top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 13 Mar
  • 2 dakikada okunur
Ege Denizi’nde Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren tarihi Kardak Krizi, 30. yıl dönümünde gazeteci Gökhan Karakaş’ın kaleminden dökülen sarsıcı ayrıntılarla gün yüzüne çıkıyor. Pankuş Yayınları aracılığıyla okurla buluşan “30. Yılında Kardak Operasyonu: Ege Denizi’nde Ateş Çemberi” adlı çalışma, sadece bir askeri operasyonu değil, krizin perde arkasındaki diplomatik satranç hamlelerini ve daha önce hiç anlatılmamış tanıklıkları mercek altına alıyor.


Yıllardır denizcilik ve savunma alanındaki başarılı haberleriyle tanınan Karakaş, bu eserinde arşiv belgelerini, saha tecrübesiyle birleştirerek Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutuyor.


Diplomasi Dili Tükenince Askeri Operasyon Gündeme Gelmişti

“Atatürk’ün Gemileri” isimli araştırma-inceleme kitabının ardından bu eseri kaleme alan Gökhan Karakaş, kitabın 14 yıllık kişisel Kardak araştırmalarının ve anlatıcıların yaşanmışlıklarının buluşması olduğunu belirtiyor. Karakaş, o günleri şu sözlerle anlatıyor: “30-31 Ocak 1996 tarihlerinde diplomasi dili tükenmiş, askeri operasyon zorunlu olmuştu. İki ülkeye ait 14 savaş gemisi benzer silahlarıyla birbirine kilitlenmişti. Türk SAT ekibinin, Yunan tarafının aldığı iddialı elektronik ve fiziki önlemlere rağmen Türk bayrağını toka etmesi, kesin bir Türk zaferi olarak tarihe geçti.”



O Gemi, O Kaptan, O Gece

Kitabın en dikkat çekici unsurlarından biri, krizin fitilini ateşleyen M/V Figen Akat gemisinin kaptanı Dursun Sarı’nın 30 yıl sonra ilk kez konuşması. Karakaş, “Kaptan Dursun Sarı’nın o geceyi ilk kez anlatması kitabın taşıyıcı unsuru oldu. 7 gemilik Türk filotillasının Amiral gemisi TCG Yavuz’un komuta kademesinde yaşananlar, yüksek hızlı hücumbotların yaptığı Kızılderili dansı, helikopterlerin havadan icra ettiği aldatma harekâtı, SAT timinin kusursuz operasyonu, sahil güvenlik unsurlarının donanmaya sunduğu desteğin çarpan etkisi, sessiz ve derinden avını bekleyen Türk denizaltısı ve 3 Yunan askerinin öldüğü helikopterin düşmeden önce Türk savaş gemisine davet edilişi gibi detaylar heyecanlı bir akışla okuyucuyla buluşacak” diye konuştu.


Gökhan Karakaş
Gökhan Karakaş

Kahramanlar Bodrum’da Buluştu

Mavi Vatan doktrininin kurucusu (E) Amiral Cem Gürdeniz ve SAT timinin komutanı (E) Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen gibi isimlerin önsözüyle çıkan kitap, Kardak Krizi’yle ilgili pek çok soruya ışık tutuyor. Kitabın yarattığı bu atmosfer, 30 yıl sonra operasyona katılan kahraman Türk askerlerini ilk kez Bodrum’da bir araya getirdi.

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 10 Şub
  • 3 dakikada okunur
Takvimler şubat ayını gösterdiğinde, Datça’da mevsimler birbirine karışır. Kış henüz tamamen çekilmemiştir; sabahları serin, akşamları rüzgâr hâlâ kendini hissettirir. Ancak badem ağaçları bu bekleyişe aldırmaz. Yamaçlarda, patikalarda, eski taş evlerin bahçelerinde açan pembe ve beyaz çiçekler, Datça’nın baharı erkenden karşılayan karakterini ortaya koyar. Her yıl bu zamanlarda düzenlenen Datça Badem Festivali, doğanın bu sessiz ama güçlü uyanışını bir şenliğe dönüştürür.


Datça Yarımadası, iki deniz arasında uzanan coğrafyası ve kendine özgü iklimi sayesinde badem yetiştiriciliği için benzersiz bir alan sunar. Bu topraklarda badem, sadece bir tarım ürünü değil; geçmişten bugüne aktarılan bir yaşam biçimidir. Eski Datçalıların dilinde badem; bereketin, sabrın ve sürekliliğin karşılığıdır. Badem Festivali de bu köklü ilişkiyi hatırlatmak ve yaşatmak amacıyla her yıl daha fazla insanı Datça’da buluşturur.



Festival boyunca ilçe merkezi ve çevresindeki alanlar, yerel üreticilerin stantlarıyla canlanır. Dalından yeni toplanmış bademler, badem ezmeleri, bademli tatlılar, sabunlar, yağlar ve el emeği ürünler ziyaretçilerin ilgisini çeker. Ancak bu stantlarda satılan şey yalnızca ürün değildir; her biri, toprağa verilen emeğin ve doğayla kurulan ilişkinin somut bir yansımasıdır. Üreticiler, badem ağaçlarının yıllar süren bakımını, mevsimlerle kurdukları dengeyi ve hasadın sabır isteyen sürecini paylaşır. Badem Festivali, aynı zamanda Datça’nın kültürel hafızasını görünür kılan bir buluşma alanıdır. Festival programında yer alan söyleşiler, paneller ve atölyeler; tarım, ekoloji ve yerel üretim üzerine düşünmeyi teşvik eder. Sanat etkinlikleri, müzik dinletileri ve sergiler ise Datça’nın sade ama derinlikli yaşam anlayışını yansıtır. Badem çiçekleri arasında düzenlenen doğa yürüyüşleri, ziyaretçilere yarımadanın bakir patikalarını keşfetme imkânı sunar.



Festivalin öne çıkan yönlerinden biri de Datça’nın yaz aylarında alışık olunan kalabalığından uzak, daha dingin bir yüzünü göstermesidir. Şubat ayında Datça, yavaşlamayı bilenler için ideal bir durak hâline gelir. Sokaklarda acele yoktur; kahveler uzun uzun içilir, sohbetler uzar. Badem Festivali, bu yavaşlığı bozmadan, aksine ona uyum sağlayan bir ritimle ilerler.


Yerel mutfak da festivalin önemli bir parçasıdır. Bademli çörekler, yöresel tatlılar ve geleneksel tarifler, Datça mutfağının doğallığını ve sadeliğini yansıtır. Ziyaretçiler için bu tatlar, yalnızca damakta kalan bir lezzet değil; Datça’nın kültürel kimliğini tanımanın bir yoludur. Festival, yerel üretimin desteklenmesi ve sürdürülebilir tarımın önemine de dikkat çeker.



Her yıl şubat ayında açan badem çiçekleri, Datça’da umudun ve yeniden başlamanın simgesidir. Badem Festivali ise bu simgeyi paylaşmanın, çoğaltmanın bir yolu olarak karşımıza çıkar. Doğayla uyumlu yaşamı, emeğin değerini ve Datça’nın sakin ruhunu bir araya getirir. Kışın bitmeye yüz tuttuğu bu dönemde Datça’ya yolu düşen herkes, badem ağaçlarının sessiz ama davetkâr çağrısına kulak verir.



12 Şubat’ta Başlıyor

Datça Belediyesi Badem Çiçeği Festivali 12-13-14-15 Şubat 2026 tarihlerinde Datça’da... Doğa, sanat ve eğlencenin doyasıya yaşanacağı Badem Çiçeği Festivali’nde bahara en erken merhaba diyenlerden olmak isterseniz şimdiden planlarınızı yapın.



Badem Çiçeği Festivali’nin Ruhu

Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt festivalle ilgili şunları söyledi: “Badem çiçeklerini açtıran nedir diye sorarsanız, aşktır deriz. Demophon’un badem ağacına dönüşmüş Phyllis’e sarıldığında dallarının çiçek açması gibi, Datça’da bulutların dağlara, toprağın denize, rüzgârların teknelerin beline sarılması gibi Datça’nın insanı da doğaya sarılır aşkla. Bu aşkın gücüne dayanamaz bademler, açıverir çiçeklerini. Çünkü önümüz bahardır, önümüz aydınlıktır, berekettir. Sabırsız çiçekleri selamlar dünyayı ve insanı emekten, güzellikten, kardeşlikten yana olan. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bir araya gelir insanlar, gönüllerde de açar badem çiçekleri. Balıkaşıran’dan Knidos’a kadar köyler şöyle bir silkinir, türküler söylenir, kol kola girilir, oyunlar oynanır. Yüz yaşında nineler doğrulur, maniler söyler toprağa, doğaya, bademe dair, çiftçi tarlasına adımını atar, kadınların yanakları pembeleşir, çocukların daha bir kanı kaynar. Yarımada şenlenir, bir curcuna başlar.


Bir çiçeğin açması nedir? Düşündünüz mü hiç? Umuttur her şeyden önce, geleceğin müjdecisidir. Uyanıştır; kışın uyuşukluğunu, ölü toprağını atmaktır üstümüzden. Berekettir; toprağın, güneşin, yağmurun cömertliğidir. Doğumdur; yaşamın enerjisini hissetmektir.


İnattır; her sene bıkmak bilmeden dirençle gözlerini açmaktır. Bir çiçeğe bakıp kötülük düşünebilir mi insan? Karalar bağlayabilir mi, kendini yılgın hissedebilir mi?


Şimdi biz de bir badem fidanı dikiyoruz bu kadim topraklara. Ağacımızı büyüteceğiz. Soğuğa dayanaklı tomurcukları açacak, kökü derinlere erişecek. Çiçekleri dünyaya gülümseyecek. O ağacın gölgesinde hepimize yer olacak, sana bana, toprağa ve hayvanlara. Bu bir niyettir; buluşma heyecanı, paylaşma mutluluğu, kardeşçe sarılmanın huzuru, topraktan fışkıran yaşama neşeyle gülümsemenin özlemidir. Çağrımız sanadır, toprağa ve geleceğedir.”

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 6 Şub
  • 2 dakikada okunur
Türk pop müziğinin megastarı Tarkan, yaklaşık 7 yıl aradan sonra sahnelere dönerek müzikseverlere unutulmaz bir konser serisi yaşattı. Uzun süredir canlı performans gerçekleştirmeyen sanatçının İstanbul’da verdiği konserler, daha ilk andan itibaren büyük bir heyecan yarattı ve kısa sürede gündemin zirvesine yerleşti.

Tarkan
Tarkan

İstanbul’daki Volkswagen Arena’da gerçekleştirilen konserler, biletlerin satışa çıkar çıkmaz tükenmesiyle Tarkan’ın yıllar geçse de popülerliğinden hiçbir şey kaybetmediğini bir kez daha gösterdi. Günler öncesinden oluşan yoğun talep nedeniyle konserlerin tamamı kapalı gişe oynandı; bu durum, sanatçının sahnelere dönüşünü âdeta bir müzik şölenine dönüştürdü.


Tarkan
Tarkan

Sahneye enerjik performansı ve geniş repertuvarıyla çıkan Tarkan, kariyerinin farklı dönemlerinden seçtiği hit şarkılarla izleyicilere nostalji ve coşkuyu aynı anda yaşattı. Sanatçı, konser sırasında yaptığı konuşmalarda hayranlarına duyduğu özlemi dile getirirken, uzun bir aradan sonra yeniden sahnede olmanın kendisi için de özel bir anlam taşıdığını vurguladı .


Tarkan
Tarkan

Konser serisi yalnızca müzikal açıdan değil, yarattığı kültürel ve magazinsel etkiyle de dikkat çekti. Ünlü isimlerin izleyici olarak katıldığı gecelerde zaman zaman sürpriz anlar yaşandı; bu anlar sosyal medyada geniş yankı buldu. Öte yandan biletlerin kısa sürede tükenmesi, karaborsa tartışmalarını da beraberinde getirdi ve konserlere olan yoğun ilgiyi bir kez daha gözler önüne serdi.


Tarkan
Tarkan

Ekonomik boyutuyla da konuşulan konserler, yüksek seyirci sayısı ve bilet gelirleriyle müzik sektörüne canlılık kazandırdı. Uzmanlara göre bu konser serisi, Türkiye’de büyük ölçekli canlı müzik etkinliklerine olan talebin hâlâ çok güçlü olduğunu ortaya koydu .


Tarkan’ın 7 yıl sonra gelen bu dönüşü, yalnızca bir konser serisi değil; sanatçının dinleyicileriyle yeniden kurduğu güçlü bağın ve Türk pop müziğindeki kalıcı yerinin etkileyici bir göstergesi olarak hafızalara kazındı.


Tarkan
Tarkan

Hayranlarına Teşekkür Etti

Tarkan, konserlerin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla hayranlarına teşekkür etti. Sanatçı, sahne öncesi ve sonrası yaşadığı duyguları şu sözlerle dile getirdi:


“Geçtiğimiz günlerde sosyal medyadaki güzel paylaşımlarınızı gördüm, yorumlarınızı okudum, hakkımda çıkan güzel yazıları okudum. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Çok teşekkür ederim, sağ olun, var olun. Ama şunu söylemek istiyorum ki konserlerde ben de sizlerden aldığım o güzel enerjiyle sahnede o hâle geliyorum. Bizim yarattığımız bir sinerji bu. Ama anlıyorum ki ne kadar özgür olmaya, biraz rahatlamaya ve deşarj olmaya da ihtiyacımız varmış. Bana da çok iyi geldiniz siz. Ben de size iyi geldiysem ne mutlu bana.”

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page