top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 21 May 2025
  • 3 dakikada okunur
2020’den beri faaliyet gösteren Dijital Denge Derneği’nde teknolojinin bilinçli ve dengeli kullanımı konusunda farkındalık yaratmak ve kalıcı çözümler üretmek amacıyla çalışmalar yürütülüyor. Derneğin kurucu ve yöneticisi Tuğba Şengül Lik, bu konuda farkındalık ve bilinç oluşturmayı hedefleyen içeriklerini sosyal medya platformlarında paylaşıyor. Lik, çocukların dijital dengeyi sağlamalarına yönelik içerikleriyle, özellikle ebeveynleri hedefliyor.



Son zamanlarda Neflix’te izlenen Adolescence dizisi, ergenlik çağındaki çocukların dijital bağımlılıkları, dijital dil ve zorbalığa maruz kalma konularına dikkatleri çekti. Bu sayede dijital dünyanın sonuçları cinayete kadar giden olumsuz etkileri birden tekrar gündeme geldi.


Dijital Denge Derneği Kurucu ve Yöneticisi Tuğba Şengül Lik, özellikle çocuklarda dijital dengeyi korumak konusunda ailelere büyük sorumluluk düştüğünü vurguluyor. Ev içindeki görünmez yalnızlığın önüne geçmek için aile bağlarına gereken önemin verilmesini de hatırlatan Tuğba Şengül Lik, konuyla ilgili görüşlerini ve aile bağlarını kuvvetlendirmek için yapılması gerekenleri kaleme aldı. İşte yapılması gerekenler: “Dijital çağ, hayatımızın her alanını köklü bir şekilde dönüştürdü, bu dönüşümden aile yapıları da nasibini aldı. Bir zamanlar aynı sofrada toplanıp sohbet eden aile bireyleri, şimdi dünyanın dört bir yanına yayılmış durumda ve iletişim artık daha çok dijital platformlar üzerinden gerçekleşiyor. Bu yeni iletişim şekilleri bize bir yandan kolaylık sağlarken diğer yandan da ‘Aile bağlarımız dijital dünyada zayıflıyor mu’ sorusunu akıllara getiriyor. Ama endişeye gerek yok! Teknoloji; aileyi birbirinden koparmadan, doğru kullanıldığında yeni iletişim yolları sunabilir. Dijital çağın en büyük nimetlerinden biri, mesafelerin ortadan kalkması. Artık dünyanın bir ucundaki akrabalarınızla bile bir tıkla bağlantı kurabiliyorsunuz. Ancak bu kolaylık, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına da yol açabiliyor. Eskiden akşam yemeğinde yapılan o güzel sohbetler, şimdi grup mesajlarına veya Zoom görüşmelerine taşınmış durumda. Teknoloji sayesinde fiziksel mesafeler ortadan kalksa da duygusal yakınlıkların zayıflama tehlikesi her zaman mevcut.


Bu durumda ne yapmalı?

Aile yapısının dönüşümü sadece fiziksel mesafelerle sınırlı kalmıyor, iletişim biçimleri de değişiyor. Anne-babalar çocuklarıyla WhatsApp’tan mesajlaşırken büyükanneler torunlarıyla Facetime üzerinden buluşuyor. Evet, bu yeni iletişim yolları kesinlikle pratik ama dijital iletişimin samimiyet ve derinlik eksikliği de yok değil. Haydi gelin bu durumu lehimize çevirelim: Aile WhatsApp gruplarında “günaydın” mesajı atmaktan fazlasını yapalım. Örneğin, haftalık bir “Aile Günü” belirleyip o günlerde herkesin bir araya gelmesini sağlayabilirsiniz.

Bu dijital dünyanın yeni gerçekliğine karşı güçlü bir hamle olabilir!


Teknoloji, her ne kadar yüz yüze iletişimi azaltsa da aile bağlarını güçlendirmek için de fısatlar sunuyor. Ortak bir aile WhatsApp grubu, hızlı haberleşmeyi sağladığı gibi herkesin gün içinde birbirinden haberdar olmasını kolaylaştırıyor. Bir de buna birlikte online oyunlar oynamak, sanal müze turları düzenlemek gibi aktiviteler eklendiğinde, teknoloji birden aile bireyleri arasındaki bağı güçlendiren bir araca dönüşebiliyor. Bu tür aktiviteler, özellikle kuşaklar arası bağı sağlamlaştırıp herkesin keyif alacağı eğlenceli anlar yaratabiliyor.


Dijital çağda aile bağlarını güçlü tutmanın en önemli yollarından biri de teknolojiyi dengeli ve bilinçli kullanmaktan geçiyor. Evet, WhatsApp mesajları harika, Facetime görüşmeleri süper ama bunlar gerçek buluşmaların yerini tutamaz. Mümkün olduğunca ailece bir araya gelmeyi, fiziksel buluşmalar organize etmeyi ihmal etmeyin. Hatta neden bir “teknolojisiz akşam yemeği” geleneği başlatmayasınız? Bu, herkesin dikkatini ekrandan çekip sadece birbirine odaklanmasını sağlayabilir.


Bu arada bir boomer yani teknolojinin içinde doğmayan biri olarak şunu söylemeden edemeyeceğim; saygı, sevgi, empati ve birlikte vakit geçirme üzerine kurulu olan geleneksel aile değerlerinin, günümüzde de hâlâ geçerliliğini korumasının son derece elzem olduğunu düşünüyorum. Modern dünyada maalesef bu değerler yavaş yavaş erozyona uğruyor. Çocuklar, büyükannelerinden masallar dinlemek yerine YouTube’da çizgi film izliyor. Aile büyüklerinin bilgece öğütleri, yerini internet aramalarına bıraktı. Google Amca her şeyi biliyor ne de olsa, değil mi? Ancak bu dijital alışkanlıklar, geleneksel değerlerin yerini aldıkça, aile bağlarının derinliğini de etkiliyor. Geleneksel değerlerin modern dünyada yeniden canlandırılması, ailelerin güçlü kalabilmesi için kritik öneme sahip.



Bu iki dünya; geleneksel ve modern, bir arada nasıl var olabilir?

Aslında, bu iki dünya arasında bir denge kurmak mümkün. Aileler, dijital dünyanın sunduğu kolaylıkları ve imkânları reddetmeden, geleneksel değerleri yaşatmanın yollarını bulabilir. Mesela, akşam yemeği sırasında telefonları bir kenara bırakıp eski usul bir masa oyunu oynamak ya da birlikte film izleyip üzerine sohbet etmek harika bir başlangıç olabilir. Dijital dünya tamamen dışlanması gereken bir alan değil; ancak aile bağlarının güçlü kalabilmesi için bu dünyanın sınırlarını belirlemek şart. Bu dengeyi kurabilen aileler, hem modern dünyanın sunduğu imkânlardan faydalanabilir hem de geleneksel aile sıcaklığını koruyabilirler.



Tuğba Şengül Lik - Dijital Denge Derneği  Kurucu ve Yöneticisi
Tuğba Şengül Lik - Dijital Denge Derneği  Kurucu ve Yöneticisi

Kabul, modern dünyada ebeveyn olmak, geçmişe kıyasla daha zorlu bir görev hâline geldi. Dijital dünyada çocuklarını yetiştiren ebeveynler, hem geleneksel değerleri aşılamaya çalışırken hem de teknolojinin sunduğu olanakları dengelemeye çalışıyorlar. Bu dengeyi kurmak, ebeveynlerin sorumluluğunda. Çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmak, onlara değerleri öğretmek ve dijital dünyanın tehlikelerinden korumak, modern ebeveynlerin en büyük görevleri arasında yer alıyor. Ebeveynlerin bu sorumluluğu, aile bağlarının korunmasında kilit rol oynuyor. Yani; işin sırrı biraz daha sabır, biraz daha dikkat ve bolca sevgiyle yakından ilgilenmekte.



Sonuç olarak dijital çağda aile bağları büyük bir dönüşüm geçiriyor. Ancak bu dönüşüm, ailelerin tamamen değişmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Geleneksel değerler, modern dünyada da varlığını sürdürebilir ve hatta bu değerler, dijital dünyanın getirdiği zorluklara karşı en büyük savunmamız olabilir. Aile bağlarının gücü, dijital dünyanın cazibesine kapılmadan, birlikte geçirilen zamanın ve paylaşılan anların değerini bilmekten geçiyor.”


  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 19 Nis 2025
  • 2 dakikada okunur
Dünya Fotoğraf Organizasyonu tarafından bu yıl 18.’si düzenlenen Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri 2025’in kazananları, 18 Nisan’da Londra’da gerçekleştirilen özel gala töreninde açıklandı. Fotoğrafçılık dünyasının en prestijli etkinliklerinden biri olan bu ödüllerde, “Yılın Fotoğrafçısı” unvanı Zed Nelson’a verildi. Ünlü belgesel fotoğrafçısı Susan Meiselas ise fotoğrafçılığa yaptığı üstün katkılar nedeniyle onur ödülüne layık görüldü.


Yılın Fotoğrafçısı: Zed Nelson

İngiliz fotoğrafçı Zed Nelson, altı yıl süren ve dört kıtayı kapsayan belgesel projesi “The Anthropocene Illusion” ile büyük ödülün sahibi oldu. 25 bin ABD doları para ödülüne, Sony dijital ekipmanlarına ve 2026 sergisine katılım hakkına layık görülen Nelson, çalışmasında insanın doğayla olan ilişkisini; doğa rezervleri, hayvanat bahçeleri ve şehir planlamaları gibi yapay alanlar üzerinden sorguluyor.



Profesyonel Kategori Kazananları

Her biri kendi alanında özgün bir anlatım ve yüksek teknik beceri sergileyen 10 profesyonel kategori kazananı da ödüllendirildi:

  • Mimari & Tasarım: Ulana Switucha (Kanada) – The Tokyo Toilet Project

  • Yaratıcılık: Rhiannon Adam (Birleşik Krallık) – Rhi-Entry

  • Belgesel: Toby Binder (Almanya) – Divided Youth of Belfast

  • Çevre: Nicolás Garrido Huguet (Peru) – Alquimia Textil

  • Manzara: Seido Kino (Japonya) – The Strata of Time

  • Perspektifler: Laura Pannack (Birleşik Krallık) – The Journey Home from School

  • Portre: Gui Christ (Brezilya) – M’kumba

  • Spor: Chantal Pinzi (İtalya) – Shred the Patriarchy

  • Natürmort: Peter Franck (Almanya) – Still Waiting

  • Yaban Hayatı & Doğa: Zed Nelson (Birleşik Krallık) – The Anthropocene Illusion



Genç ve Öğrenci Kategorileri

  • Yılın Açık Yarışma Fotoğrafçısı Ödülü: Tbourida La Chute adlı tekil kareyle Olivier Unia’ya (Fransa) verildi.

  • Yılın Öğrenci Fotoğrafçısı: The Last Day We Saw the Mountains and the Sea projesiyle Micaela Valdivia Medina (Peru) oldu.

  • Yılın Genç Fotoğrafçısı Unvanı: Venice Beach’te çektiği etkileyici kareyle Daniel Dian-Ji Wu’ya (Tayvan, 16) verildi.



Susan Meiselas’a Onur Ödülü

Bu yılki Fotoğrafçılığa Üstün Katkı Ödülü, belgesel fotoğrafçılığın öncülerinden Susan Meiselas’a verildi. Portrelere yönelik iş birlikçi yaklaşımı ve görünmeyeni görünür kılan anlatılarıyla Meiselas, çağdaş belgesel pratiğine yön veren isimlerden biri olarak anılıyor.

Sergi Londra’da Açıldı.


Kazanan ve finale kalan eserler, 17 Nisan – 5 Mayıs tarihleri arasında Londra’daki Somerset House’da sergileniyor. Ziyaretçiler 300’ün üzerinde baskının yanı sıra dijital ekranlarda da yüzlerce görseli inceleme şansı buluyor.

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 22 Şub 2025
  • 1 dakikada okunur
Fiat Topolino, Alman “auto motor und sport” dergisinin düzenlediği Autonis Ödülleri’nin Minicars kategorisinde “En İyi Yeni Tasarım 2024” ödülüne layık görüldü. Dergi okurlarının yüzde 37,1’inin favorisi olan Topolino, erişilebilir ve çevre dostu şehir ulaşımını teşvik ediyor.


Fiat Topolino, Autonis Ödülleri’nin Minicars kategorisinde “En İyi Yeni Tasarım 2024” ödülüne layık görülerek uluslararası otomotiv tasarım dünyasında prestijli bir başarı elde etti. Almanya’nın önde gelen otomotiv dergilerinden “auto motor und sport”un okuyucu oylarının yüzde 37,1’ini alan Topolino, dergi okuyucularının favorisi oldu.



Tamamen elektrikli olan Topolino, şehrin dar sokaklarında kolayca hareket edecek şekilde tasarlandı. Kentsel mobiliteye sürdürülebilir ve ulaşılabilir bir yaklaşım getiren ve Türkiye’de B1 ehliyetiyle 16 yaşından itibaren kullanılabilen Topolino, 45 km/s’lik güvenli maksimum hızı sayesinde şehir içinde ideal bir çözüm sunuyor. Ev tipi prizler ile 4 saatin altında tümüyle şarj edilebilen 5,4 kWh bataryaya sahip olan model, karbon ayak izinin azalmasına katkıda bulunarak şehrin yaşam kalitesini yükseltmeye de yardımcı oluyor.



İtalyancada “minik fare” anlamına gelen ‘Topolino’nun adı, 1936-1955 yılları arasında popüler bir model olan Fiat 500 Topolino’ya saygı duruşu niteliğinde. Kompakt boyutları, ekonomikliği ve İtalyan güzelliğiyle tanınan orijinal Topolino, dünyanın her yanında hayran kitlesi edinmişti.


Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page