top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 18 Ağu 2024
  • 4 dakikada okunur
Güney Amerika’nın hem ekonomik hem de kültürel olarak en önemli şehirlerden biridir Buenos Aires. Dünya standartlarında müzelere, galerilere ve orkestralara sahip şehir, atmosferi ve tutkusuyla görülmesi gereken bir yer. Buenos Aires denince akla tango gelmektedir. Tango buradaki fakir mahallelerde ortaya çıkmıştır. Pazar günleri ve aralık ayının ortasındaki Tango Günü’nde müziğin sesi San Telmo ile La Boca’yı baştan sona sarar. Şehrin bazı yerlerinde isterseniz her gece tango yapma şansınız da var. Oldukça hareketli olan bu şehrin sokaklarını inleten bandoneonun sesi sizi başka bir zaman dilimine taşıyacak. Tutkulu ve kültürel mirası ile gurur duyan insanlarla dolu, özgürlükçü bir şehirdir burası. İlkbahar ve sonbahar ayları Bounes Aires’e seyahat etmek için uygun bir zaman. Ancak Buenos Aires caddeleri ve sokaklarını, kasım ayına denk gelen ilkbaharın sonlarına doğru çiçek açan Jakaranda ağaçları, mor renge boyuyor. Bu görsel şöleni kaçırmak istemezsiniz. Müzikle tutkunun iç içe geçtiği bu şehirden emin olun mutlu döneceksiniz.


Tarihçesi

2 Şubat 1936’da Pedro de Mendoza tarafından kurulan Buenos Aires, ismini Cagliari’nin Virgen de Bonaria’sından (Güzel Hava Bakiresi) almıştır. Bir başka rivayete göre ise Rio de la Plata’daki havanın güzel oluşundan dolayı seçilmiştir bu isim. Buenos Aires, İspanyolcada “Güzel Havalar” anlamına gelmektedir.


Mendoza yaz sonunda 16 gemiyle birlikte gelmişti ve tahıl ekmek için çok geç bir dönemdi. Bölgedeki Kızılderilileri kendilerine yiyecek sağlamaya zorlayan Mendoza’nın 1.600 adamı 1541 yılında bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.


Şehir 1580 yılında, Juan de Garay tarafından tekrar kuruldu. 17. ve 18. yüzyılda İspanyol yönetimi Avrupa’ya gelecek bütün malların vergilendirilebilmesi için Peru’daki Lima şehrine gönderilmesini zorunlu kıldı. Malların yollanması epey zorlaşmıştı. Buenos Airesli tüccarların, bu konudaki hoşnutsuzlukları giderek artıyor, İspanya Kralı III.Karl’ında otoritesi giderek azalıyordu. Bunun üzerine önce ticari yaptırımları hafifletti sonra da Buenos Aires’i serbest bir liman şehri olarak tanıdı. 1776 yılında Peru’dan ayrılan Buenos Aires, Rio de la Plata Eyaleti’nin başkenti oldu. Rio de la Plata’nın İngiliz İşgali sırasında Buenos Aires de işgal edildi. Ancak şehir halkı İngilizlere karşı direndi ve 4 Ağustos’ta şehri tekrar ele geçirdi. 1880 yılında Arjantin’in başkenti ilan edilen Buenos Aires, o yıllarda Latin Amerika’daki en büyük ve en önemli şehir konumundaydı.



Aktiviteler

Arjantin’in tutku, aşk, müzik ve neşe dolu şehri Buenos Aires, sokakları ve eserleri sayesinde keyifle vakit geçirebileceğiniz bir yer. Bu şehirde görülmesi gereken çok yer var. 9 Temmuz Caddesi, La Recoleta Mezarlığı, Caminito Sokağı, Palacio Barolo görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Plaza de Mayo, Casa Rosada, Teatro Colon, Buenos Aires Dikilitaşı, Jardin Japones’de diğer güzel alternatifler arasında olabilir. Buenos Aires alışveriş olanaklarıyla da meşhur bir şehirdir. Ayrıca San Telmo’da pazar günleri muhteşem bir pazar ve Recoleta’daki Francia Park’ta el işleri fuarı kurulur.


9 Temmuz Caddesi

Şehir merkezindeki bu büyük cadde 22 şeritli ve 140 metre bir genişliğe sahip. Adını 9 Temmuz 1816’da Arjantin’in Bağımsızlık Günü’nünden alan cadde, Río de la Plata sahilinin yaklaşık 3 kilometre batısında bulunuyor. Kuzeydeki Retiro bölgesinden güneydeki Constitución istasyonuna kadar uzanmaktadır.



La Recoleta Mezarlığı

Buenos Aires’in Recolata semtinde yer alan bir mezarlıktır. Eva Peron, Arjantin başkanları, Nobel Ödülü sahipleri, Arjantin Donanması’nın kurucusu ve Napolyon’un torunu da dahil olmak üzere önemli kişilerin mezarları burada bulunmaktadır. BBC 2011’de La Recoleta Mezarlığı’nı dünyanın en iyi mezarlıklarından biri seçerken 2013 yılında da CNN burayı dünyanın en güzel 10 mezarlığı arasında listeledi.


Caminito Sokağı

La Boca semtinin Caminito sokağı, adını tango bestecisi ve yorumcusu Carlos Gardel’in şarkısından almıştır. Maradona’nın futbol oynadığı ünlü Junior Boca da bu semtin takımıdır. Çok sayıda tango yapılan restoranları ve duvarları renkli resimlerle dolu eski evleri bu sokağa ayrı bir değer katmaktadır. Bu evler batık ve eski gemilerin saclarından inşa edilmiş, tekne boyası ile alaca renkli boyanmışlardır. Renkli bir yaşamdan hoşlanıyorsanız Caminito Sokağı’nı mutlaka görmelisiniz.


Palacio Barolo

Palacio Barolo, Buenos Aires’te bulunan bir gökdelendir. 100 metre yüksekliğinde ve 22 katlı olan bu bina 1923 yılında tamamlanmıştır. Tamamlandığında kentin en yüksek binasıydı. 1997 yılında ulusal tarihi bir anıt ilan edilen Palacio Barolo da şu an, birkaç seyahat acentesi, İspanyol yabancılar okulu, tango için giysi satan mağaza, mimarların, muhasebecilerin, avukatların ofisleri ve stüdyoları bulunmakta.



Mutfak

Dünyanın en çok sığır eti üreten ülkesi olan Arjantin mutfağı çok çeşitlidir denemez. Genelde et ve hamur ağırlıklı bir mutfağa sahiptirler. Ancak Arjantin mutfağı bulunduğu coğrafi koşulların tüm zenginliklerini büyük bir uyum ve lezzet içinde barındırır. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel şehirde mutlaka yemeniz gereken birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Provoleta | Provotela, ara sıcak ve sabah kahvaltısı için enfes bir lezzettir. Eritilen peynirlerin, fesleğen ve domatesle birlikte sunumu sizi baştan çıkarabilir. Ekmeğinizi batırıp yiyebileceğiniz, keyifli ve doyurucu bir tat.

Steak | Etin Buenos Aires’te mutfağın ana maddesi olduğunu söyleyebiliriz. Muhteşem steakler yiyebileceğiniz bir şehir burası. Sığırın en yumuşak, yağsız bölümü olan lomoyu denemelisiniz.

Empanada | Buenos Aires’inde en sevilen tatlarından biri olan Empanada, kıymalı ve soğanlı bir harçla doldurulan küçük poğaça benzeri oldukça lezzetli hamurlardır. Üstü nar gibi kızartılan empanadaların muhteşem bir tadı var.

Alfajores | Güney Amerika’nın en güzel atıştırmalığı olan Alfojor’un tadı biraz un kurabiyesini andırsa da arasındaki karamelle bambaşka bir lezzete dönüşmüş.

Dulce de leche | Uzun süre kaynatılıp karamelize olmuş bir tür sütlü tatlı. Ülkemizde süt reçeli olarak bilinen bu tat sabah kahvaltılarında tercih edebileceğiniz lezzetli bir reçeldir.



Ulaşım

İstanbul’dan direkt olarak 16 saat süren uçuş süresiyle Buenos Aires’e varmak mümkün. Kent içinde her bir noktaya toplu taşıma ile de rahatlıkla gidilebilir. Para birimi olarak Arjantin Pezosu kullanılmaktadır. Buenos Aires, Güney Yarım Küre’de yer aldığı için en sıcak ay ocaktır. Ocak ayı ortalama sıcaklığı 23–25 derece arasında değişir. Şehir kışı haziranda yaşar ve en soğuk aydır. Ortalama kış sıcaklığı ise 8-10 derece arasında değişir. Bahar ayında kent içinde zaman zaman yağış görülmektedir. En çok yağış mart ayında etkili olur. İlkbahar ve sonbahar, Buenos Aires’e gitmek için en uygun zamanlardır.


  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 11 May 2024
  • 4 dakikada okunur
Budapeşte coğrafi konumu, tarihî eserleri ve diğer çekicilikleri ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Tuna’nın incisi olarak bilinen bu şehir, aslında Tuna Nehri’nin iki yakasındaki Budin (Buda) ve Peşte’nin 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuştur. Budin ve Peşte’yi ikiye ayıran Tuna Nehri’nin üzerine inşa edilen Zincirli Köprü iki şehri birbirine bağlamış ve şehrin adı Budapeşte olmuştur. Buda daha eski ve turistik bir yerleşim yeridir ve çoğu tarihi kalıntı burada yer alır. Peşte ise şehrin daha modern yüzünü temsil eder. II. Dünya Savaşı sırasında şehir, hava saldırılarına uğramış olsa da Macarlar yeniden şehri inşa etmeyi ve güzelleştirmeyi başarmışlar. Macaristan'ın başkenti olan Budapeşte, aynı zamanda ülkenin politik, kültürel, ticari, endüstri ve ihracat merkezidir. Budapeşte, günümüzde mimari, arkeolojik ve kültürel öneme sahip birçok eseriyle UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır.


Tarihçesi

Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1526’da fethedilen Budin ve Peşte, bir buçuk asırlık süren bir Türk hakimiyeti yaşamıştır. 1662 yılında burayı ziyaret eden Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Budin ve Peşte’nin etraflı bir tasviri yer almaktadır. Evliya Çelebi’nin kaleme aldığı Seyahatname’ye göre Buda’da 25 cami, 47 mescit, 12 medrese, 16 mektep, 2 hamam, 8 kaplıca, 9 han, 1 saat kulesi ve 1 bedesten inşa edilmişti. Bunların çoğu bugün ayakta değil. Kısacası o dönemden günümüze Budapeşte’de Osmanlı izlerine dair pek bir şey kalmamış.


İlk kalıcı köprü olan Zincirli Köprü’nün açılmasıyla birbirine bağlanan iki şehirden biri olan Peşte, ülkenin idari, siyasi, ekonomik, ticari ve kültürel merkezi hâline gelmeye başlamıştı. Ülkenin kırsal kesimlerinde artan göç, Macarların şehirde çoğunluğa sahip olmasını sağlamış, buna bağlı olarak da Budapeşte’de en çok kullanılan dil Almanca değil Macarca olmuştu.


I. Dünya Savaşı’nın sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yıkıldı ve Macaristan Cumhuriyeti ilan edildi. II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Budapeşte hava saldırılarından çok fazla zarar gördü. Bütün köprüler tahrip olup yıkılırken Zincirli Köprü’deki aslan heykelleri savaşın yıkımından kurtuldu.

1949 yılında Macaristan Komünist Halk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle şehirde demokratik değişiklikler talep eden barışçıl gösteriler başladı. Göstericiler Budapeşte radyo istasyonuna giderek taleplerinin yayınlanmasını istediler. Buna karşılık yönetim, göstericiler için vur emrini verdi. Macar askerleri ise silahlarını göstericilere vererek binanın ele geçirilmesini sağladılar. Böylece Macar Devrimi başlamış oldu. Kasım ayının başına kadar devam Çatışmalar 3000’den fazla ölüme sebep oldu. Altmışlardan seksenlerin sonuna kadar Budapeşte, Doğu Bloku’nun en mutlu “kışlası” olarak anılırdı ve şehir bu dönemde II. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımı sonunda atlatabilmişti.



Aktiviteler

Her sokağında tarih bulabileceğiniz bu şehri mutlaka görmelisiniz. Birçok festivale ev sahipliği yapan şehir, Orta Avrupa’daki en büyük sanat ve kültür merkezi olarak bilinir. Dünyanın birçok yerinden ziyaretçileri kendine çeken ‘Budapeşte Bahar Festivali’ 1981’den buna yapılmaktadır.


Tarihi sokakları ve eserleri sayesinde keyifle vakit geçirebileceğiniz bu şehirde görülmesi gereken çok yer var. Aziz Stefan Bazilikası, Parlamento Binası, Buda Kalesi, Kahramanlar Meydanı, Zincirli Köprü görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Matthias Kilisesi, Dohany Sokağı Sinagogu, Vajdahunyad Kalesi, Memento Park, Gellert Tepesi’de diğer güzel alternatifler arasında olabilir.


Eğer kültürel gezilerden sıkılırsanız, Tuna’daki adalardan biri olan Margit-sziget’e gidebilirsiniz. Burası hem turistler hem de yerliler için parkları, Japon Bahçesi, küçük hayvanat bahçesi ve çeşmesiyle popüler bir dinlence yeridir.


Aziz Stefan Bazilikası

Adını eski bir Macar kralından alan Bazilika, 96 metre yüksekliğindeki kubbesiyle bir dönem şehrin en yüksek yapısı unvanına sahipti. Önceleri katedral olan kilise, Papa’nın emri ile artık bazilika statüsüne geçmiş durumda. Budapeşte’yi 364 basamak yukarıdan görmek isterseniz bu yüksek yapının kubbesine çıkmanız gerekecek.



Parlamento Binası

Aziz Stefan Bazilikası’nın unvanını elinden alan Parlamento Binası, din ve devlet işlerini dengede tutmasını temsilen şehirdeki en yüksek dini yapıyla aynı yükseklikte inşa edilmiştir. 691 odası, 96 metre yüksekliğe ulaşan 20 km uzunluğundaki merdivenleri ile dünyanın en büyük üçüncü parlamento binasıdır.



Buda Kalesi

1265 yılında inşa edilen Buda Kalesi, geçmişte kraliyet sarayı olarak da kullanılmıştır. Günümüzde Macar Askeri Tarih Müzesi, Müzik Müzesi gibi çeşitli tarihi yapıları ve müzeleri içinde barındırır. Bu bölgedeki, Orta Çağ’dan kalma Arnavut kaldırımlı sokaklar, UNESCO koruması altındaki tarihi yapılar, gotik ve barok mimarinin en ihtişamlı örnekleri ve muhteşem Budapeşte panoraması görülmeye değer.


Kahramanlar Meydanı

Kahramanlar Meydanı, Budapeşte’nin hatta Macaristan’ın en büyük ve en ünlü meydanlarından biri. 1895 yılında Macarların Avrupa’ya gelişinin 1000. yıl dönümü şerefine inşa edilen meydan, bir yıl sonra açılmıştır. O tarihten bu yana da şehirdeki tüm kutlamalara ve anmalara ev sahipliği yapmaktadır. Meydanın ortasında 1932 yılında inşa edilen bir Milenyum Anıtı bulunmakta. İki tarafta gördüğünüz heykeller ise eski Macar krallarını temsil ediyor.


Zincirli Köprü

Zincirli Köprü, şehrin en önemli simgelerinden biri. Köprü yapılmadan önce Budapeşte’nin iki yakası ancak kış gelip, nehir donduğunda kavuşabiliyormuş. 1849’da yapılan Zincirli Köprü iki yakayı birbirine bağlayan ilk sabit köprü ve zamanın mühendislik harikalarından biri.



Mutfak

Budapeşte mutfağı geniş bir yelpaze seçeneğiyle ile yemek konusunda sizi üzmeyecek şehirlerden biri. Hatta tanıdık, damak zevkinize uygun bir şeylerle karşılaşabilirsiniz bile. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel şehirde mutlaka yemeniz gereken birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Langos| Çoğunlukla hamurun üzerine sarımsak, sour cream ve peynir ile tüketilen bu yemeğe Macarlar bayılıyor ve bol bol tüketiyorlar.

Pogácsa | Hepimizin keyifle yediği poğaça muhtemelen Macar mutfağına Osmanlı döneminde girdi ve oldukça çok sevildi. Peynirli, etli, sebzeli olarak bir sürü çeşidi bulunan Pogácsa’nın dışı çıtır içi ise yumuşacık.

Gulyas | Ülkenin milli yemeği olan Gulyas’ı her restoranda bulabilir, çorba kıvamındaki bu yemeğin değişik lezzetlerle çeşitlendirilmiş onlarca varyasyonu arasından damağınıza en uygun olanını seçebilirsiniz.

Chicken Paprika | Yanında pek çok farklı şey ile birlikte servis edilen Chicken Paprika oldukça doyurucu bir yermek. Tavuk, soğan, tereyağı, domates, sarmısak, un ve bol kırmızı biber malzemelerinden yapılmakta.

Palaçinka | Tanıdık bir lezzet daha… Palaçinka, aslında hepimizin bildiği Boşnak Akıtması. Tuzlu ve tatlı olarak yapılan Palaçinka’nın içine bal, reçel, marmelat konulduğunda yine meyve, çikolata ve karamel gibi soslarla süslenip pudra şekeriyle son dokunuşları yapılıyor.



Ulaşım

İstanbul’dan Budapeşte’ye olan uçuşlar gün aşırı ve aktarmasız. Ayrıca uçuş için birçok havayolu şirketi seçeneği de mevcut. Havaalanından kent merkezine gitmek için otobüs, tren, taksi kullanılabilir. İstanbul- Budapeşte uçuş süresi ise 2 saat. Şehrin merkezine 16 kilometre uzaklıkta olan havaalanı üç defa üst üste Avrupa’nın en iyi havaalanı ödülünü kazandı.


  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 10 Şub 2024
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 29 Şub 2024

Kuzey İtalya’nın doğal güzellikleri ile tanınan bölgesi Toskana’nın sınırları içerisinde yer alan Floransa, kültürü ve mimarisiyle dünyaca ünlü bir turizm kentidir. Sergiler, muhteşem binalar ve sanat eserleriyle dolu bu el değmemiş şehir aynı zamanda Batı dünyasının da en önemli kültür merkezlerinden biri. Şehirde önemli sanat galerileri ve müzeler bulunmakta. Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu tarihi şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılardır. Ünlü yazar ve şair Dante Alighieri de bu şehirde yaşamış ve bu şehirden ilham almıştır.


Tarihçesi

Jül Sezar, MÖ 59 yılında ordusundan emekliye ayrılmış askerlere Arno Nehri vadisindeki bu verimli toprakları vererek Floransa’nın kurulmasında önemli bir pay sahibidir. 15. yüzyılın ilk yarısında ünlü Medici ailesinin eline geçen kent için ise bambaşka bir dönem başlamıştır. Medici ailesi bankacılık mesleği dolayısıyla zengin olmuş nüfuzlu bir aileydi. Önceleri kenti perde arkasından yönettiler. Daha sonra ise şehri tamamen ele geçirdiler. Köklü bir tarihe sahip olan şehir en ihtişamlı zamanlarını, bu aile ile yaşadı. Medici’ler dönemin mimar ve heykeltıraşlarının maddi bakımdan her zaman yanında oldu. Böylelikle aralarında Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Botticelli’nin de bulunduğu sanatçılara verilen destek ile İtalya yarımadasında Rönesans çağı başlamış oldu. Pek çok ressamı himayelerine alan Medici’ler Uffizi ve Pitti Sarayı’nı bu ressamların sanat koleksiyonları için yaptırdı.




Ailenin ilk önemli üyesi olan Cosimo’nun torunu Lorenzo kendisine o kadar büyük bir saygınlık kazandırdı ki ‘Lorenzo il Magnifico’ yani ‘Muhteşem Lorenzo’ adıyla anılmaya başladı. Lorenzo’nun ölümünden sonra oğlu Piero aynı saygınlığı kazanamadı. Muhafazakâr bir papaz olan Girolamo Savonarola’nın önderliği altında ayaklanan halk Piero’yu başa geçmesinden iki yıl sonra kentten sınır dışı etti. Şehir Savonarola tarafından yönetilmeye başlandı. Floransa’nın sanat eserlerini edep dışı ve günahkâr olarak kabul eden Savonarola, adamlarını kapı kapı dolaştırarak birçok değerli sanat eserini toplattı ve onları kentin ana meydanı olan Piazza della Signoria’da büyük bir ateş yaktırarak yok etti. Papa’nın Savonarola’yı aforoz etmesiyle, Savonarola’nın zulmüne isyan eden Floransa halkı, günahkâr olduklarını düşünüp yakarak öldürttüğü birçok insan gibi Savonarola’yı önce asıp sonra da kent meydanında yaktılar.


1537 yılında Floransa’da tekrar iş başına gelen Medici Ailesi, bu sefer kendilerini resmen Floransa Dükü ilan ederek Medici Hanedanı’nı kurdular. Daha sonra 1569 yılında kendilerini Toskana Grandükü ilan ettiler. Medici Hanedanı nesilleri tükenene kadar kenti yönetti. Kent, Medici’lerden sonra Avusturya İmparatorluğu’nun eline geçti ve yeni kurulmuş olan İtalya Krallığı’nın bir parçası ve başkenti oldu. 6 yıl süren başkentlik İtalya’nın Roma kentini ele geçirmesiyle son buldu. Bu tarihten sonra Roma, İtalya’nın başkenti hâline geldi.



Aktiviteler

Floransa gezilecek yerler konusundaki zenginliği ile dikkat çeken bir şehir. Tarihi sokakları ve eserleriyle sizi zamanda yolculuğa çıkaran büyülü bir atmosfere sahip. Müzeleri, farklı kültürü ve dünyaca ünlü sanatçılarının şehre kattığı benzersiz eserleriyle Floransa’da görülmesi gereken çok yer var. Signoria Meydanı, Floransa Katedrali, Ponte Vecchio, Uffizi Galerisi, Pitti Sarayı, Vecchio Sarayı, Boboli Bahçeleri ve Akademi Galeri görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Piazzale Michelangelo, Aziz Giovanni Vaftizhanesi, San Lorenzo Bazilikası, Bargello, Piazza della Repubblica’ da diğer güzel alternatifler arasında olabilir.



Signoria Meydanı

Açık hava müzesi görünümüne sahip bu meydan, adını önünde bulunduğu eski şehir yönetim merkezinden alır. Çok sayıda tarihi eser ve yapıya ev sahipliği yapan meydan da Giambologna’nın atlı Grandük I. Cosimo heykeli, Sabin Kadınların Kaçırılması heykeli, Salone dei Cinquecento, Neptün Çeşmesi, Perseus, Palazzo Vecchio, Uffizi Kafe ve Michelangelo’nun dünyaca ünlü “Davud” heykeli yer almaktadır. Meydanda bulunan eserlerin hemen hemen hepsi gerçeğinin kopyasıdır. Orijinalleri koruma amaçlı Vecchio Sarayı’na, Bargello’ya ve Akademi Galeri’ye taşınmıştır.


Floransa Katedrali

Floransa’nın siluetini değiştiren katedral, 1296-1436 yılları arasında inşa edilmiştir. Floransa’nın her noktasından görülebilecek kadar ihtişamlı bir yapı olan Floransa Katedrali, şehrin simgesi hâline gelmiştir.


Ponte Vecchio

Arno Nehri’nin iki yakası arasındaki ulaşımı sağlamak için yapılan köprü seller yüzünden deforme olarak birçok kere yenilenmiş ve yine bir sel felaketi sonrası 1345 yılında yeniden yapılmıştır. Önceleri köprünün üzerinde sağlı sollu kasaplar ve deri tabakhaneleri bulunuyormuş. Bu dükkanların yaydıkları kötü kokular yüzünden 16. yüzyıl sonlarında boşaltılan dükkanlar, işlikler ve mücevherciler tarafından doldurulmuş. İçindeki evler ve dükkanlarla Ponte Vecchio’yu görmeden geçmeyin! 1345’te yapılmış olan bu köprü 2. Dünya Savaşı’nda da hasar almayan tek köprüdür.



Uffizi Müzesi

Avrupa’daki ilk müzelerden biri olan Uffizi ziyarete ilk olarak 1591’de açıldı. Dünyadaki en önemli sergilerden bir olan Uffizi, aralarında Vinci, Michelangelo ve Rembrant’ın da eserlerinin sergilendiği büyük ustaların resimlerine ev sahipliği yapmaktadır. Rönesans Dönemi’nin tüm özelliklerini taşıyan U şeklindeki müze binası, başka bir deyişle Uffizi Sarayı (Palazzo Uffizi) aslında bir müze olarak planlanmamış. İtalyanca’da “ofisler” anlamına gelen Uffizi şehir yönetim ofislerini bir araya toplamak amacıyla Grandük Cosimo tarafından yaptırılmıştır.



Pitti Sarayı

Piti Sarayı’nda hem Medici Ailesi’nin özel çalışmaları hem Raphael ve Titan’ın da aralarında bulunduğu Rönesans ustalarının resimleri hem de büyük bir modern sanat koleksiyonu yer almaktadır. 1400’lü yıllarda Floransa’da yaşayan ve kentin yönetiminde söz sahibi olan iki aile vardı. Bunlar Pitti ve Medici Aileleriydi. Zengin bir bankacı olan Luca Pitti, Medici Ailesi’nin sarayından daha güzelini yaptırmak istemiş. Sarayın inşaatı sırasında finansal sorunlar yaşamaya başlayan Luca Pitti, 1472 yılında öldüğünde saray inşaatı hâlâ tamamlanmamıştı. Yaklaşık 100 yıl sonra, Medici Ailesi sarayı satın almış ve resmi konutları hâline getirmişler. 1919 yılında İtalya Devleti’ne bağışlandı ve sonrasında müzeye dönüştürüldü. Bugün Floransa’daki en popüler turistik yerlerden biri.



Vecchio Sarayı

Sarayın ziyareti sırasında öncelikle gözünüze sarayın muhteşem avlusu çarpacaktır. Grift oyma sütunlar, duvarları süsleyen işlemeler ve hemen avlunun ortasında Verrocchio adı verilen bir çeşme bulunmaktadır. Vecchio Sarayı’nın ana girişinde Michelangelo’nun Davud Heykeli ve Donatello’nun iki kopya eseri yer almaktadır. Ayrıca Vecchio Sarayı’nda Giambologna’nın “Sabin Kadınlarının Kaçırılması” adlı heykelinin kopyası, Bartolomeo Ammannati’nin 1565’te yaptığı “Neptün Çeşmesi” heykeli, Cosmo Di Medici’nin at üstündeki heykeli de sergilenmektedir. Sarayın içerisinde bulunan Beş Yüz Salonu’nun duvarlarının bir tarafı Leonardo da Vinci diğer tarafı Michelangelo, tavanı ise Giorgio Vasari tarafından resmedilmiştir.



Boboli Bahçeleri

Grand Dük I. Cozimo tarafından hiçbir masraftan kaçınılmadan bir kraliyet bahçesi olarak oluşturulmuştur. Meşhur heykel koleksiyonu ve Roma antik eserleri ile benzersiz bir atmosfere sahip. Buradan şehrin manzarasını seyredebilir ve heykel koleksiyonunu görebilirsiniz.


Akademi Galerisi

Sanat okullarında eğitim alan öğrencilerin daha rahat bir ortamda çalışabilmelerini sağlamak için 1784 yılında kuruldu. Signoria Meydanı’nda kopyaları sergilenen Davud ve Sabine Kadınları’nın Kaçırılışı heykellerinin orijinalleri bu galeride yer almaktadır. Heykellerin bulunduğu bölümde Papa II. Julius için hazırlanan; ancak tamamlanamayan bir anıt mezarı da görebilirsiniz. Müzeye 1966’da eklenen Medici ve Lorraine ailelerine ait yaklaşık 50 müzik aleti ile piyanonun mucidi Bartolomeo Cristofori’nin enstrümanları da burada sergilenmektedir.



Mutfak

İtalyan mutfağı, dünyanın en zengin mutfaklarından biridir ve bölgelerine göre farklılıklar gösterir. Akdeniz esintileri taşıyan mutfakta yiyeceğiniz yemek ve atıştırmalıklar damak tadımıza hiç de yabancı değil. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel şehirde mutlaka yemeniz gereken birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Ribollita | Yoğun kıvamlı bir çorba olan Ribolita, domates, havuç ve başka sebzelerle pişiriliyor. Lezzetli ve doyurucu bir yemek.

Crostini | Ekmeğe dayalı bir İtalyan lezzeti olan Crostini, zeytinyağlı ve kızartılmış küçük, ince İtalyan ekmeği dilimlerinden yapılır. Crostini tabağını farklı soslar, püreler, sebze ve etlerle denemelisiniz.

Bistecca alla Fiorentina | 1–4 kilo arasında gelen Floransa Bifteği, kalın ve az pişmiş bir biftektir. Alevsiz odun kömüründe tütsülenerek pişirilir ve genellikle kilo ile fiyatlandırılır. Büyük porsiyonlar hâlinde olduğu için 2-3 kişi paylaşmanızı öneririz.

Cornetti | Cornetti, bir İtalyan kruvasanı. Üzerine çikolata, bal veya çeşitli reçeller sürülerek kahvenin yanında ya da sade olarak da tüketilebilir. Son derece lezzetli bir tatlı.



Ulaşım

Floransa’daki Amerigo Vespucci havalimanına Türkiye’den direkt ve aktarmalı uçuşlar düzenlenmektedir. Havalimanından şehir merkezine otobüs ya da taksi ile ortalama 15 dakika içerisinde ulaşabilirsiniz.


BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page