top of page
Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
Özge Zeki
21 Haz 2025
2 dakikada okunur
Mücevher dünyasında trendler sürekli değişirken 2025 yazı, altın zincir tasarımların yükselişiyle dikkat çekiyor. Türkiye’nin önde gelen markalarından Mioro, altın zincir koleksiyonlarıyla şıklığı ve zarafeti yeniden tanımlıyor. Mioro yaratıcı ekibinin usta el işçiliğiyle ortaya çıkan koleksiyonlarda, her zevke hitap edecek tasarımlar bulunuyor. Markanın kalın ve cesur zincirleri maksimalist stilleri tamamlarken narin ve zarif zincirleri minimal tarzları tercih edenlere hitap ediyor. Gösterişli zincirler, gündüzden geceye her tarza uyum sağlayarak stilin âdeta başrol oyuncusu oluyor.


Yaratıcılık, Çeşitlilik ve İnovasyon                                                                                 

Zincirlerin güçlü ve estetik duruşu, kombinleri tamamlayan en önemli detaylardan biri hâline gelirken Mioro’nun kaliteli işçiliği ve özgün tasarımları ile bu trend daha da ileri taşınıyor. Mioro, 9K, 10K, 14K, 18K, 21K ve 22K altın üretimine ek olarak altın-gümüş ve altın-bakır ürün opsiyonları ile toplamda 5 binden fazla özgün tasarımdan oluşan geniş koleksiyonunda yaratıcılık, çeşitlilik ve inovasyonu bir araya getiriyor.



Birkaç Zincir Bir Arada

2025 yaz podyumlarında aynı anda birkaç zincirin bir arada kullanılmasıyla oluşan stiller minimal ama göz alıcı görünümleri tamamlıyordu. Mioro’nun olağanüstü parlaklığı, titiz el işçiliği ve kalitesiyle tanınan altın zincirleri, Miochain koleksiyonunda toplanıyor. Temel uzmanlık alanı, altın makine zinciri üretimi olan Mioro, uzun yıllardır üst düzey kalite anlayışı ile içi dolu ve içi boş altın zincir üretimiyle trendlere yön veriyor. Özellikle içi boş makine zinciri alanındaki deneyimi sayesinde Mioro, dünya çapında bilinirliğe sahip.



İkonik Halat Zincirler

Dünya moda trendlerine yön verenler, her sezon geleneksel, kült tasarımlardan da ilham alıyor. Altın halat zincir modelleri, özellikle son yıllarda farklı renkleriyle stilleri âdeta bir üst noktaya taşıyor. Mioro’nun geniş ürün yelpazesi, markanın sektördeki lider konumunu pekiştiren ve onu farklı kılan unsurlardan biri. İşte bu ürün gruplarının başında gelen ‘Miorope’ halat zincir modelleri, kalitesi ve dayanıklılığıyla moda efsanesi rolünde. Bu ikonik tasarımlar yeni sezonda çarpıcı stillerde ışıldıyor.



Özel Tasarım Detayları

Daha sportif stilleri tercih edenler için hafif altın zincirler özel uçlarla birleşiyor. Mioro, alanında uzman tasarımcılar tarafından hayata geçirilen modelleriyle yeni trendlerin oluşumuna yön veriyor. Miodesign adı altında zincir ile çeşitlendirilmiş, pres ve döküm parçalar kullanılan tasarımlarla zengin bir ürün yelpazesi sunuluyor. Yonca, çiçek, ağaç, kalp, yıldız gibi şekillerde özel tasarlanmış kolye ucu tasarımları zincirlere kilitlenerek iddialı bir görünüm vadediyor.


Teknolojiyle Geleneksel El İşçiliği                                                                                         

Son derece hafif, gösterişli ve benzersiz tasarımlarda geleneksel el işçiliği ve son teknoloji birleşiyor. Ana üretimi olan altın zincir ve zincir ile çeşitlendirilmiş tasarımların yanı sıra Mioro 10 yılı aşkın süredir özel bir üretim teknolojisi kullanarak uzmanlaştığı elektroform ürünleri ise 18K ve 21K olarak Mioform markası altında sunuyor. Uzun yıllardır mücevher sektöründe kalite ve estetiği bir araya getirerek özgün tasarımlar sunan Mioro, her koleksiyonunda zarafeti ve yeniliği ön planda tutarak mücevher severlere en özel parçaları sunmaya devam ediyor. Mioro, şıklığına zamansız bir dokunuş katmak ve en yeni trendleri keşfetmek isteyen moda tutkunlarını, zincir koleksiyonlarını keşfetmeye davet ediyor.

Yazarın fotoğrafı: Oğuz Ateş
Oğuz Ateş
20 Haz 2025
4 dakikada okunur
Her yıl değişen tasarım anlayışı sadece estetik değil, aynı zamanda yaşam biçimimizi de şekillendiriyor. 2025 yılı ise bu dönüşümün önemli bir kırılma noktasını temsil ediyor. İç mimarlıkta artık tek bir yön, tek bir doğru yok. Tasarımlar iki güçlü eğilim etrafında şekilleniyor. Bir tarafta sade, rafine ve zamansız mekânlar; diğer tarafta cesur, karakterli ve dikkat çekici yorumlar. Bu iki yaklaşımın çatıştığı değil, iç içe geçtiği bir yılın içindeyiz.

Her yeni yıl, iç mimarlık dünyasına farklı bir ruh hâli getirir. Kimi zaman sakinlik ve denge öne çıkar, kimi zaman ise cesaret ve çarpıcılık. 2025 yılı, bu iki kutbun tam ortasında duruyor. Bir yanda zamansızlıkla gelen dinginlik, diğer yanda risk almaktan çekinmeyen cesur tasarımlar. Özellikle genç kuşak kullanıcılar için mekânın özgün olması en az işlevsel olması kadar önemli hâle geldi. Kendi kişiliğini, ilgi alanlarını ve yaşam tarzını yansıtan mekânlar, âdeta birer öz geçmiş gibi okunuyor. Peki hangisi daha baskın? Zamansız çizgiler mi, yoksa iddialı hamleler mi?


Zamansızlık Yeni Lüksün Tanımı…

Son yıllarda hızla değişen dünya düzeni tasarımda da az ama öz yaklaşımını popülerleştirdi. 2025’te bu yaklaşım daha da derinleşiyor. Nötr tonlar, doğal dokular ve kaliteli malzeme kullanımı ile tasarlanmış sade ama güçlü mekânlar hem zihni dinlendiriyor hem de uzun ömürlü olmalarıyla sürdürülebilirliği destekliyor.

Mermer, ahşap ve keten gibi doğadan gelen materyallerle harmanlanan iç mekânlar ise sadeliğin içinde zarafet arayanların gözdesi olmaya devam edecek. Zamansızlık 2025’in en güçlü trendlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu sıkıcı ya da monoton bir sadelik değil, tam aksine detaylarda ustalıkla işlenmiş, kaliteli malzemelerin ve dengeli renk paletlerinin başrol oynadığı bir duruluk.


Nötr tonlar kum beji, taş grisi, şeftali tüyü, çikolata kahvesi, altın sarı, fildişi doğaya dönük malzemeler, traverten, meşe, keten ve sade formlar hem fiziksel hem zihinsel anlamda bir nefes alanı oluşturuyor. Bu tarz mekânlar kullanıcılarına huzur ve konfor sunarken aynı zamanda yıllar geçse bile eskimeyen bir estetik taşıyor. Bu nedenle zamansız tasarım aynı zamanda sürdürülebilirliğin de bir parçası hâline geliyor.


Cesaret Rengin ve Biçimin Özgürleşmesi…

Öte yandan iç mimarlık dünyasında artık kurallar yıkılıyor. 2025’te cesur renk paletleri, alışılmadık formlar ve beklenmedik kombinasyonlar trend listelerinde kendine kalıcı bir yer edinmeye başladı. Parlak kırmızılar, elektrik mavileri, hatta krom yüzeyler artık sadece sanat galerilerinde değil, evlerin salonlarında da yer buluyor. Neden olmasın? diyen tasarımcılar sayesinde, kişiliği olan mekânlar yükselişe geçiyor. Kendi hikâyesini anlatan mekânlar; 2025’in en dikkat çekici ve cesur tasarımları arasında yer alıyor. Artık kullanıcılar mekânlarında sadece konfor değil, aynı zamanda ifade arıyor. Bu ifade; bazen bir duvarı boydan boya kaplayan canlı bir renk, bazen de alışılmadık bir malzeme tercihi ile hayat buluyor. Paslanmaz çelik yüzeyler, mozaik karolar, organik formlu mobilyalar, hatta bilinçli bir şekilde asimetri oluşturmak... Bunlar artık birer hata değil, tamamen bir anlatım aracı oluyor.


Zıtlıkta Denge Arayışı…

2025’in en dikkat çeken özelliği ise bu iki yaklaşımın çatışmak yerine birbirini dengelemesi. Bir duvarda sakin krem tonları varken diğerinde çağdaş bir sanat eseri tüm dikkatleri üzerine çekebiliyor. Modern bir koltuk takımı, vintage bir lambaderle tamamlanabiliyor. Yani tasarım artık bir kutba sadık kalmıyor kişisel tercihlerin sentezinden doğuyor. Mekânlar farklı stillerin bir araya geldiği hibrit anlatılara dönüşüyor. Bir mekânda Japon wabi-sabi anlayışıyla döşenmiş sade bir köşe, hemen yanında Bauhaus etkisinde bir sanat objesiyle tamamlanabiliyor. Yani tasarımın dili artık evrensel kodlardan çok, bireysel seçimlerden oluşuyor.


Tüm bu eğilimlerin ötesinde iç mimarlıkta en önemli soru değişmiyor: Bu mekân kimin için ve ne için var? 2025’te iç mimarlık bir yol ayrımına değil, bir senteze giriyor. Zamansızlık ve cesaret artık birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan unsurlar. Kullanıcıların beklentisi de bu yönde. Hem konforlu ve sade hem de kendine ait detaylar taşıyan bir mekân. Bu nedenle biz tasarımcıların da sadece trendleri takip etmekle kalmayıp her projenin kendi dilini oluşturmasına izin vermemiz gerekiyor. Çünkü iç mimarlık artık sadece mekân tasarımı değil, bir yaşam şeklini ifade etme biçimidir.


2025’in en büyük trendi belki de bu soruya verilen dürüst cevaplarda gizli. Çünkü ister zamansız bir sadelik ister cesur bir yorum seçilsin, asıl mesele o mekânda yaşanacak hayatın kalitesi…


Gelin birazda 2025 İç Mekân Trendlerini Bodrum özelinde değerlendirelim.

Ege’nin en özel köşelerinden biri olan Bodrum yalnızca bir tatil beldesi değil, aynı zamanda özgün bir yaşam tarzının, doğal şıklığın ve sade zarafetin simgesi.

2025 yılı iç mekân trendleri ise bu ruhla birebir örtüşüyor. Global tasarım akımlarıyla şekillenen yeni yaklaşımlar, Bodrum’un doğallığını ve karakterini yansıtan mekânlarla iç içe geçiyor.


Bir yanda zamansız, doğaya saygılı ve rafine bir duruş, diğer yanda cesur, özgün ve karakter sahibi mekânlar. Peki Bodrum’da hangisi daha baskın? Zamansızlık mı, yoksa cesaret mi? Cevap ise her ikisi birden. Ama dengeli ve yerel kimliğe saygılı bir biçimde. Bodrum’un doğal ruhu Bodrum mimarisi, yüzyıllardır doğa ile uyum içinde şekillenmiş durumda. Beyaz badanalı duvarlar, taş dokular, serin tutan zeminler ve doğadan gelen malzemeler. İşte 2025’in zamansızlık anlayışı da tam olarak bu köklere dönüyor. Keten perdeler, açık tonlu taş ya da mikro çimento zeminler, mat yüzeyler ve ahşabın doğal tonları Bodrum’da sıkça karşımıza çıkan detaylar arasında. Renk paletinde ise beyaz, bej, açık zeytin tonları ve denizi hatırlatan mavi-yeşil tonlar öne çıkıyor. Bu yaklaşımda abartıya, parıltıya yer yok. Ama her detay özenli bir zarafetle düşünülüyor. Sade yaşam felsefesi Bodrum’un yavaş ve dingin temposuyla kusursuz bir uyum yakalıyor. Her ne kadar Bodrum denilince ilk akla gelen sadelik olsa da son yıllarda özellikle genç neslin ilgisiyle birlikte bölgeye yeni bir dinamizm de gelmiş durumda.


2025’te cesur tasarımlar Bodrum evlerinde de kendine yer buluyor. Gündoğan’da deniz manzaralı bir terasta yer alan kırmızı lake bir mutfak dolabı, Yalıkavak’ta modern heykelsi bir şömine ya da pastel tonlarda seramik duvar karoları… Artık bu detaylar hiç de şaşırtıcı değil. Renk kullanımı cesur ama dozunda. Çoğu zaman doğaya selam veren tonlarda. Zeytin yeşili, kobalt mavisi, kum sarısı gibi renkler artık sadece tekstilde değil, sabit elemanlarda da kullanılıyor.

Yerel Kimlik + Global Bakış = 2025 Bodrum Stili

Bu yılın en büyük tasarım anlayışı ise kimliksiz şıklık döneminin sona ermesi. Artık her mekân kendi hikâyesini anlatmalı. Bodrum’da bu hikâye; çoğu zaman doğayla kurulan ilişki, malzemenin sadeliği ve mekânın nefes almasına izin vermekle başlıyor. Ama aynı zamanda cesur fikirler, kişisel dokunuşlar ve detaylara verilen önemle anlam kazanıyor.Bodrum’da trend hissetmektir. Burada bir tasarım yalnızca güzel olduğu için değil, bir yaşam biçimini yansıttığı için kıymetli hâle geliyor.


Zamansız malzemelerle inşa edilen bir mutfak tezgâhı, sabah güneşiyle parlayan bir taş zemin ya da Ege’nin mavisini taşıyan bir koltuk minderi. Bu detaylar trend değil, yaşamın ta kendisi.


İç mimarlıkta belki de asıl mesele şu soruda yatıyor. Bu mekân ne hissettiriyor? Bodrum’un cevabı belli; Doğal, zarif ve özgür.

Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
Seda Küçük
19 Haz 2025
5 dakikada okunur
İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere ile birlikte Birleşik Krallık’ta yer alan dört ülkeden biridir. Birleşik Krallık adasının kuzeyindeki ülke, İrlanda Denizi, Atlantik Okyanusu ve Kuzey Denizi ile çevrelenmiştir. Düzenlenen bağımsızlık referandumu ile İskoçya, Birleşik Krallık’tan 18 Eylül 2014’de çıkarılmıştır. Tam anlamıyla bağımsız bir ülke olmamasına rağmen, kendine özgü bayrağı, parlamentosu ve başkenti mevcuttur. Üç tarafı denizle çevrili olan İskoçya, Highlands, Central Belt ve Southern Uplands olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır. Ülkenin iklimi, Britanya ortalamasına göre oldukça sert ve soğuktur. Gulf Stream etkisinde olduğu için yağış oranı Londra’dan biraz daha fazladır. Temmuz ve ağustos ayları ortalama hava sıcaklığı 15-20 °C, ocak ve şubat aylarında ise 5-7 °C derece arasında seyretmektedir.


İskoçya, Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling’le, erkeklerin giydiği kilt adı verilen eteklerle, ismine gayda dedikleri ulusal çalgısıyla, viskisiyle, Robert Burns’un şiirleriyle, Braveheart filminin efsanevi kahramanı William Wallace ile, penisilini keşfeden Alexander Fleming, telefonu icat eden Alexander Graham Bell ve daha nice önemli bilim insanlarıyla tanınıyor.




Tarihçesi

Eski adı Kaledonya olan İskoçya, bugünkü adını İrlanda’dan göçen Scotia (İskoç) kabilesinden aldı. İskoçya, Kral I. David (1124–53) ve sonrasında Kral III.Alexander (1214-1249) döneminde bağımsız, birleşik ve zengin bir krallık hâline geldi. İngiltere ile arasında süregelen dostça ilişkiler uzun bacak lakaplı Kral I.Edward döneminde bozuldu. Edward 1296 yılında İskoçya’yı işgal ederek büyük bir katliam gerçekleştirdi. İskoçya’da yaşanan bu gelişmeler İskoç kahramanı William Wallace’ın da ortaya çıkmasına ve tarihteki yerini almasına neden oldu. Wallace, adamlarıyla birlikte yaklaşık 50 İngiliz askerini öldürdü ve kaçtı. Bunun üzerine Heselrig, askerleri ile Wallace’ın sevdiği kadın Mario’yu öldürdü. Haberi duyan Wallace, adamları ile birlikte tekrar şehre dönerek İngiliz komutan Heselrig’i öldürdü. Muhafızlarla girilen çatışmalarda o gece 240 kadar İngiliz askeri öldürülmüştü. Yaşanan bu çatışma İskoç isyanının da başlangıcı oldu. 11 Eylül 1297’de Wallace, Stirling köprüsünde gerçekleşen savaşta İngiliz ordusunu bozguna uğrattı. Wallace, “İskoçya’nın koruyucusu ve ordularının lideri” ilan edildi. 1 Mayıs 1298’de Falkirk’te Kral I.Edward’ın başında bulunduğu İngiliz ordusu ile bir kez daha karşı karşıya gelen Wallace, savaştan yaralı olarak kaçtı. Wallace 5 Ağustos 1305’te yakalandı. Mahkemede krala ihanet ettiği iddiasına “Ona bağlı kalacağıma dair hiçbir zaman yemin etmedim,” şeklinde karşılık verdi. Wallace, mahkeme salonundan çıkarıldıktan sonra işkence edilip asıldı. Bütün işkencelere rağmen yine de kraldan af dilemedi. Wallace idam edildikten sonra başı Londra Köprüsüne asıldı. Vücudunun diğer parçaları ise Newcastle, Berwick,Perth ve Stirling’e gönderildi. Wallace’ın bu şekilde öldürülmesi İskoçya’da isyanı ateşledi ve Wallace bir özgürlük savaşçısı olarak İskoç bağımsızlığının sembolü hâline geldi. 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyıl boyunca İngilizler ile İskoçlar arasında yine birçok savaş meydana geldi. Ancak bu kez savaşların önemli sebeplerinden biri mezhep ihtilafı ve İskoç kilisesinin bağımsızlığı idi. 1702’de İngiltere tahtına geçen Kraliçe Anne, 1706’da iki krallığı birleştirmek için önemli bir adım attı. İngiltere’den ve İskoçya’dan temsilcilerin bulunduğu bir kurul oluşturdu. Üzerinde anlaşılan tasarıya göre, birleşen iki krallık tek bayrak altında ve tek bir parlamentoyla yönetilecekti. Bu Birleşme yasası ile Büyük Britanya resmen kurulmuş oldu ve varlığını günümüze kadar sürdürdü.



Aktiviteler

İskoçya denince elbette akla gelen en önemli şey victoria döneminden kalan neo-gotik yapılar. İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da yer alan Scott Anıtı ve St Giles Katedrali bunlara en güzel örneklerden. Bir masal diyarı olan İskoçya’da spor ve eğlence de çok önemli. Futbolun popüler olduğu ülkede golf, tenis ve rugby de oldukça sevilmekte. Ayrıca dans, klasik müzik, tiyatro ve operanın nabzı her yıl ağustos ayında İskoçya’nın başkentinde atar. Yemyeşil doğada büyük bir ahenkle yer alan Edinburgh, festival zamanı bir başka güzel. Bu ülkede görülmesi gereken çok yer var. Edinburgh Kalesi, Holyrood Sarayı, Lomaond Gölü, Lonch Ness görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Skye Adası, Callanish Taşları, Scott Anıtı, St Giles Katedrali, Glasgow, Arthur’s Seat, Aziz Adrews Katedrali de diğer güzel alternatifler arasında olabilir.


Edinburgh Kalesi

Kayaların üstüne kurulu olan kale, tarihi şehirle, şehrin ana caddesi olan Royal Mile’e hâkim bir konuma sahip. Kentin Castle Rock bölgesinde bulunan Edinburgh Kale’si, önceleri cadıların idam edildiği bir yerken şimdilerde İskoçya’nın en ünlü turist bölgesi. Edinburgh’un simgesi olan yapı, yaklaşık 1000 yıldır yıkılmadan ayakta kalmayı başaran dünyanın nadir kalelerinden biri. Kale, muazzam kent manzarası haricinde içerisinde çok önemli bir yapı olan St. Margaret’s Chapel’ini de barındırıyor.

Holyrood Sarayı

Holyrood Sarayı Britanya kraliyet ailesinin İskoçya’daki rezidansıdır. Royal Mile’nin güney ucunda bulunur ve oradan yukarıya Edinburgh Sarayı’na kadar uzanır. 1128 yılında buraya Holyrood Abbey adı verilen ve “Abtei” tabir edilen bir kilise hücresi inşa edildi. Bir zamanlar “Abtei”’ın misafirhanesi olan bölüm adım adım genişletildi; ayrıca 1528-1532 yılları arasında arazinin kuzey batısında birçok şeyin yanında bir ikamet kulesi oluştu. Saray, bugünkü şekliyle 17. yüzyılda inşa edildi. Tarihe geçişinin en önemli sebebi ise içinde zaman zaman ikamet eden Mary Stuart sayesindedir.


Lomond Gölü

Büyük Britanya adasındaki göller arasında öne çıkan Lomond Gölü’nün önemi tatlı su kaynağı olmasıdır. Fiyordu andıran bir yapıda olduğundan İskoç dilinde bu yapıdaki göllere verilen genel bir ad olan Loch ile nitelendirilmiştir. Göl, bünyesinde 60 civarında ada barındırmaktadır. Loch Lomond ve Trossachs Millî Parkı sınırları içerisinde yer alan göl, kendine has ekosistemi ile koruma altına alınmıştır. Gölün çevresi bakımlı ve temiz. Yarım saatlik mesafelerde piknik maslarının konulduğu çok keyifli duraklar var. Gölün ardında yükselen dağları, gölbaşı evleri ve yeşilin her tonuyla görülmesi gereken bir yer.

Losch Ness

Loch Ness, İskoçya’nın Highlands bölgesinde yer alan bir vadi set gölüdür. Oldukça derin ve geniş olan Loch Ness, deniz seviyesinden 15,8 metre yukarıdadır. 5 adet nehirle beslenen gölün yüzeyi 56.4 kilometrekaredir. Gölün en uzun aralığı 40 kilometre, en derin noktası ise 230 metredir. Gölde yaşadığı ileri sürülen efsanevi bir deniz canlısı vardır. Loch Ness Canavarı diğer adıyla ‘Nessie’ birkaç insan tarafından görüldüğü söylenmektedir. Varlığına dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, hâlâ aranmaktadır. Elde sadece birkaç tartışmalı fotoğraf ile sonar taramaları mevcut. Fotoğraflar incelendiğinde, bunların çoğu sadece benzetim yoluyla kanıt olarak sunulmuştur. Fotoğraflara daha dikkatli bakıldığı zaman bu benzetmelerin genelde su üzerinde yüzen cisimler olduğu görülmektedir. Gölde yüzen bir kütük de buna bir örnektir. Bu canlıya “Canavar” kelimesi ilk defa 1933 yılında bölgede bulunan memur Alex Campbell tarafından konulmuştur. Bu yıllardan itibaren gördüğünü iddia edenler bu canavarı bir su yılanı, ejderha ya da bir canavar balığı olarak tanımlamış ve genelde küçük bir baş ile uzun bir boyuna sahip olduğu söylemiştir.



Mutfak

Yemeklerini kızartma olarak pişiren İskoçlar, yemeklerinde baharat kullanmayı sevmeyip fazla tercih etmezler. Klasik et tabaklarına patates, bezelye ve yabani orman meyveleri eşlik etmektedir. Lomond gölünün enfes sazanları İskoçya’nın en meşhur balık ekmekleri arasındadır. Ayrıca Istakoz, karides, midye, yengeç gibi deniz ürünleri de oldukça çok sevilmekte ve tüketilmektedir. İskoçya denilince akla gelen ilk içecek muhakkak viski. Bu içecek yüksek oranlarda üretilmekte ve tüketilmektedir. Aynı zamanda ihraç edilen bu viskiler dünyanın en bilinen viskileridir. İçimi sert olan bu içeceklerin yanında tereyağlı tarifler, şekerli kurabiyeler ve İskoç ekmeği tercih edilir. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel ülkede tatmak isteyebileceğiniz değişik birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Haggis Sakatat Yahnisi | Kıyılmış koyun kalbi, karaciğer ve akciğer ile soğan, baharat, yulaf unu, tuz ve et suyu karışımının koyun midesinde birkaç saat haşlanmasıyla yapılan Haggis, İskoçya geleneksel yemeklerinden biri. Bu yemeği pek çok ana yemeğin yanında patates ve turpla beraber sunuyorlar. Haggis’in servisi yapılırken işkembeden ayrı olarak yapılıyor.


Cullen Skink | Mezgit balığı, patates ve soğandan yapılan bu zengin aynı zamanda lezzetli çorba, ülkedeki önemli çorbalar arasında. Geleneksel İskoç yemeklerinde başlangıç olarak servis edilir ve oldukça doyurucudur.


İskoç Yumurtası | Hintlilerin ünlü nergis köftesi yemeğinden esinlenerek yapılmış ve İskoçya mutfağının vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır. Aperitif olarak yenen İskoç yumurtası, domuz kıyması etine sarılıp galeta ununa bulandıktan sonra kızgın yağa atılarak pişiriliyor.


Shortbread | 18.yüzyıldan kalma bir reçetesi olan Shortbread ününü hâlâ koruyor. Özellikle Noel ve yılbaşı zamanları tüketilen kurabiyeye o özel lezzeti veren İskoç tereyağı. Bir İskoç klasiği olan kurabiyeyi çok seveceksiniz.


Dundee Cake | Dundee Cake, doğum günü kutlamalarının vazgeçilmez tatlısıdır. Birçok versiyonu bulunan Dundee’yi tatlandırmak için malt viski kullanılır ve kekin yüzeyi beyazlatılmış badem halkalarıyla süslenir. Zengin meyve çeşitleri ile birlikte hazırlanan tatlı ülkede çok sevilenler arasında.



Ulaşım

İskoçya’ya havayolu ulaşımı ile gitmek isterseniz Glasgow International Airport (GLA), Edinburgh Havaalanı (EDI) ya da Aberdeen Havaalanı’nı kullanabilirsiniz. Bunun dışında ülkeye gitmek için İngiltere üzerinden pek çok yerel uçuş imkânı da var. Bu seçenek diğerlerine göre biraz daha hesaplı. Bir diğer ulaşım imkânı ise İskoç Demiryolları ile birleşen İngiltere Demiryolları BritRail hattıdır. Hem uçağa göre daha uygun hem de yol boyunca harika manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.


BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page