top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 23 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur
Teknoloji hızla ilerliyor ve biz farkında olmasak da her geçen gün yapay zekâ ile iç içe yaşıyoruz. Telefonumuzda kullandığımız harita uygulamasından sosyal medyadaki içerik önerilerine, banka işlemlerinden sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda yapay zekânın etkisi hissediliyor. Peki, bu güçlü teknoloji hep yararlı mı? Doğru kullanılmadığında neler olabilir? Gelin, yapay zekânın sunduğu fırsatlara ve taşıdığı risklere birlikte bakalım.


Yapay Zekâ Nerelerde Kullanılıyor?

Sağlıkta

Yapay zekâ, doktorlara tanı koymada yardımcı oluyor. Röntgen, MR gibi görüntülerdeki sorunları fark ediyor, hastalıkları erken evrede tespit edebiliyor. Ancak verilerin gizliliği çok önemli. Eğer yeterince korunmazsa, hasta bilgilerinin kötü amaçlarla kullanılması mümkün.


Eğitimde

Öğrencilerin seviyelerine göre özel içerikler sunabilen yapay zekâ sistemleri, öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Ancak öğretmenin yerini almamalı. Eğitim sadece bilgi değil; iletişim, empati ve rehberlik de demek.


Finans Dünyasında

Bankalar ve yatırım şirketleri yapay zekâyı kullanarak dolandırıcılıkları önleyebiliyor, risk analizi yapabiliyor. Ama algoritmalar bazen önyargılı kararlar verebiliyor. Örneğin; kredi puanı hesaplamasında adil olmayan sonuçlar doğabiliyor.


Medyada ve Yayıncılıkta

Artık bazı haberler bile yapay zekâ tarafından yazılıyor. İçerik önerileri, otomatik çeviriler, sosyal medya analizleri hep bu teknolojinin ürünü. Fakat burada dikkatli olunması gereken bir konu var: Dezenformasyon. Yani, sahte haberler, gerçek gibi gösterilen yapay görüntüler ve yalan bilgiler çok hızlı yayılabiliyor.



Doğru Kullanılmazsa Ne Olur?


Bilgi Güvenliği Tehlikede

Yapay zekâ sistemleri, büyük miktarda veriyle çalışır. Bu veriler iyi korunmazsa, kimlik hırsızlıkları, banka bilgilerinin sızdırılması gibi ciddi siber güvenlik sorunları ortaya çıkabilir. YZ ile çalışan saldırı sistemleri, bir ülkenin altyapısını bile etkileyebilir.

oİnsan Yaratıcılığı Geri Planda Kalabilir

Sanat, edebiyat, müzik gibi yaratıcı alanlarda da YZ kullanılıyor. Şarkı besteleyen, resim yapan, hikâye yazan algoritmalar var. Fakat bu içerikler, insan duygusunu ve derinliğini yansıtamıyor. Ayrıca, telif hakkı ihlalleri gibi hukuki sorunlar da doğabiliyor.


İşsizliğe Yol Açabilir

Üretim ve müşteri hizmetleri gibi bazı alanlarda YZ sayesinde işler otomatikleşiyor. Bu da bazı mesleklerin azalmasına yol açabiliyor. Teknolojinin ilerlemesi durdurulamaz; ancak yeni iş alanlarının da yaratılması, insanlar için destekleyici politikaların geliştirilmesi şart.


Gerçek Gibi Görünüyor Ama Değil


Deepfake Tehlikesi

Yapay zekâ, artık sadece yazı yazmakla kalmıyor; bir kişinin yalnızca bir fotoğrafını kullanarak onun ağzını oynatabiliyor, göz kırpmasını, başını çevirmesini sağlayabiliyor. Hatta sesini taklit ederek hiç söylemediği şeyleri sanki o söylüyormuş gibi videolar oluşturabiliyor. Bu teknolojiye deepfake deniyor.



Bu sahte videolar, özellikle şu alanlarda ciddi tehlikeler yaratıyor:


  • İtibar suikastı: Tanınmış kişilerin ya da sıradan bireylerin adı karalanabiliyor.

  • Bilgi kirliliği: Gerçek gibi görünen sahte içerikler, kamuoyunu yanıltabiliyor.

  • Dolandırıcılık: Bir kişinin görüntüsü ve sesiyle yakın çevresi kandırılabiliyor.

  • Sosyal medya linçleri: Sahte içerikler nedeniyle insanlar haksız şekilde hedef alınabiliyor.


Yapay zekâ sayesinde gerçek ile kurgu arasındaki sınır giderek silikleşiyor. Bu yüzden artık sadece içerik üretmek değil, onu doğrulamak da en az o kadar önemli hâle geliyor.


Peki, Ne Yapmalıyız?


  • Etik kurallar belirlenmeli. Yapay zekâ sistemleri adaletli olmalı; ayrımcılığa, önyargıya yol açmamalı.

  • Veri güvenliği sağlanmalı. Kişisel bilgiler korunmalı, siber saldırılara karşı sistemler güçlendirilmeli.

  • İnsan merkezli kullanılmalı. Yapay zekâ insanın yerini almak için değil, onu desteklemek için kullanılmalı.

  • Hukuki düzenlemeler geliştirilmeli. Teknolojiye ayak uyduran, kapsamlı yasalar gerekli.

  • Toplum bilinçlendirilmeli. Teknolojiyi sadece tüketen değil, sorgulayan ve anlayan bir toplum yaratmak önemli.


Kontrol Bizde Olmalı


Yapay zekâ, doğru kullanıldığında insanlık için büyük fırsatlar sunabilir. Ancak bu teknolojinin kontrolünü kaybedersek, sosyal ve bireysel düzeyde birçok sorunla karşılaşmamız mümkün.


Artık yalnızca “gördüğümüze” ve “duyduğumuza” değil, neyin nasıl üretildiğine de dikkat etmek zorundayız. Teknoloji gelişiyor ama sorumluluk duygusu gelişmeden ilerlemek, büyük sorunlara kapı aralayabilir.


Unutmayalım


Yapay zekâ ne kadar zeki olursa olsun, yöneten yine biziz. Ve biz, onun nasıl bir geleceğe hizmet edeceğine karar verebiliriz.

  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 27 Ağu 2025
  • 2 dakikada okunur
Sosyal medya… Başlangıçta bir iletişim aracı olarak hayatımıza girdi. Eski dostları bulmak, haberleşmek, fikir paylaşmak için bir köprüydü. Ancak zamanla bu köprü, bizi gerçek hayattan koparan dijital bir labirente dönüştü. Bugün birçok insan saatlerini ekran karşısında, başkalarının hayatlarına tanıklık ederek geçiriyor. Herkes mutlu görünüyor. Gülümseyen yüzler, filtrelenmiş anlar, mükemmel tatiller… Ama gerçekten öyle mi? Gerçek mutluluğun yerini gösterme çabası mı aldı?


Araştırmalar; sosyal medyada sıklıkla kendini ve mutluluğunu sergileme eğiliminde olan kişilerin, özel hayatlarında daha fazla eksiklik hissettiklerini ortaya koyuyor. Beğenilme arzusu, onaylanma isteği ve takdir edilme çabası dijital çağın görünmeyen bağımlılığı hâline geldi. Öyle ki, takipçi sayısı artmadığında moral bozuluyor, paylaşımlar az beğeni alınca değersizlik hissi yaşanıyor. Sosyal medya, adı “sanal” olsa da birçok insanın psikolojik gerçeği hâline geldi.



İletişim çağında olmamıza rağmen, yüz yüze iletişim yetimizi yavaş yavaş kaybettik. Dijital bir gerçekliğin içinde, samimi bir sohbetin yerini emojiler, göz göze bakmanın yerini ekranlar aldı. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplum hâline geliyoruz.


Geçmişi hatırlatması gereken sosyal medya, çoğu zaman yük haline geliyor. Eski arkadaşları, eski ilişkileri “merakla” arayıp buluyor, ardından geçmişin duygusal yükünü yeniden sırtlanıyoruz.


Sosyal medya sadece hayatımızı değil, hafızamızı da karıştırıyor. Her yeni paylaşımda bir karşılaştırma, her yorumda bir beklenti…


Beğenmedin, paylaşmadın, yorum yapmadın diye ilişkiler zedeleniyor. Dijital jestler, gerçek ilişkilerin yerini alıyor. Dostluklar, akrabalık bağları, hatta evlilikler bile bu sanal zeminde yıpranabiliyor. Üstelik sosyal medyada paylaşılan “özlü sözler” artık insanlara rehberlik etmek yerine, dijital savaşların silahı hâline geldi.


Bir paylaşım, bir yorum ya da bir “story” ile insanlar birbirine karşı cephe alabiliyor. Nice dostluklar, bu dijital arenada sessizce son buluyor.



Geldiğimiz noktada bir sosyal medya zehirlenmesi yaşadığımız çok açık. Ama panzehir de yine elimizde. Sosyal medyayı doğru ve bilinçli kullanmayı öğrenmek, bu platformları bizi besleyen birer araç hâline dönüştürebilir. Teknolojiden kaçmak değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurmak gerekiyor. Bu noktada en büyük sorumluluk da biz yetişkinlere düşüyor. Çünkü sadece kendimizi değil, çocuklarımızı da bu dünyanın içine doğurduk. Onlara dijital okuryazarlık, duygusal farkındalık ve ekran disiplini kazandırmak zorundayız. Aksi takdirde, mutsuz, bağımlı ve kırılgan bir nesil yetiştiriyoruz. Sosyal medya gerçeği görmezden gelinemez. Ancak onu nasıl kullandığımız, hayatımızı nasıl şekillendireceğini belirler. Gerçek mutluluğun filtresiz yaşandığını unutmadan, dijital dünyayı daha sağlıklı bir yer hâline getirmek elimizde.



Sosyal Medyaya Dair Veriler (2024)

  • Türkiye’de bireylerin yüzde 83’ü sosyal medya kullanıcısı.

  • Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi: 3 saat 11 dakika.

  • Gençlerin yüzde 62’si, sosyal medya etkileşimlerinden doğrudan ruh hâli etkilenmesi yaşadığını belirtiyor.

  • 18-24 yaş aralığındaki kullanıcıların yüzde 39’u, “beğeni” sayısı nedeniyle stres yaşadığını ifade ediyor.

  • Yüz yüze iletişim kurmakta zorlanan gençlerin oranı son 5 yılda yüzde 35 artış gösterdi.

Küresel emisyonların yaklaşık beşte birini oluşturan karayolu taşımacılığının karbondan arındırılması, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde kritik önem taşıyor. Elaris İş Geliştirme Müdürü Ramazan Akyol, artan elektrikli araç sayısı ile birlikte Türkiye’nin fosil yakıt tüketiminde yüzde 40’a kadar azalma beklendiğini açıkladı.


Enerji sektöründeki toplam emisyonların yüzde 24’ü ulaştırma kaynaklı. Bunun içinde binek ve hafif ticari araçlar, doğrudan sera gazı emisyonlarının yaklaşık %15’ini oluşturuyor. Karayolu taşımacılığında “karda yürüyüş”e izin vermeyen bu oran, temiz teknolojilerle dramatik şekilde düşürülebiliyor: Elektrikli araçlar, geleneksel içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla ortalama yüzde 70 daha az karbon salınımı gerçekleştiriyor. Uluslararası Temiz Taşımacılık Konseyi (ICCT) verilerine göre ise yenilenebilir kaynaklarla şarj edildiğinde bu fark yüzde 81’e kadar yükseliyor.



Ekonomiye Katkısı Büyük

Elaris İş Geliştirme Müdürü Ramazan Akyol, elektrikli araçların düşük karbonlu ekonomiye geçişteki kritik rolünü ve Türkiye’nin enerji bağımsızlığına katkısını şu sözlerle özetliyor: “Egzoz emisyonu sıfır olan elektrikli araçlar hem iklim hedeflerimize ulaşmamızda hem de fosil yakıt faturalarımızı düşürmemizde kilit taşı.


Elektrikli Araçta Yüzde 120 Artış

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Mart 2025 itibarıyla trafikteki elektrikli araç sayısının 218 bin 238’e yükseldiğini, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 120 artış kaydettiğini gösteriyor. Bu ivme, ülkemizin fosil yakıt tüketimini yüzde 40’a kadar azaltma potansiyeli barındırıyor.


Enerji Bağımsızlığına Doğru

Bu dönüşüm yalnızca çevresel bir zafer değil; aynı zamanda stratejik bir adım. Elektrikli araçlar sayesinde azalan petrole dayalı yakıt ihtiyacı, Türkiye’nin enerji ithalatını ciddi oranda aşağı çekiyor. Böylece dışa bağımlılığımız azalırken yerli ve yenilenebilir kaynakların payı büyüyor.”

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page