top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 17 Ağu 2022
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022


Bodrum Dergi | Özel Röportaj


Müzikle ilkokul yıllarında, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nda tanıştı. Başrol oynadığı “Oliver Twist” isimli müzikâl ile henüz çocuk yaşta sahnenin tozunu yuttu ve bu toz onun içine işledi. 1998 yılında Pop Show’98 şarkı yarışmasında 2. oldu. Önünde açılan kapılardan cesurca geçti. Çok çalıştı, çok koştu ve asla yorulmak nedir bilmedi. Önüne çıkan engelleri tek tek aşarak genç yaşta Türk Pop Müziği’nin tam kalbine adını yazdırdı. Onun için uzun ve yorucu bir yolculuktu ama erken yaşta başladığı bu yolculuk, hedefine de genç yaşta ulaşmasına vesile oldu.Müzikseverler onu; insana huzur veren muhteşem sesi, dillerden düşmeyen şarkıları, samimiyeti, nezaketi, duruşu ve örnek kişiliğiyle çok sevdi. İlkokulda başrol oynadığı müzikaldeki küçük kız büyüdü ve bugün milyonların sevgilisi Bengü’ye dönüştü.


“Bu yolculukta aslında birçok şeyi düşe kalka öğrendim. Alanında en iyilerle çalıştım ama çok çalıştım. Çok güzel bir yerde olduğumu düşünüyorum. Bulunduğum yer tabii ki beni tatmin ediyor. Her zaman şarkılarımla anılmak benim hoşuma gidiyor. Yıllardır bunu yapabildim, şükürler olsun ki sadece mesleğimle anılmayı başarabildim” diyor.

2018 yılında hayatında yeni bir sayfa açarak, iş insanı Selim Selimoğlu’yla evlendi. Bir yıl sonra kızı Zeynep’i geçtiğimiz yıl da oğlu Selim’i dünyaya getirerek “Türk Pop Müziği’nin Prensesi” tacının yanına, annelik tacını da takmış oldu. Üç yıl aradan sonra çıkardığı “Kimse Bilmesin” ve “Tatlı” isimli single’larıyla sevenleriyle buluşup, “Hayattaki en büyük keyfim” dediği sahnelere fırtına gibi geri döndü... Ve yine listelere en tepeden giriş yaptı. Bodrum Dergi’nin bu sayısına konuk olan Bengü ile dünü, bugünü ve sahne dışındaki diğer Bengü’yü konuştuk. Keyifli okumalar.


Herkes Bengü’yü şarkıcı kimliğiyle tanıyor. Bir de öteki Bengü var. O nasıl biri. Bize Bengü’yü anlatır mısınız?


Evet tabii ki anlatayım. Yaklaşık 20 senedir bu meslekte olduğum için çok ufak yaşlardan beri aslında herkes beni tanıyor. Onlarla büyüdüm diyebilirim. Şimdi de aynı zamanda bir anneyim ki o da çok kıymetli benim için. İki evladım var. Evde güzel, huzurlu bir hayatımız var. Çoğu zamanımı onlarla geçiriyorum şu anda. Onun dışında spor yapıyorum. Dışarda gördüğünüz Bengü’nün dışında; güzel, hareketli bir hayatım var. Nasıl biriyimdir? İnsanları kırmamaya çalışırım. Kendime iyi bakmaya çalışırım. Mutlu, huzurlu, neşeli biriyimdir aslında. Bu da sanırım uzun yıllardır insanların beni tanıdığı özelliklerim.




1998 yılında Pop Show’98 adlı şarkı yarışmasında ikinci oldunuz. Albüm teklifi üzerine İstanbul’a taşındınız. Üniversite ve albüm çalışmalarını bir arada yürüterek zor olanı başardınız. Şimdi ise milyonların sevgilisi Bengü’sünüz. Bu yolculuk sizin açınızdan nasıl gerçekleşti, geldiğiniz yer sizi tatmin ediyor mu?


Evet uzun bir yolculuktu ama erken yaşta başladığım için kısa zamanda yol aldım belki de… Bu yolculukta aslında birçok şeyi, bir yandan düşe kalka öğrenerek ama şükürler olsun ki çok çalışarak, tecrübeli isimlerle bir araya gelerek, Türkiye’deki en iyi kimse onunla çalışarak, güzel bir uyum içerisinde mesleğimi bugüne getirdim. Evet, tabii ki bulunduğum yer beni tatmin ediyor. Çok güzel bir yerde olduğumu düşünüyorum. En başta her zaman şarkılarımla, ürettiklerimle anılmak benim hoşuma gidiyor. Yıllardır bunu yapabildim, mesleğimle anılmayı başarabildim şükürler olsun ki. Sürekli üretmeye, daha iyi üretmeye, günün getirdiklerine, günün şartlarına, müziğin geldiği noktaya ayak uydurarak, trendleri, yenilikleri kaçırmadan, bazı kurallara saplanmadan açıkçası kendimde de birçok gelişmeyi seyrederek yol almaya devam ediyorum. İnşallah bir bu kadar daha üreterek, çalışarak devam edeceğim.


Bengü’nün bir yanı sanatçı diğer yanı ise eş, anne, evlat ve kardeş… Bunların hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz?

Çok haraketli bir yapım var aslında. Her şeye yetişmeye çalışıyorum. Bir yandan işime koşturuyorum, bir yandan çocuklara, eşime ve aileme vakit ayırmaya çalışıyorum. Valla başarıyorum yani… Bence düzenli bir şekilde, kontrollü gittikçe, planlı oldukça, her şeyi başarabiliyorsunuz. Ben de hem çocuklarıma vakit ayırıyorum hem evime… Hepsini bir arada gerçekleştirebiliyorum. Planlı olmak ve çalışkan olmak yeterli.


Hayatı ıskaladığınızla ilgili zaman zaman kendinizi sorguluyor musunuz?

Hayatı ıskaladığımla ilgili hiçbir sorguya girmedim. O gün, o an nasıl yaşamak istiyorsam açıkçası öyle yaşamaya çalışıyorum. Anı yaşamaya çalışıyorum. Önceyi ve sonrayı düşünmeden o saniyenin keyfini çıkartmaya çalışıyorum. Pandemide bile içinde bulunduğumuz durumdan dersler alarak, tamam çok kötü bir dönem geçirdik, hepimiz evlere kapandık, mesleğimizi yapamadık, sevdiklerimize sarılamadık ama o ortamda da mesela daha çok kendi içime dönerek, kendimi başka konularda geliştirerek, çocuklarıma daha da çok vakit ayırarak bunu bir avantaja çevirdim. Hayatı ıskalamamaya çalışıyorum, zaten hayat dolu bir yapım var.


Bir evcil hayvanınız var mı? Varsa onunla ilişkiniz nasıl?

Evet bir Golden Retriever köpeğimiz var ve çok uzun yıllardır bizimle. Allah ömür versin. Biraz yaşlandığı için de üzülmeye başladık. Kızım Zeynep de oğlum Selim de köpekleri ve tüm hayvanları çok seviyor. Onları o şekilde büyütmeye çalışıyoruz. Zeynep’in en yakın arkadaşı evdeki köpeğimiz.




Küresel ısınmayla birlikte doğa, doğal hayat ve dolayısıyla dünyanın geleceği oldukça risk altında. Sizin bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler?


Buna şahit olmak çok üzücü. Küresel ısınmanın meydana getirdiği zararları bilerek yaşamak ve bunun önüne geçmeye çalışmak hakikaten zor. Biz neler yapabiliriz? Çevreye daha iyi davranabiliriz. Daha çok ağaçlandırma yapabiliriz. Ağaçlandırma bence insanoğlunun elinden gelen en büyük güçlerden biri. Bunun dışında daha az tüketerek… Hem doğaya hem de hayvanlara zarar veren plastik yerine kâğıt gibi geri dönüştürülebilir maddeleri kullanarak… Elimizden geldiğince buna bir dur dememiz gerekiyor. Dünya çok güzel bir yer. Onu daha kötüye değil, çok daha iyiye götürmemiz gerekiyor. İnşallah herkes bu bilinçle hareket eder.



Hangisi olmak daha zor… Evdeki anne Bengü mü yoksa sahnedeki Bengü mü?


Benim için ikisi de zor değil, ikisi de çok zevkli. Bunu dengede tutarak, ikisinin keyfini birbirine yansıtarak ben daha mutlu oluyorum. Annelik zor diyemem çok güzel çünkü, sahnede olmak hayattaki en büyük keyif aldığım şey. O yüzden ikisi de beni çok mutlu ediyor.


Güçlü olduğunuz taraflarınız ve zayıf bulduğunuz yönleriniz nelerdir?

Güçlü olduğum tarafım kendimle barışık olmam, o beni çok güçlü kılıyor. İnsan kendini sevdiği zaman herkesi seviyor, hayatı seviyor. Herhâlde beni en güçlü kılan özelliğim bu. Kim olduğumun farkına varmak, o anın keyfini yaşayabilmek en büyük özelliklerim. Kırılgan olup, insanları değiştirmeye çalışmak beni çok yoruyor. Çünkü, kimseyi değiştiremiyorsunuz. Herkesi öyle kabul etmek gerekiyor.



Müzik dışında zamanınızı nasıl geçirmeyi seviyorsunuz?

Uzun yıllardır spor yapıyorum. Haftanın dört günü mutlaka spor yapıyorum. Hamileliklerimde de ara vermeden yoga yapmıştım. Şimdi de tekrar spora başladım. Çocuklarla vakit geçiriyorum, onları dışarı çıkarıyorum, parka götürüyorum ve evde mutlaka aktivitelerimiz oluyor. Ofisimizde işlerimi yürütüyorum. Aslında zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.



Hayatı planlı mı yaşarsınız yoksa gelişine mi?

Çok sert planlar yapmamak kaydıyla hayatı planlı yaşarım. Yarın ne yapacağımı, kaçta nereye gideceğimi bir gece önceden bilmek isterim ama “3 ay sonra şuraya giderim, şu bileti alayım” diyenlerden de değilim. Çünkü, biraz da bunu yapamamaktan korkarım. Bu yüzden yarın, öbür gün gibi kısa zamanlı planları evet yapmalıyım, mesleğim için de çocuklarım için de mutlaka planlı yaşıyorum.



Özel ve iş ilişkilerinizde kırmızı çizgileriniz var mı yoksa esnek misinizdir?

Kırmızı çizgilerim tabii ki var. İş konusunda disiplinliyim. Saatinde orada olmak, aynı enerjiyi, aynı neşeyi, aynı bağlılığı her seferinde maksimumda tutabilmek. Bunun dışında merhametli bir insan olduğum için yapılan hataları kolay affedebiliyorum. Genel olarak işimde disiplinliyim, kırmızı çizgilerim ve kurallarım var.


Hayat felsefeniz nedir? Hayatla eğlenen bir yapınız mı var yoksa ciddiye mi alırsınız?

Hayat felsefem, anın keyfini çıkartmak. Benim tek kuralım denge. Hayatla çok fazla dalga geçerseniz, ciddiye almazsanız o da iyi bir şey değil. Fazla kurallar içinde yaşarsanız o da sıkıcı bir şey. Dengede tutuyorum ben.

Sizin için hayattaki en önemli başarı nedir?

Bence, hayattaki en önemli başarı insanın kendisiyle barışık olması. Kendini sevmek, insanları sevmek, sevgi… Sevebildiğiniz sürece her şey size sevgi dolu gelir. Ben karmaya da inanıyorum, “Ne verirsen onu alırsın” durumuna. Bu yüzden iyi insan olmak, sevgi dolu olmak, mutlu insan olmak en büyük başarı galiba.



Hangi tür müzik dinliyorsunuz?

Ben işim gereği her türlü müziği dinliyorum. Şu an zaten hepsi elimizin altında ve hepsine çok kolay ulaşabiliyoruz. Dünyada neler çıkmış, şu anki trendler neler, Türkiye’de neler dinleniyor, hepsini dinliyorum. Ama tabii ki günün farklı saatlerinde. Evimizde de müzik açmayı seviyoruz. Daha sakin şeyler açıyoruz. Bazen çocuk şarkıları açıyoruz ama müzik hayatın her yerinde, her zaman, her saniye var.


Ruhunuzu nasıl dinlendiriyorsunuz?

Ruhumu spor yaparak dinlendiriyorum. Spor yaptığım sıralarda deşarj olduğumu görebiliyorum, düşünüyorum.


Ne tarz giyinmeyi seviyorsunuz?

Günlük hayatımda spor yaptığım için genellikle; spor ayakkabı, tayt, tişört. Bir davete katılmayacaksam günlük giyiniyorum. Onun dışında sahnede şu an Zekiye Karadağ ile birlikte çalışıyoruz. Onun yardımını alıyorum. Birlikte karar veriyoruz. Şu andaki stilimiz biraz şöyle; 2000’lerdeki o renkli, cıvıl cıvıl, içimizi açan kumaşlar, aksesuarlar… 2000’lerdeki o neşeyi biraz geri getirmek istiyoruz. Bir şey moda diye illa onu alıp takmak, kocaman marka çantaları elimde gezdirmek çok benim tarzım değil. Genel olarak da modaya ayak uydurduğumu da söyleyebilirim.


Müzik sektörüne yeni katılanlara neler tavsiye edersiniz?

Müzik sektörüne yeni katılanlara tavsiyem, kendilerini sürekli geliştirmeleri, sürekli yeni şarkılar üretmeleri… Üretim çok önemli şu an. Eskiden biz 4-5 senede bir albüm yapardık ama şu anda iş çok daha çabuklaştı. Devamlı üretmek, olan biteni takip etmek, doğru insanlarla çalışabilmek, sürekliliği yakalayabilmek, sağlıklı kalmak ve iyi düşünebilmek gerekiyor.



Eşinizle tanışma hikâyeniz nasıl oldu?

Bizim ilk tanışmamız yaklaşık 21 yıl önce gerçekleşti. Şaziye’de Kenan’a vokal yaparken Selim ortak arkadaşlarımızla beni izlemeye gelmiş. Arada ayaküstü merhabalaşmıştık ama bir daha karşılaşmadık. Orada içimden bir şeyi bıraktım. Yıllar sonra bir arkadaşımın Instagram hesabında Selim’in de olduğu bir fotoğrafa denk geldim. Tanımadığım kimseyi sosyal medyadan eklemeye çekinirim, aradan üç gün geçti. Dayanamadım ve Selim’i takibe aldım. O da sosyal medyayı sık kullanan biri değilmiş. Önce hayran sayfası zannetmiş ama sonra sayfanın bana ait olduğunu anlamış ve kabul etmiş. ‘Belki kız arkadaşı vardır’ diye rahatsız oldum ama ortak arkadaşımızdan yalnız olduğunu öğrenince mesaj atmaya karar verdim. ‘Size ekleme talebi yolladım ama sonra çok utandım’ diye yazdım. ‘Bir utanmaz varsa o da benim, şeref duyarım’ diye cevap yazdı. Ama orada kaldı. Bir hafta sonra bir mesaj geldi: ‘Bana mesaj atmayacaksan Instagram’ı kapatayım çünkü buralar sensiz çok boş.’ Ardından birbirimizin telefon numaralarını aldık ve hikâyemiz böyle başladı.



Üç yıl aradan sonra çıkardığınız “Kimse Bilmesin” ile tekrar sevenlerinizle buluştunuz. İlgiden memnun musunuz?

“Kimse Bilmesin”i mart ayında çıkarmıştık. Bilal Sonses’in bir şarkısı, söz ve müziği ona ait. Ben yıllar önce almıştım şarkıyı ama şimdiye kısmet oldu. Bence çok güzel bir slow ve bana da çok yakıştığını düşünüyorum. Onun ardından hemen hareketli bir şarkı vermek istedik. Sözleri Gülsen Karatoprak, müziği Volga Tamöz’e ait “Tatlı”yı çıkardık. Gülsen Karatoprak da bir Bodrumlu… Kendisi çok tatlı bir insandır. Bodrum’un bütün güzelliklerini almış bir kadın. Onun sözleriyle birleşti şarkı. Çok güzel bir şarkı ortaya çıktı. Şu an bütün konserlerimizde hep bir ağızdan söylüyoruz. Radyo ve televizyonlarda haftalarca bir numarada kaldı. Yakın zamanda Serdar Ortaç’ın “Heyecan” şarkısına bir klip çekeceğiz. Sonbaharda yine yeni bir şarkı vereceğim. Dinleyenlerle sürekli yeni şarkılar buluşacak.


Bodrum size ne ifade ediyor?

Bodrum benim yarı memleketim de diyebiliriz. Çünkü bir İzmirli’nin Bodrum’da kendini memleketinde hissetmemesi mümkün değil. Herkes gibi ben de Bodrum’u, koylarını, güzelliklerini çok seviyorum. Yıllarca Bodrum’da canlı müzik yaptık. Vokalistlik yaptığım zamanlarda yazları 3 ay Bodrum’da kaldım. Bu yüzden ben de Bodrum’u çok sevenlerdenim.









Bengü’nün EN’leri

  • En sevdiği renk: Pudra pembe

  • En sevdiği yemek: Balık-Salata

  • En sevdiği tatlı: Sufle

  • En sevdiği şehir: İzmir

  • En sevdiği yazar: Piraye

  • En sevdiği kitap: Seyir

  • En sevdiği oyuncu: Julia Roberts

  • En sevdiği mevsim: Yaz

  • En sevdiği gün: Cumartesi


Copyright © Bodrum Dergi | Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir.

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 13 May 2022
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Haz 2022

Heykeltraş Seda Yaman, büyük şehrin kaotik ortamından kaçıp Bodrum’a sığınanlardan... Seda Yaman, “Henüz 7 yaşındayken bir duvarın üzerine oturup; kırılmış cam parçalarıyla sokaktan topladığım taşları kazıyarak tozlarını çıkartıp sonra da o tozları ıslatıp heykelcikler yapardım... Benim heykelle, çamurla maceram böyle başladı. Şimdi de hurdalıklara gidip enteresan metal ve ahşap parçalar topluyorum. Mümkün olduğunca çok malzeme araştırması, denemesi yapıyorum. O malzemeler mutlaka bir heykelin parçası ya da bana ilham kaynağı oluyorlar. Stresten uzak yaşamak yaratıcılığımı arttırdı. Ben kendi maceramı kovalıyorum. Benim hayalim, bu yolculuğun kendisi” diyor.


Seda Yaman, 1976 yılında İstanbul’da doğdu. Çamurla tanışması henüz çocuk yaşta başladı. Sokakta oynarken taşlardan çıkardığı tozları ıslatıp minik heykeller yaptı…

Tutkusunun peşinde koştu ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Heykel Ana Sanat Dalı’nı bitirdi. Sonrasında medya sektörüne yöneldi. İlk durağı o dönemler Türkiye’nin “Amiral Gemisi” olarak bilinen Hürriyet Gazetesi oldu. Bir kaç yıl burada Foto Muhabiri olarak çalıştı. Ardından 18 yıl süreyle dergilerde konser ve sahne fotoğrafçılığı yaptı. Bu süreçte çok sevdiği ve okulunu okuduğu seramik ve heykel çalışmalarını da eş zamanlı olarak sürdürdü. İç ve dış mekânlara seramik tasarımlar hazırladı. Bir yandan da seramik öğretmenliği... Özellikle Darüşşafaka Lisesi’nde vermiş olduğu seramik dersleri kendisine mesleki tecrübenin yanı sıra, yurdun dört bir yanından gelen birbirinden yetenekli öğrenciler ile çalışma keyfini de yaşatmış oldu.



"Ben Şehir İçin Yaratılmış Bir Organizma Değilim"

Başta Bodrum olmak üzere yurt içi ve yurt dışından hem özel hem de kurumsal müşterilerine ait çok farklı mekânların dekorasyonları için tasarımlar yapan Heykeltraş Seda Yaman, “Şehir hayatında 34 yıl. Bu seneler boyunca kalabalık, şehir karmaşası ve sonucunda oluşan sebepsiz koşuşturma, hayatın her alanındaki sürekli bir yerlere yetişme hâli benim bir gün ‘Ben şehir için yaratılmış bir organizma değilim’ diyerek arabaya atlayıp Bodrum’a gelmeme sebep oldu. Bodrum’a ilk adım attığımda 3-4 ay kadar bir yelkenlide yaşadım ve neler yapabileceğimi kurguladım. Sonrasında dağın yamacına, küçük bir taş eve yerleşip aynı

mekanda atölyemi de oluşturarak yaşamaya başladım" dedi.


"Heykelle, Çamurla Maceram Çocukken Başladı"

7 yaşındayken sokakta bazı taşları topladığını, sonra bir duvarın üzerine oturur, kırılmış cam parçalarıyla taşları kazıyarak tozlarını çıkarttığını, sonra da o tozları ıslatıp heykelcikler yaptığını anlatan Seda Yaman şunları söyledi: "Benim heykelle, çamurla maceram böyle başladı. Şimdi de hurdalıklara gidip enteresan metal ve ahşap parçalar topluyorum. Mümkün olduğunca çok malzeme araştırması, denemesi yapıyorum. O malzemeler mutlaka bir heykelin parçası ya da bana ilham kaynağı oluyorlar. Çamurla kullanılabilir obje tasarlarken, kendim bir seramik parçayı nerede kullanmaktan keyif alıyorsam o ürünleri yapmayı tercih ediyorum. Şarap bardaklarım da böyle ortaya çıktı. Ek olarak, heykel formları kullanarak oluşturduğum viski karafları ve puro tablaları da var. Benim en büyük tutkum metalle karışık heykeller. Heykellerimde konusuz işleri seviyorum. benim için görsel sanatlar estetik ve teknik konudan bağımsız bir kavram. Çoğunlukla uykudan önce veya rüyamda gözümün önünde tasarımlar beliriyor. ‘aa tamam bu tam yapmak istediğim şey’ diyorum. Kendi anlarımı tasarlıyorum. Önceyi sonrayı değil anları. Bence bu işin en önemli parçası malzeme tanımak ve çok merak. Ürünlerimi kendi mekânlarında barındıranların beğenerek eşsiz bir parçaya sahip olmalarından çok mutlu oluyorum. Örneğin şarap sofralarına estetiği, tasarımı ve özgünlüğü katmak bana büyük bir keyif veriyor. Malzemeyle uğraşmanın her evresi çok enteresan. Her yaptığım çalışmada olasılıkları görmek için sabırsızlanıyorum. Seth Godin’in bana ilham veren bir sözü var; ‘İyi bir iş yapmak sizi mükemmel yapmaz. Sizi mükemmel yapan şaşırtıcılıktır, göze çarpmaktır, sürprizlerle dolu olmaktır, zarif ve dikkate değer olmaktır’ Kesinlikle benim sanattan anladığım tam da bu. Anlayışım gibi yaşıyorum. Bu da sizi ne kadar farklılaştırıyorsa..."



‘Cebimdeki Yabancı’ Filmi ile Şansı Açıldı

Kadrosundaki ünlü oyuncularla yayınlandığı dönemde başarılı bir çıkış yakalayan, “Cebimdeki Yabancı” filminin neredeyse tamamının geçtiği muhteşem yemek masasındaki seramik bardakları da ilgi odağı olmuştu. Belçim Bilgin, Buğra Gülsoy, Şebnem Bozoklu, Leyla Lydia Tuğutlu, Serkan Altunorak, Şükrü Özyıldız ve Çağlar Çorumlu gibi ünlü isimleri bir araya getiren filmde kullanılan bardaklar tasarımcısı Seda Yaman’a da şans getirdi. Ferzan Özpetek’in yapımcılığını üstlendiği film boyunca oyuncuların elinden düşürmediği bardaklar izleyenler tarafından büyük ilgi görmüştü. Filmde kullanılan Sedaceramic bardakları, Bodrum’da yaşayan seramik sanatçısı Seda Yaman’ın “Aşk ve Şarap” koleksiyonunda yer alan ürünlerinden oluşuyor.




O Masada Olmayı Hayal Ederdim

Filmlerini izlemeye başladığından b


eri hep Ferzan Özpetek’in sofrasında olma hayali kurduğunu belirten Seda Yaman, “Yapımcılığını Ferzan Özptek’in yaptığı ‘Cebimdeki Yabancı’ filminde, benim seramik şarap bardaklarım kullanıldı. Dolayısıyla bir biçimde o sofrada bulunmuş oldum. Bu beni çok mutlu etti” dedi.




  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 11 May 2022
  • 1 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Haz 2022

Bodrum Tanıtma Vakfı’nın 25. yılında ‘Bodrum Kültür ve Sanat Elçisi’ unvanı verilen Türkiye’nin Süper Starı Ajda Pekkan, “Mavisi ve yeşiliyle insana huzur veren, sıcacık insanlarıyla Bodrum, benim için sonsuza kadar sürecek büyük bir aşk hikâyesi diyebilirim. Bodrum’un kültür ve sanat elçisi olmak benim için büyük bir onur oldu” dedi.



Bu Görevin Kalbimdeki Değeri Paha Biçilmez


Bodrum Kültür ve Sanat Elçisi Ajda Pekkan, Bodrum’a olan aşkının Zeki Müren sayesinde başladığını belirterek şunları söyledi: “O Bodrum’un hiç sönmeyen sanat güneşi olarak kalbimde. Kendisini sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Mavisi ve yeşiliyle insana huzur veren, sıcacık insanlarıyla Bodrum, benim için sonsuza kadar sürecek büyük bir aşk hikâyesi diyebilirim. Bodrum’un Kültür ve Sanat Elçisi olmak benim için büyük bir onur oldu. Bu vesileyle Sayın Bodrum Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a ve tüm Bodrum halkına şükranlarımı sunuyorum. Takdim edilen Sanat ve Kültür Nişanını çok beğendim. Emeği geçen herkese çok teşekkürler. Evimde çok özel bir yerde muhafaza edeceğim. Bu özel görev için Bodrumluların nezaketlerini fazlasıyla ortaya koydukları değerli bir tasarım olduğunu düşünüyorum ama inanın bu görevin kalbimdeki değeri paha biçilmez.”


Bodrum çok iyi tanıtılmalı


Bodrum Belediye Başkanı ve BOTAV Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Aras, Bodrum ve Ajda Pekkan birlikteliğinin önemli bir enerjiyi ortaya çıkaracağını belirterek, “Bodrum çok iyi tanıtılmalı. Biz dedik ki BOTAV ve Belediye olarak her yıl kültür ve sanat elçileri oluşturalım. Bunun ilk temsilcisi sevgili Ajda Pekkan. Pekkan, ‘Bundan sonra Bodrum’dayım, projeler yapalım, sosyal yardım projeleri ile sanatsal ve kültürel işler yapalım’ dedi. Bu amaçla düzenlenecek üç konserin ilkinin gelirini okul öncesi eğitim için, ikinci konser sokaktaki canlarımızın barınak ve rehabilitasyon merkezi yapımı için, üçüncü konser geliri ise gençlerimizin faydalanacağı bir kütüphane için olacak” dedi.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page