başlayarak Çökertme, Kissebükü, Gümüşlük ve son olarak tekrar Bodrum’a uzanan çok özel mücadelelere tanıklık ettik.



Cumhuriyet tarihinin ilk ve tek okul gemisi olan STS Bodrum’un yelkenlerini KADES logosunun dev baskısıyla açtık. Gerçekleştirdiğimiz tüm etkinliklerle, projelerle, çalışmalarla; kurduğumuz değerli iş birlikleriyle ülkemize ve toplumumuza faydalar sağlamış olmaktan gurur duyuyoruz. Önümüzde bizi bekleyen önemli gelişmeler de var. Gelecek sene The Bodrum Cup’ın 35’inci yılında ve Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını kutlarken yelkenlerimizi İstanbul ve Selanik’te açacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Nice başarılara imza atacağımız gelecek organizasyonlarımızla ülkemizde daha fazla değer yaratmaya devam edeceğiz.”


Göğsümüzü Kabarttı

The Bodrum Cup Onursal Başkanı Erman Aras ise organizasyonun tarihi boyunca yarattığı değerlere işaret ederek, “Geriye dönüp bakınca nice başarılara, gururlara, mutluluklara tanıklık etmemizi sağlayan The Bodrum Cup, 34’üncü yılında da göğsümüzü kabarttı. Başlangıç noktasında ahşap yat yapımını ileri taşımak, bu değerli zanaatı var etmenin yanında aynı zamanda yeni nesiller için bir meslek alanına dönüştürmek isterken şimdi bu sürekli daha iyiye giden hayalimizin yanında bölgemize, ülke ekonomimize, uçtan uca Akdeniz’e değer katıyoruz. Bodrum’a can veren Akdeniz’in zenginliklerine sahip çıkmamız büyük bir önem taşıyor. İnanışımız ise ‘Denizi sevmeyen, denizi koruyamaz.’ Bu nedenle bu sevgiyi topluma aşılamanın ötesinde gelecek nesillere de aktarılması için hep beraber emek veriyoruz. Yalnızca denizlerimiz için değil kıyılarımız, Bodrum’a renk veren tabiat ve bölge ekonomisi için de birçok özel etkinlikle fayda sağladık” dedi.


The Bodrum Cup bu yıl; 150’den fazla yat, 1.500’ü aşkın denizci, kara etkinliklerinde ise 10 binden fazla katılımcı ile tamamlandı.

Gelecek Yıl Rota İstanbul ve Selanik

Bizim için birçok yeniliklerin de söz konusu olduğu 34’üncü yılda, hayalini kurduğumuz bir ilke imza attık. Bodrum Belediye Meydanı’nda kurduğumuz The Bodrum Cup Yarış Merkezi ve Sanat Alanı’nda özel etkinliklere, sergilere, söyleşilere yer verdik. Katılımcılarımız ve ziyaretçilerimiz kurduğumuz bu özel alanda fiziksel ve dijital sanat eserlerinde maviliklerin ötesini, sunduğu güzellikleri yakından görürken; aynı zamanda festivalimizin bir parçası olan herkes için değerli bir buluşma noktasına da sahip oldular. Bodrum Art Melek, ‘Mavi Rota’da adlı grup sergisiyle, 12 resim, 2 dokuma, 5 heykel, 1 yerleştirme olmak üzere 20 eseri etkinlik alanımıza taşıdı. Özgür Savaş Ecoprint Workshop’ı, Zeynep Homan ‘Tarihin İlk Kitapları ve Sümerliler’ söyleşisi, Gökhan Doğan dijital sergisi ve NFT koleksiyonu, İpek Çankaya ise QR sanat çalışmasıyla misafirlerimizle buluştu. Küratörlüğünü Zerrin Ulusman’ın, görsel yönetmenliğini Mehmet Uyargil’in üstlendiği Yücel Köyağasıoğlu’nun hayatını anlatan bütünsel sergi 6 farklı lokasyonda ve bir belgesel gösterimiyle ziyaretçilerle buluşurken; bu kıymetli belgeselin festivale özel olarak katılımcı ve ziyaretçilerimize gösterimini yine The Bodrum Cup Yarış Merkezi ve Sanat Alanı’nda gerçekleştirdik. Yarış Merkezi’nde ayrıca Bodrum Deniz Müzesi’nin ‘Blue Exile Art Project’ adlı sualtı fotoğraflarından oluşan sergisi de yer aldı. 2016’dan beri olduğu gibi bu sene de Bodrum Engelliler Sağlık Vakfı’yla el ele vererek yarış bayraklarımızı boyadık. Hayaller ve umutlarla boyanan bu bayraklar yarışlarımıza hayat veren yelkenlerimizde dalgalanarak mavilikleri renklendirdi. Sosyal sorumluluk noktasında bir diğer önemli iş birliğimiz ise Emniyet Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız ile oldu. İçişleri Bakanlığı tarafından geliştirilen ve kadınların acil durumlarda öncelikli olarak ilgili birimlere ulaşabilmesini sağlayan KADES uygulamasına yönelik farkındalığın gelişmesi için etkinlikler ve çalışmalar gerçekleştirdik. Yarış Merkezi’nde KADES bilgilendirme masası kurduk ve etkinlik alanında yer alan ekranlarda KADES tanıtım filmlerine yer verdik.


Anadolu Sigorta The Bodrum Cup’ı Çok Önemsiyor

The Bodrum Cup’ın Platinium sponsoru olan Anadolu Sigorta etkinliklere adeta çıkarma yaptı.

Anadolu Sigorta Bodrum - Bodrum etabında teknelere Anadolu Sigorta bayrağı çekildi.

Anadolu Sigorta Üst Yönetimi, platinum sponsoru oldukları The Bodrum Cup yelken yarışlarını yakından takip ettiler.

Anadolu Sigorta adına festivale;

1. Genel Müdür Yardımcısı Filiz Tiryakioğlu, Genel Müdür Yardımcıları Kerem Erberk ve Kerem Tokyürek, İletişim Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdürü Elif Banu Kocaoğlu, Batı Anadolu Bölge Müdürü Mustafa Alperdem, Pazarlama ve Kurumsal İletişim Uzmanı Melis Tutan ile katıldı. Anadolu Sigorta ayrıca İstanbul’dan davet ettiği basın mensuplarını festival boyunca Bodrum’da ağırladı. Yarışları ve etkinlikleri yakından takip eden Anadolu Sigorta üst düzey yöneticileri ve davetlileri festivale değer kattı.



Anadolu Sigorta 1. Genel Müdür Yardımcısı Filiz Tiryakioğlu
Filiz Tiryakioğlu | Anadolu Sigorta 1. Genel Müdür Yardımcısı

Anadolu Sigorta 5 Yıldır Sponsor

American Hospital The Bodrum Cup’a bu yıl 5’inci kez sponsor olduklarını belirten Anadolu Sigorta 1. Genel Müdür Yardımcısı Filiz Tiryakioğlu, günümüz dünyasında sürdürülebilirliği artık kimsenin ikinci plana atamayacağını belirterek, “Gerek bireysel gerekse kurumsal bağlamda önem kazanan sürdürülebilirlik konusunda, deniz odaklı ekonomik faaliyetleri tanımlayan mavi ekonominin önemi oldukça büyük. Anadolu Sigorta olarak her adımımızı sürdürülebilirlik bakış açısıyla atıyoruz. Mavi ekonominin ve sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekilen American Hospital The Bodrum Cup’ın sponsorları arasında olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.






Berna Ergüntan | Anadolu Sigorta İletişim Koordinatörü

Farkındalık Yaratıyor

Anadolu Sigorta İletişim Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan ise şunları söyledi: “Dünya çapında yelken tutkunlarını Bodrum’da bir araya getiren Akdeniz’in en büyük yelken festivali The Bodrum Cup’ın sponsorları arasında yer almak çok kıymetli. Her yıl binlerce kişiyi ağırlayan organizasyon, değer katan mottolarıyla da önemli bir farkındalık yaratıyor.”







Şampiyon Hızır 1


34’üncü American Hospital The Bodrum Cup’ın şampiyonu üçüncü kez Hızır 1 oldu.


Şampiyona Ersin Tavukçu imzalı özel tasarım ödül takdim edildi. Hızır 1 ayrıca ‘The Challenge’ kategorisinin de galibi olarak Anadolu Sigorta sponsorluğuyla Evren Erol tarafından hazırlanan ödülü kaldırdı. Şampiyonanın Gulet kategorisinde ise kazanan STS Bodrum oldu ve Çağdaş Holding sponsorluğunda Pınar Irmak Çağlar tarafından hazırlanan ödülü aldı. Bu sene üst üste üçüncü şampiyonluğunu kutlayan Hızır 1, bu başarısıyla regatta bayrağının da sahibi oldu.



American Hospital The Bodrum Cup’ın Platinium sponsoru olan Anadolu Sigorta adına törene katılan 1. Genel Müdür Yardımcısı Filiz Tiryakioğlu The Challenge kategorisi birincisi olan Hızır 1 ekibine, İletişim Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan ise Cruiser C kategori birincisi Zargana ekibine ödüllerini verdi.



Anadolu Sigorta, “The Challenge” kategorisinde verdiği ödülü heykeltıraş Evren Erol’a özel olarak hazırlattı. Eserlerinde, düş kurmanın arzu edilenin gerçekleşmesinde vazgeçilmez bir güç olduğu düşüncesinden yola çıkan sanatçı ‘İçimizdeki Düş’ adlı eserini denizden ve dalgalardan ilham alarak tasarladı.




  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 9 Kas 2022
  • 1 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Kas 2022

34 yıldır deniz ve yelken tutkunlarını Bodrum’da bir araya getiren ve bu yıl “Maviye Güç Katıyoruz” mottosu ile gerçekleştirilen American Hospital The Bodrum Cup yelken yarışları Athena’nın muhteşem konseriyle sona erdi.


Her yıl denizcilik ve yelken tutkunlarını Bodrum’da bir araya getiren Akdeniz’in en büyük deniz festivali American Hospital The Bodrum Cup, 22 Ekim Cumartesi günü Ağanlar Tersanesi’nde Athena grubunu ağırladı.



7 bin kişinin katıldığı Athena konserinden elde edilen gelirin tamamı Türk Eğitim Vakfı Prof. Dr. Galip İsen Eğitim Bursu Fonu, Bodrum Engelliler Sağlık Vakfı ve Bodrum Deniz Kurtarma Derneği’ne bağışlandı.


  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 4 Kas 2022
  • 8 dakikada okunur
Hayatını, kültür ve sanatla dop dolu yaşayan yazar, ressam ve daha pek çok titri bünyesinde barındıran Serra Erdoğan, 1981 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğretim ve lise eğitimlerini İstanbul’da bitirdi. Newport Amerikan Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği ve Master of Business Administration eğitimlerini başarıyla tamamladı. Sanatla yolculuğu lisedeyken roman ve şiir okuyarak başladı. Bu arada renklere olan tutkusu canlandı ve resim çizmeye de yöneldi. Roman, anı, deneme, araştırma ve şiir türlerinde yayımlanmış 18 kitabı bulunuyor. Dünyada hiç yapılmamış bir teknikle; kadife süet deri kumaş üzerine özel kalemlerle resim yapıyor. Tekniğine ise “FuturistSS” diyor. Serra Erdoğan, bu sayımızda Bodrum Dergi’nin konuğu oldu ve sorularımızı yanıtladı.



“Sanat; toplum için değildir, ayna değildir, hüzün için değildir, aşk için değildir, birisi için değildir, gerçekler için değildir. Sanat; sanat için bile değildir. Sanat hiçbir şey içindir, her şeydir. Bu sebeptendir ki 20. yüzyılın son çeyreğinde “sanat” sözcüğünün önemli sözlüklerdeki yarım sayfalık tanımı yerini bir kaç kelimelik o tanıma bırakmıştır: “An act of expression.” Dolayısıyla sanat, her şeyin ifade edilişidir. Bir “için” ihtiyacı içerisinde değildir.”


Bize kendinizden bahseder misiniz, Serra Erdoğan kimdir?

1981 yılında İstanbul’da doğdum. Aslen Malatyalıyım. İlköğretim ve lise eğitimlerimi İstanbul’da bitirdim. Amerikan Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği ve Master of Bussiness Administration eğitimlerini başarılı bir şekilde tamamladım. Yayımlanmış 18 kitabım olup, roman, anı, deneme, araştırma ve şiir türlerinde yazıyorum… Dünyada hiç yapılmamış bir teknikle, kadife süet deri kumaş üzerine özel kalemlerle resim yapıyorum. Tekniğimin adı FuturistSS. Kendi kendime çok fazla sohbete dalan biriyimdir. Durduk yere, saçma sapan şeyleri merak eder, Google’a yazıp öğrenmek yerine çözüme ulaşana kadar girebileceğim yolları, gidebileceğim yerleri keşfetmek hoşuma gider. Buna laf lafı açar da diyebiliriz. İşte bazı insanlar vardır ki onları, hiç düşünmeden kafanızda dönen bu sohbete davet edebilirsiniz. Cevaba bakmanın yasak olmadığı bir bilgi yarışmasında gidiş yoluna puan verileceğinin söylenmesi gibidir olayın geri kalanı. Düşünme şekillerinizi öğrenir, bazen aynı yola girer bazen farklı kapılar açarsınız. Paylaşmanın en verimli biçimlerindendir herhangi bir konu hakkında rahatça sohbet edebilmek. Sorduğunuz sorulara cevap ararken başkasının soruları ile köşelere sıkışmaya izin vermektir. Bilgi paylaştıkça güzeldir. Ona ulaşana kadar geçtiğiniz yolu biri ile paylaşmak ise bunun iki katına tekabül eder."


Resme ve sanata olan ilginiz ne zaman başladı?

Sanatla yolculuğum lisedeyken roman ve şiir okuyarak başladı. Bugüne kadar şiir, deneme, araştırma ve roman türlerinde 18 kitabım yayımlandı. Bu arada renklere olan tutkum canlandı ve resim çizmeye de başladım. Aslında ben Bilgisayar Mühendisiyim. Yazarken hayal ettiklerinizi kelimelerin büyüsüne, resim yaparken ise renklerin büyüsüne bırakıyorsunuz… Sanırım bu büyü bittiğinde sanatla olan yolculuğumda tamamlanmış olacak.


Kadife ve Süet üzerine eserler yaptığınızdan bahsetmiştiniz. Bu tekniği nasıl ürettiniz ve geliştirdiniz, detaylı bahsedebilir misiniz?

Işığı resmin üzerinde hatta içinde tutabilmenin yegâne yolu kadife ve süet gibi maddeleri tual olarak kullanmak. Sanırım daha fazla detay yok çünkü ben malzemeden daha çok resimle uğraşıyorum, hatta resimden daha çok teorisiyle uğraşıyorum.


“Şu hayatta, her türlü kabalığı yapanların ‘özünde çok iyi biri’ diye savunulmasına gelemiyorum. Sanki atom partikülü ve psişik güçler araştırmacısıyız. Öz nedir ki mesele olsun? İnsan, eylemleridir ve eylemlerine sahip çıkamayan hiçbir bilinç farklı bir değerleme kriterinde olamaz...”



Düşüncelerinizi en iyi ifade ettiğiniz eseriniz hangisi?

Çok klasik cevaplar vermek istemiyorum. Tabii bütün eserlerim benim düşüncelerimi ifade ettiğim çalışmalar oldu. Sırtımda küfe yok, bir kitap yazmaya kalktığımda düşüncelerimi sınırlayan veya biçimleyen benim dışımda biri yok. O yüzden kendimi rahatlıkla ifade edebildiğimi düşünüyorum. Ama romanlarımın yakın arkadaş çevreme daha fazla heyecan verdiğini düşünüyorum. Ayasofya’nın Sırrı adlı çocuk romanım… Telegram Cinayetleri, Sırlı Gök ve Terken, bence başarılı romanlardır. Konuları orijinaldir.


Belli bir yazma rutininiz var mı?

Şöyle diyeyim; belki günlük bir ev ödevi şeklinde yazmam ama bir kitaba başladığım zaman çok yoğun çalışırım. Gecem gündüzüm onunla geçer. Yazmadığım zamanlarda bile onu düşünürüm. Sonra kitap bittiğinde rahatlarım. Hatta bir daha hiç yazmayacakmış gibi yazma işinden uzaklaşırım. Belli bir süre sonra bu uzaklık ortadan kalkar ve yeniden aynı tempo başlar.


Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor?

Tabii, etkilemez mi? Biz bütün malzememizi günlük hayattan alıyoruz. Yaşadığımız çağı yazıyoruz. Tarihi bir roman yazsak bile yaşadığımız çağın değerleriyle, bakış açısıyla, üslubuyla yazıyoruz. Her şeyimizi günlük hayattan alırız biz. Gerçi bu soruyla kastettiğiniz anlam, ilk bakışta görünenden daha ince olabilir. O zaman farklı şeyler söylemek gerekir. Günlük hayatı olduğu gibi alıp koyamazsınız sanat eserine ama o, başarılı olduğu kadar günlük hayata yaklaşır. Günlük hayat, hem sanat eserine ister istemez sızan bir şeydir hem de sanat eserinin kendini benzetmeye çalıştığı şeydir. Ama aynı şey değildir. Ne günlük hayat sanat eseridir ne de sanat eseri günlük hayat.



“Roman okumak, yemek yemek gibidir. Bir hafta sonra tadını, sevip sevmediğinizi unutabilirsiniz; 1 ay sonra ne yediğinizi unutabilirsiniz ancak o gün o yemeği yediğiniz için açlığınız gitmiş ve vücudun gereksinimlerini karşılamış ve en azından beslenme açısından bir sonraki güne sağlıklı geçmişsinizdir. Roman da böyledi; 1 ay sonra olayları unutabilirsiniz, hatta 1 yıl sonra o romanın adını bile hatırlayamayabilirsiniz, kahramanların etkisi geçmiş olabilir ancak o roman sizin karakterinize sirayet etmiştir bir yerden. Siz farkında olmasanız dahi size bir şeyler katmıştır mutlaka. Söz gelimi Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi, size Fransız devrimini toplumun değişimini iki büyük şehir üzerinden anlatır. O dönemin ulaşımı, hukuk sistemi, ticareti, gençliği, insanların giyotine giderken yaşadığı psikoloji vs. bu romanda en yalın hâli ile karşınızdadır. Kemal Tahir’den Devlet Ana’yı okursanız Ertuğrul Gazi sonrası Osmangazi’nin devleti kurduğu döneme gidersiniz. Mesela ilk silah ile tanışma hikâyesi vardır çok keyifli. Rus yazarlar size o dönemde Rusya’da olan biten hakkında fikir verir. Cengiz Aytmatov, romanları sizi bambaşka diyarlara götürür. Roman okumak ile öğrendiğiniz kelimeler konuştuğunuz dili zenginleştirir. İnsanları tanıma hususunda size tecrübe kazandırır. Denilir ki Sultan Abdülhamit Han da iyi bir roman okuyucusudur ve olayların arka planı hakkındaki başarısı buna dayanır. Hülasa; roman okumak hayatı okumaktır.”

Ufukta yeni bir kitap var mı?

Ufukta yeni kitaplar ve yeni sergiler var. “Sen Ne Değilsin” isimli bir roman yazıyorum. Kasım ayı içerisinde de “Adalet” isimli bir sergiye hazırlık yapıyorum.


Tablolarınızı yaparken nelerden esinleniyorsunuz?

Tabii ki toplumun ve insanlığın temel, özellikle de kronikleşmiş problemlerine gerçekçi çözüm üretebilme dürtüsü. Mesela; antropoloji, tarih, sosyoloji bunlar bir şekilde bilgisini özümsediğim ve çözümler üretmek istediğim ilham kaynaklarım diyebilirim… Mesela önümüzdeki kasım ayında “Adalet” temalı bir sergiye hazırlanıyorum. Burada Hz. Süleyman’ın tarihi, hatta mistik rolünden tutun da Hz. Yusuf’un rüyalarına kadar birçok şey ilham kaynağım olabiliyor. Dostoyevski’yi düşünün “Suç ve Ceza” romanında bir insanın kafasına balta saplayarak bize öldürmeyi öğretiyor. Ve bu eser dünya klasikleri arasında yani 193 ülkede çocuklar 15 yaşında bu bilgiyi öğreniyorlar. Zaten bunun gibi bilgi toplulukları dünyadaki adalet mekanizmasının bozulma sebepleri. Ben bu sergi de Suç ve Ceza’nın resmini yaparken böyle bir ilhamla buluştum mesela…


Dostoyevski’nin eserinde her ne kadar suçun ne olduğunu ve nedenini sorgulamamız gibi birçok sorgulamalara yarayan diyaloglar yer alsa da eser, suçluluk ve suç psikolojisi çözümlemelerini yüklüce işlemiş olacak ki kitabın içine daldığımızda kendimizi tanrıtanımaz Raskolnikov’un nöbetlerini yaşarken, suçunu içselleştirmeye çalışırken buluveriyoruz. Bu büyüleyici eserden bir diyaloğa, Raskolnikov’a yöneltilen suçlu sıfatı üzerine onun hızlı bir sorgulamasına yer vermek istiyorum: “Suç mu? Diye bağırdı Raskolnikov; bir anda öfkeden deliye dönmüştü. Ne suçu? Öldürenin kırk günahından arınacağı aşağılık bir tefeciyi, hiç kimseye hiçbir yararı olmayan, yoksulların kanını emen zararlı bir biti öldürmek mi suç!” Aslında kitap, suç nedir ceza nedir ve suçlıuluk bilinci var mıdırı anlatmaktadır. Bazı toplumlarda suçtan daha önemlisi utanç duygusudur. Suç, ‘kimse görmemişse suç değildir’ bizim toplumumuza göre. Ancak Raskolnikov karakterinde de görüldüğü gibi suç aslında insanın içindedir. Suçu insana vicdanı vermelidir. Raskolnikov kendine ceza verir ve kurtuluşu arar. En büyük yargıç vicdanımızdır.


Sanat felsefenizi ne oluşturur?

Sanat felsefemi oluşturan, deney ve düşüncelerim; eğer sanatçıysam, yaptığım ve yapacağım şeyler sanat eseri olacaksa “yeni özelliklerin olması, tekrar ve taklit olmaması, bir bütün teşkil etmesi, geleceği müjdelemesi, mutlaka işlevinin olması, toplumu aydınlatması” gibi özellikleri taşıması gerekmektedir. Bence resim, sanatçının avucundaki suya benzer, onu nereye savurur ya da hangi kaba dökerse ona göre biçimlenir. Yaptıklarımla bir kabın içine girip onun şeklini almayı düşünmem. Tuvalin karşısına geçtiğimde önceden ne yapacağımı ve nasıl sonuçlandıracağımı düşünmek istemem, o duyguya kapıldığımda özgür olmadığımı ve yapacağım çalışmanın sonunda özgün bir şeyin çıkmayacağı endişesine kapılırım.

Çalışmalarımda, hiçbir yere bağlı kalmadan bulunduğu mekânın dışına çıkma ve özgür olma mücadelesi veririm. Ayrıca eserlerime uzaktan bakıldığında algılanan görsel bütünlüğün, yakından incelendiğinde detaylarda farklı anlamlar içermesi, çalışmalarımın diğer bir özgünlüğüdür. Eserlerimin hepsinin bir hikâyesi vardır.


“Sanatı sanat yapan şey yalnız sanatkârın yansıttığı değil, izleyicinin algısında yeni bir anlamla karikatürize edebilmesidir. Kendisini en derin anlamlarda, bitmek bilmeyen duygu ve kurguya açık olarak kişiselleştirebilen öznelliğin gücü de işte burada gizlidir.”

Tablolarınızda size has figürler var mı? Varsa bize biraz bu figürlerden bahseder misiniz?

Çalışmalarımda genellikle öyküler anlatmaktayım. Ancak bunlar genelde hiç yazılmamış hikâyelerin çevresinde gelişmektedir. Dolayısıyla izleyici, öykünün sonunu getirmekte serbesttir. Çalışmalarım betimleyici bir üslupla yalnızca kulağa bir şeyler fısıldayabilmektedir; ne gördüğü, gördüğünü nasıl dile getirebileceği ise yalnızca kendisine bakan gözlerin sorumluluğundadır. Aksi takdirde mağara duvarlarından sanat galerilerinin beyaz boyalı duvarlarına kadar ki sürecinde, kendisinden önce yapılan eşsiz sayısız eserden bir farkı kalamayacak, farklılık denizinde bir farkındalık yaratamayacaktır.

Teknik olarak geçmişin izleri, bugünün olmayan öyküleriyle harmanlanarak var oluşunu tamamlamaktadır. Kimi zaman ise çağımızın güncel sancılarını, güncelliği örtülmüş bir üslupla ortaya çıkaran çalışmalar gerçekleştirmekteyim. Dolayısıyla her bir zihin; esasında geçmişin, ütopyanın ya da gerçeğin kendisini bulabilmektedir.


Bir ekolü takip ediyor musunuz?

Kralların ve kraliçelerin koleksiyonlarını çok özel bulduğum için o koleksiyonlara girebilecek eserler üretmeye çalışıyorum. Bütün kraliyet ailelerini takip etmeye çalışıyorum.


Sanat hakkında neler söylemek istersiniz?

İnsan beyninin ne kadar yaratıcı olduğunun dışa vurumudur sanat. Hayatın çektirdiği azabın yegâne tedavisidir. Ludovico Einaudi’nin bir eserini dinlediğimizde gözlerimizin önüne gelendir. Sistine Şapeli’ndeki fresklerdir, seneler önce Michelangelo’nun ortaya koyduğu eserler ile günümüzü yoğurup bakış açısı oluşturmaktır. Sanat olmadan ruhumuzun dinginliğini sağlayacak başka bir çaremiz de yoktur.




“Sanatsız siyaset, sanatsız direnis, sanatsız devrim olmaz! Müzik, edebiyat, resim, sinema, dans, tiyatro, genel olarak sanatın tüm dalları, kötülüğe ve yeryüzünün yaşama sevincini kıranlara karşı verilen mücadele ve direnişin en önemli destekçisidir. Bir gitar, yeri geldi mi binlerce faşisti vurur. Bir tiyatro oyunu, bir film, elli kitabın anlatamadığını anlatır. Bir resim tablosu, bir ordunun yenemeyeceği düşmanı yener. Elbette ki sanatı, reel politikanın bir uzantısı olarak kullanmayanlar için. O tür propagandatif, içi boş, şeyler zaten gelip geçicidir... Gerçek sanat ve sanatçı da zaten vitrinde duran, hayata seyirci kalan insanlardan değil, bizzat hayatın, gündelik yaşamın içinde olan insanlardan çıkar. Bu insanlar belki devasa resim galerilerinde, sinema salonlarında, kitap fuarlarda satışa sunulan pazarlara ulaşamıyor olabilirler. Fakat, ‘halkın’ yüreğinde yer ederek nesilden nesile ulaşmışlardır. Bu bakımdan; dans, resim, müzik, tiyatro lüks değil, bir gerekliliktir. Kolektif üretim yapmak, paylaşmak kadar gerekliliktir... İnsan, makinadan ibaret değildir. Karnını doyurmak kadar ruhunu da doyurmak gerekir. Ruhu doymayan bir insanın arzuları yaratıcılığı ölür. Aslında demeye dilim varmıyor fakat demek zorundayım; sanat, içinde enteresan bir paradoks barındırıyor. Bir ressam, bir trajediyi tuvale resmedebiliyor. Bir heykeltıraş, bir trajediyi taşa yontabiliyor. Bir müzisyen, bir trajediyi hava zerrecikleri arasındaki iletişimden yola çıkarak, notalar aracılığıyla sese dönüştürebiliyor. Evet, düşündürücü. Trajediyi sanat aracılığıyla sindirirken güzel diye ifade edebiliyoruz. Oysa ki trajedi çıplakken ne acı. Lâkin sanatın elinde güzelleşiyor. Bir estetiğe bürünüyor. İyi bir hayatın nasıl sürdürülmesi gerektiğine dair bir el kitabı yayımlansa ilk ve en önemli bölümün sanata ilişkin aforizmalar olacağını düşünüyorum. İçinde sanat olmayan, özenilesi diye addedilen yaşamlara sahip olursak bir zaman sonra o yaşamda bir tutukluk ya da yerine oturmamış parçalar olduğunu fark etmemiz kaçınılmaz olacaktır. Sanat ve insan birbirinden ayrı düşünülemez. İnsanlığın yol kat etmesi gerektiği zamanlarda sanat her zaman ön plana çıkmıştır. Dönemin değerlerine, sahip olduğu tabularına, gerici birtakım düşüncelerine ve özgür olabilmek için tutsaklığa başkaldırıyı ifade eden yani elimizdeki en büyük güç olan sanatı dinamik tutan kendisinde bulunan devrim ateşidir. Bu ateş yandığı sürece insanlık için her zaman umut olacaktır."

Sevdiğiniz bir oyun var mı, neden?

Tavlayı çok severim ve fırsat buldukça da oynarım. Tavla tam bir yakın ve orta doğu oyunudur. Bu sebeple din tesiri altında olmaması asla beklenemez. Oyun tahtası hayatı simgeler; günler, aylar, mevsimler hepsi tahtada vardır ve siz o hayatın içinde kaderinizi yönlendirmeye çalışırsınız. Ne kadar iyi seviyede oyuncu olsanız da her zaman olayları sizin dışınızda etkileyen, kontrol eden bir güç vardır, zar!


Tavla oynayanlar bilirler ki zara küfredilmez, kötü zar gelince sövmek, sinirlenmek, hayatta kadere sövmek ile denk düşer. Zarın hayattaki karşılığına sen kader dersin, ben tanrı derim, bir başkası enerji der ve tavlada her seferinde karşıdaki rakiple değil zarla mücadele edersin.

Tavlada hile de yapılamaz. Hile yapılacak, karşıdakini tuzağa düşürecek gizli bir hamle yoktur, planlayamazsınız. Bazen sırf rakibin oyun sahasına girmek için açıkta pul bırakabilirsiniz ancak her şey ortadadır ve rakip isterse pulunuzu vurmadan geçebilir, eğer olur da zar gelir ve rakibiniz vurmak zorunda kalırsa, işte o da, onun kaderidir... Ne kadar oynarsam oynayayım asla bıkmayacağım, bir arkadaşımla oynamaya başladıktan sonra bir ara kafamızı kaldırıp saate baktığımızda 12 saattir oynadığımızı fark etmeyecek kadar kendimizden geçtiğimiz, gelmiş geçmiş en iyi oyundur tavla.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page