top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 19 Haz 2025
  • 5 dakikada okunur
İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere ile birlikte Birleşik Krallık’ta yer alan dört ülkeden biridir. Birleşik Krallık adasının kuzeyindeki ülke, İrlanda Denizi, Atlantik Okyanusu ve Kuzey Denizi ile çevrelenmiştir. Düzenlenen bağımsızlık referandumu ile İskoçya, Birleşik Krallık’tan 18 Eylül 2014’de çıkarılmıştır. Tam anlamıyla bağımsız bir ülke olmamasına rağmen, kendine özgü bayrağı, parlamentosu ve başkenti mevcuttur. Üç tarafı denizle çevrili olan İskoçya, Highlands, Central Belt ve Southern Uplands olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır. Ülkenin iklimi, Britanya ortalamasına göre oldukça sert ve soğuktur. Gulf Stream etkisinde olduğu için yağış oranı Londra’dan biraz daha fazladır. Temmuz ve ağustos ayları ortalama hava sıcaklığı 15-20 °C, ocak ve şubat aylarında ise 5-7 °C derece arasında seyretmektedir.


İskoçya, Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling’le, erkeklerin giydiği kilt adı verilen eteklerle, ismine gayda dedikleri ulusal çalgısıyla, viskisiyle, Robert Burns’un şiirleriyle, Braveheart filminin efsanevi kahramanı William Wallace ile, penisilini keşfeden Alexander Fleming, telefonu icat eden Alexander Graham Bell ve daha nice önemli bilim insanlarıyla tanınıyor.




Tarihçesi

Eski adı Kaledonya olan İskoçya, bugünkü adını İrlanda’dan göçen Scotia (İskoç) kabilesinden aldı. İskoçya, Kral I. David (1124–53) ve sonrasında Kral III.Alexander (1214-1249) döneminde bağımsız, birleşik ve zengin bir krallık hâline geldi. İngiltere ile arasında süregelen dostça ilişkiler uzun bacak lakaplı Kral I.Edward döneminde bozuldu. Edward 1296 yılında İskoçya’yı işgal ederek büyük bir katliam gerçekleştirdi. İskoçya’da yaşanan bu gelişmeler İskoç kahramanı William Wallace’ın da ortaya çıkmasına ve tarihteki yerini almasına neden oldu. Wallace, adamlarıyla birlikte yaklaşık 50 İngiliz askerini öldürdü ve kaçtı. Bunun üzerine Heselrig, askerleri ile Wallace’ın sevdiği kadın Mario’yu öldürdü. Haberi duyan Wallace, adamları ile birlikte tekrar şehre dönerek İngiliz komutan Heselrig’i öldürdü. Muhafızlarla girilen çatışmalarda o gece 240 kadar İngiliz askeri öldürülmüştü. Yaşanan bu çatışma İskoç isyanının da başlangıcı oldu. 11 Eylül 1297’de Wallace, Stirling köprüsünde gerçekleşen savaşta İngiliz ordusunu bozguna uğrattı. Wallace, “İskoçya’nın koruyucusu ve ordularının lideri” ilan edildi. 1 Mayıs 1298’de Falkirk’te Kral I.Edward’ın başında bulunduğu İngiliz ordusu ile bir kez daha karşı karşıya gelen Wallace, savaştan yaralı olarak kaçtı. Wallace 5 Ağustos 1305’te yakalandı. Mahkemede krala ihanet ettiği iddiasına “Ona bağlı kalacağıma dair hiçbir zaman yemin etmedim,” şeklinde karşılık verdi. Wallace, mahkeme salonundan çıkarıldıktan sonra işkence edilip asıldı. Bütün işkencelere rağmen yine de kraldan af dilemedi. Wallace idam edildikten sonra başı Londra Köprüsüne asıldı. Vücudunun diğer parçaları ise Newcastle, Berwick,Perth ve Stirling’e gönderildi. Wallace’ın bu şekilde öldürülmesi İskoçya’da isyanı ateşledi ve Wallace bir özgürlük savaşçısı olarak İskoç bağımsızlığının sembolü hâline geldi. 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyıl boyunca İngilizler ile İskoçlar arasında yine birçok savaş meydana geldi. Ancak bu kez savaşların önemli sebeplerinden biri mezhep ihtilafı ve İskoç kilisesinin bağımsızlığı idi. 1702’de İngiltere tahtına geçen Kraliçe Anne, 1706’da iki krallığı birleştirmek için önemli bir adım attı. İngiltere’den ve İskoçya’dan temsilcilerin bulunduğu bir kurul oluşturdu. Üzerinde anlaşılan tasarıya göre, birleşen iki krallık tek bayrak altında ve tek bir parlamentoyla yönetilecekti. Bu Birleşme yasası ile Büyük Britanya resmen kurulmuş oldu ve varlığını günümüze kadar sürdürdü.



Aktiviteler

İskoçya denince elbette akla gelen en önemli şey victoria döneminden kalan neo-gotik yapılar. İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da yer alan Scott Anıtı ve St Giles Katedrali bunlara en güzel örneklerden. Bir masal diyarı olan İskoçya’da spor ve eğlence de çok önemli. Futbolun popüler olduğu ülkede golf, tenis ve rugby de oldukça sevilmekte. Ayrıca dans, klasik müzik, tiyatro ve operanın nabzı her yıl ağustos ayında İskoçya’nın başkentinde atar. Yemyeşil doğada büyük bir ahenkle yer alan Edinburgh, festival zamanı bir başka güzel. Bu ülkede görülmesi gereken çok yer var. Edinburgh Kalesi, Holyrood Sarayı, Lomaond Gölü, Lonch Ness görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Skye Adası, Callanish Taşları, Scott Anıtı, St Giles Katedrali, Glasgow, Arthur’s Seat, Aziz Adrews Katedrali de diğer güzel alternatifler arasında olabilir.


Edinburgh Kalesi

Kayaların üstüne kurulu olan kale, tarihi şehirle, şehrin ana caddesi olan Royal Mile’e hâkim bir konuma sahip. Kentin Castle Rock bölgesinde bulunan Edinburgh Kale’si, önceleri cadıların idam edildiği bir yerken şimdilerde İskoçya’nın en ünlü turist bölgesi. Edinburgh’un simgesi olan yapı, yaklaşık 1000 yıldır yıkılmadan ayakta kalmayı başaran dünyanın nadir kalelerinden biri. Kale, muazzam kent manzarası haricinde içerisinde çok önemli bir yapı olan St. Margaret’s Chapel’ini de barındırıyor.

Holyrood Sarayı

Holyrood Sarayı Britanya kraliyet ailesinin İskoçya’daki rezidansıdır. Royal Mile’nin güney ucunda bulunur ve oradan yukarıya Edinburgh Sarayı’na kadar uzanır. 1128 yılında buraya Holyrood Abbey adı verilen ve “Abtei” tabir edilen bir kilise hücresi inşa edildi. Bir zamanlar “Abtei”’ın misafirhanesi olan bölüm adım adım genişletildi; ayrıca 1528-1532 yılları arasında arazinin kuzey batısında birçok şeyin yanında bir ikamet kulesi oluştu. Saray, bugünkü şekliyle 17. yüzyılda inşa edildi. Tarihe geçişinin en önemli sebebi ise içinde zaman zaman ikamet eden Mary Stuart sayesindedir.


Lomond Gölü

Büyük Britanya adasındaki göller arasında öne çıkan Lomond Gölü’nün önemi tatlı su kaynağı olmasıdır. Fiyordu andıran bir yapıda olduğundan İskoç dilinde bu yapıdaki göllere verilen genel bir ad olan Loch ile nitelendirilmiştir. Göl, bünyesinde 60 civarında ada barındırmaktadır. Loch Lomond ve Trossachs Millî Parkı sınırları içerisinde yer alan göl, kendine has ekosistemi ile koruma altına alınmıştır. Gölün çevresi bakımlı ve temiz. Yarım saatlik mesafelerde piknik maslarının konulduğu çok keyifli duraklar var. Gölün ardında yükselen dağları, gölbaşı evleri ve yeşilin her tonuyla görülmesi gereken bir yer.

Losch Ness

Loch Ness, İskoçya’nın Highlands bölgesinde yer alan bir vadi set gölüdür. Oldukça derin ve geniş olan Loch Ness, deniz seviyesinden 15,8 metre yukarıdadır. 5 adet nehirle beslenen gölün yüzeyi 56.4 kilometrekaredir. Gölün en uzun aralığı 40 kilometre, en derin noktası ise 230 metredir. Gölde yaşadığı ileri sürülen efsanevi bir deniz canlısı vardır. Loch Ness Canavarı diğer adıyla ‘Nessie’ birkaç insan tarafından görüldüğü söylenmektedir. Varlığına dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, hâlâ aranmaktadır. Elde sadece birkaç tartışmalı fotoğraf ile sonar taramaları mevcut. Fotoğraflar incelendiğinde, bunların çoğu sadece benzetim yoluyla kanıt olarak sunulmuştur. Fotoğraflara daha dikkatli bakıldığı zaman bu benzetmelerin genelde su üzerinde yüzen cisimler olduğu görülmektedir. Gölde yüzen bir kütük de buna bir örnektir. Bu canlıya “Canavar” kelimesi ilk defa 1933 yılında bölgede bulunan memur Alex Campbell tarafından konulmuştur. Bu yıllardan itibaren gördüğünü iddia edenler bu canavarı bir su yılanı, ejderha ya da bir canavar balığı olarak tanımlamış ve genelde küçük bir baş ile uzun bir boyuna sahip olduğu söylemiştir.



Mutfak

Yemeklerini kızartma olarak pişiren İskoçlar, yemeklerinde baharat kullanmayı sevmeyip fazla tercih etmezler. Klasik et tabaklarına patates, bezelye ve yabani orman meyveleri eşlik etmektedir. Lomond gölünün enfes sazanları İskoçya’nın en meşhur balık ekmekleri arasındadır. Ayrıca Istakoz, karides, midye, yengeç gibi deniz ürünleri de oldukça çok sevilmekte ve tüketilmektedir. İskoçya denilince akla gelen ilk içecek muhakkak viski. Bu içecek yüksek oranlarda üretilmekte ve tüketilmektedir. Aynı zamanda ihraç edilen bu viskiler dünyanın en bilinen viskileridir. İçimi sert olan bu içeceklerin yanında tereyağlı tarifler, şekerli kurabiyeler ve İskoç ekmeği tercih edilir. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel ülkede tatmak isteyebileceğiniz değişik birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Haggis Sakatat Yahnisi | Kıyılmış koyun kalbi, karaciğer ve akciğer ile soğan, baharat, yulaf unu, tuz ve et suyu karışımının koyun midesinde birkaç saat haşlanmasıyla yapılan Haggis, İskoçya geleneksel yemeklerinden biri. Bu yemeği pek çok ana yemeğin yanında patates ve turpla beraber sunuyorlar. Haggis’in servisi yapılırken işkembeden ayrı olarak yapılıyor.


Cullen Skink | Mezgit balığı, patates ve soğandan yapılan bu zengin aynı zamanda lezzetli çorba, ülkedeki önemli çorbalar arasında. Geleneksel İskoç yemeklerinde başlangıç olarak servis edilir ve oldukça doyurucudur.


İskoç Yumurtası | Hintlilerin ünlü nergis köftesi yemeğinden esinlenerek yapılmış ve İskoçya mutfağının vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır. Aperitif olarak yenen İskoç yumurtası, domuz kıyması etine sarılıp galeta ununa bulandıktan sonra kızgın yağa atılarak pişiriliyor.


Shortbread | 18.yüzyıldan kalma bir reçetesi olan Shortbread ününü hâlâ koruyor. Özellikle Noel ve yılbaşı zamanları tüketilen kurabiyeye o özel lezzeti veren İskoç tereyağı. Bir İskoç klasiği olan kurabiyeyi çok seveceksiniz.


Dundee Cake | Dundee Cake, doğum günü kutlamalarının vazgeçilmez tatlısıdır. Birçok versiyonu bulunan Dundee’yi tatlandırmak için malt viski kullanılır ve kekin yüzeyi beyazlatılmış badem halkalarıyla süslenir. Zengin meyve çeşitleri ile birlikte hazırlanan tatlı ülkede çok sevilenler arasında.



Ulaşım

İskoçya’ya havayolu ulaşımı ile gitmek isterseniz Glasgow International Airport (GLA), Edinburgh Havaalanı (EDI) ya da Aberdeen Havaalanı’nı kullanabilirsiniz. Bunun dışında ülkeye gitmek için İngiltere üzerinden pek çok yerel uçuş imkânı da var. Bu seçenek diğerlerine göre biraz daha hesaplı. Bir diğer ulaşım imkânı ise İskoç Demiryolları ile birleşen İngiltere Demiryolları BritRail hattıdır. Hem uçağa göre daha uygun hem de yol boyunca harika manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.


  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 13 Şub 2025
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 14 Şub 2025

İspanya’nın en güneybatı kesiminde Endülüs özerk bölgesinin merkezi ve en büyük şehri olan Sevilla, keşifler çağının altın şehri olarak anılmaktadır. Atlas Okyanusu’na bağlanan Guadalquivir Nehri üzerinde kurulmuştur. Yol boyunca birçok parkın yer aldığı nehir kenarında, şehrin kalabalığından uzak manzaraya karşı harika bir gezinti yapabilirsiniz. Şehrin her yerinde uzun tarihinin izleri vardır. Modern şehrin karmaşasına karşın, dar sokakları ve şirin balkonlu evleriyle barriolar (eski mahalleler), ateşli İspanyol hayatının güçlü yadigârıdır. Tarihi eser tutkunlarını mutlu edecek kadar çok gezilmesi ve yapılması gereken aktivite var bu şehirde. Sizi içine attığı atmosfere bayılacaksınız. Birçok operaya konu olan (Bizzet’in Carmen’i, Beethoven’ın Fideliosu, Mozart’ın don Giovanni ve Figaro’nun Düğünü ve tabii ki Rossini’nin Sevil Berberi) şehir, portakal çiçeği avluları, küçük meydanları, boğa güreşleri, Flamenko dansçıları ve tapas barları ile Endülüs’ün kalbidir.


Futbol Şehri Sevilla

Ayrıca spor tutkunlarının da bileceği gibi şehrin iki büyük takımından birisi olan Sevilla FC, 3 kez üst üste olmak üzere toplamda ise 7 kere UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu ve 1 kez UEFA Süper Kupası şampiyonluğu yaşamıştır. Sevilla’da Akdeniz iklimi hakimdir. Yaz aylarında şehirdeki sıcaklık bunaltıcı olabileceğinden, temmuz ve ağustos aylarında gitmekten kaçının.


Tarihçesi

Bir rivayete göre Yunan Mitolojisi kahramanı Herkül tarafından kurulan Sevilla’nın gelişimi M.Ö. II. yüzyılda başladı. M.S. VI. yüzyıl başlarında Singil Vandallarının kurduğu krallığın başkenti oldu. 711 yılında Müslümanların yönetimine geçti ve İşbiliye adını aldı. Bu dönemde şehir, büyük bir gelişme göstererek önde gelen bir kültür ve ticaret merkezi durumuna yükseldi. XII. yüzyılda yüksek bir refah düzeyine ulaştı ve geniş çaplı bayındırlık çalışmalarıyla daha da büyüdü. 711’den beri Müslümanlarca yönetilen İşbiliye, 1248’de Katilya ve Leon Kralı III. Fernando tarafından ele geçirildi. III. Fernando’nun komutasındaki Hristiyan ordusunun 1248’de Müslüman yönetimine son vermesinden sonra, çok sayıda insan kentten sürüldü. Bu durum yörenin ekonomisine geçici de olsa zarar verdi. Yeni Dünya’nın keşfi Sevilla için yeni bir fırsat doğurdu. İlerleyen yıllarda Yeni Dünya kaynaklarının aktığı bir merkez durumuna gelen Sevilla, iki yüzyıl boyunca İspanya’nın denizaşırı ticaretinde egemen bir konumda kaldı. XVII. yüzyılda denizaşırı ticaret gerileme sürecine girdi. Buna karşılık kültürel yaşam büyük bir canlanma gösterdi. Diego Velazquez, Francisco de Zurbaran ve Bartolome Esteban Murillo, heykelci Juan Martinez montanes ile şair Fernando Herrera gibi büyük sanatçılar bu şehirde yetişti. Ünlü Don Kişot romanının yazarı olan Miquel de Cervantes’de bu topraklarda yaşadı.



Aktiviteler

Sevilla daracık sokakları, birbirine yaslanmış fısıldaşan binaları ve eserleriyle görülmesi gereken harikulade yerlerden biri. Bu şehirde gezilmesi gereken çok yer var. Sevilla Katerali&Giralda Çan Kulesi, Santa Cruz Mahallesi, Real Alcazar, Plaza de Espana görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Metropol Parasol, Flamenko Müzesi, Macerana Bazalikası, Torre del Oro, Sevilla Boğa Güreşi Alanı, Isla Mágica, Hospital de los Venerables, Calle Sierpes, Triana Bölgesi’de diğer güzel alternatifler arasında olabilir.


Sevilla Katerali & Giralda Çan Kulesi

Tarihi XIII. yüzyıla kadar uzanan bu dini yapı dünyanın en büyük gotik kilisesi ve en büyük üçüncü kilisesidir. 1248’de Kastilya Kralı III. Fernando’nun önderliğindeki ordunun kenti ele geçirmesinden sonra buradaki cami kiliseye çevrilmiş. 1356’daki depremde kullanılamayacak hâle gelen dini yapının yerine Sevilla Katedrali’nin yapımına karar verilmiş. 1507 yılında tamamlanan katedral Kristof Kolomb’un gömüldüğü yer olması nedeniyle de özel bir öneme sahiptir. Giralda, Sevilla Katedrali’nin çan kulesidir. 105 metre uzunluğa sahip kule caminin günümüze ulaşabilen tek bölümünü. Giralda, deniz seviyesinin 23 metre üstünde yer almaktadır. UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilen bu kule, orta çağ şehir tarihine ait en önemli sembollerden birisi olarak kabul edilmektedir.


Santa Cruz Mahallesi

Santa Cruz, Sevilla’nın en önemli turistik bölgelerinden birisidir. XVIII. yüzyılda gerçekleştirilen yenileme projesi ile yeniden hayat bulan mahalle, şehrin en güzel yerlerinden biri. Mimari yapısı nedeniyle daima serin olan bir yer burası. Mahalledeki dar sokaklardan birine verilen isim oldukça enteresan. Herhâlde darlığı ve balkonların birbirlerine değecek kadar yakın olması sebebiyle “Öpücük Sokağı” ismiyle anılıyor.


Real Alcazar

Moro kökenli Müslüman krallar için inşa edilmiş bir kraliyet sarayıdır. Adı dilimizde “Kralın Evi” anlamına gelmektedir. Müdeccen stili mimarisiyle göz kamaştıran yapının üst katları hâlen kraliyet ailesi tarafından kullanılmaktadır. Dünyada hâlâ kullanılan kraliyet saraylarının en eskisi olan Alcazar, UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edildi. Dizi ve film çekimleri için oldukça efsunlu bulunan Alcázar Sarayı’nın ilgi çekici bölümlerinin başında ise Maria del Padilla Banyosu geliyor.


Plaza de Espana

Maria Luisa Parkı’nda bulunan Plaza de Espana, hem mücceden hem de Rönesans etkilerinin gözlemlendiği bir meydandır. 1924-1929 yılları arasında İspanya-Amerikan Dünya Fuarı için inşa edilmiştir. Maria Luisa Parkı’ndaki bahçeler Jean-Claude Nicolas Forestier tarafından tasarlandı. Yaklaşık yarım mil uzunluğunda bir alana yayılmış çeşmeler, süs havuzları, oturma bankları, portakal ve çam ağaçları ile çiçeklerden oluşan bu parkın içine ve çevresine Expo için birçok yapı da inşa edildi.



Mutfak

İspanyollar, günün büyük kısmını evde değil sokakta geçirirler. Adım başı yer alan restoran ve kafelerde oturup güzel yemekler lezzetli içkiler tadarak, dışarıda geçirilen zamanın hakkını çok da güzel verirler doğrusu. Et sever bir millet olmalarına rağmen Endülüsler ıspanağı da bolca tüketirler. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel şehirde mutlaka yemeniz gereken birkaç lezzeti sizler için hazırladık. Unutmadan bazı lezzetleriyle bize yakın bir mutfak olduğunu da hatırlatalım.


Bull’s Tail | İspanyolların milli yemeklerinden biridir Bull’ Tail. Farklı bölgelerde farklı isimlerle anılan bu yemek, boğanın kuyruk etiyle yapılmaktadır. Kırmızı et, şarapla birlikte pişiriliyor, yanında papates kızartması ve ekmek dilimleriyle servis ediliyor. Geçmiş yıllarda boğa güreşlerinin ardından kesilen ve gereksiz olarak görülen hayvanların kuyruk kısımları fakir halka dağıtılıyormuş. Günümüzde ise şık restoranlarda en çok tercih edilen yemeklerden biri.


Spinach And Chickpeas | Nohut ve ıspanağı bir arada hayal edemiyor olabilirsiniz fakat çok et sever biri değilseniz bu yemek oldukça lezzetli gelecektir size. Üstelik karbonhidrat ve demir deposu olan Spinach And Chickpeas geziniz sırasında enerjinizi de yükseltecektir. Yanında ekmek dilimleri ile servis edilen spinach and chickpeas çok iyi bir seçim olabilir, tatmadan geçmeyin!


Cazon En Adobo | Atlantik Okyanusu’na sadece bir saatlik mesafede bulunan Sevilla da hâliyle deniz ürünleri de çok seviliyor. Cazon En Adobo, köpekbalığının kimyon, kekik, sirke ve limonla harmanlandıktan sonra hafifçe kızartılmasıyla hazırlanıyor. Bu yemek, şehrin mutlaka tadılması gereken efsane lezzetleri arasında bulunuyor.


Montadito De Pringa | Sevilla’da gerçekten muhteşem sandviçler var. Montadito de pringa tavuk, sosis ya da chorizo ile hazırlanıyor. Bu lezzetli sandviçler, bölgeden bölgeye değişkenlik gösterebilmektedir. Bir şeyler atıştırıp açlığınızı yatıştırmak için harika bir seçim.


Torrijas | Yanında dondurma ile de servis edilen bu küçük ekmekler sizi çok mutlu edecek. Ekmek dilimleri, kızartılmadan önce çırpılmış yumurtaya bulanıyor ve ardından fırında ya da tavada kızartılıyor. Bu şekilde tüketilse de bal, şeker şurubu gibi tatlandırıcılarla da kaplanabilmektedir.


Ulaşım

Türkiye’den Sevilla Havaalanı’na ne yazık ki direkt uçuş yok. Ancak aktarmalı olarak uçabilir veya 4 saat 30 dakika süren direkt uçuşla Malaga’dan buraya ulaşabilirsiniz. Malaga-Sevilla arası mesafe 214 km. Havalimanına 10 km uzaklıktaki Maria Zambrano İstasyonu’na taksiyle gidebilir, buradan 2 saatlik bir tren yolculuğu ile Seville Santa Justa İstasyonu’na ulaşabilirsiniz. Bir diğer alternatif ise Madrid üzerinden Sevilla’ya gitmek olabilir, hızlı tren ile 2,5 saatte Sevilla’ya ulaşabilirsiniz.



  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 11 Ara 2024
  • 5 dakikada okunur
Tarihi dokusu ve keşfedilmeyi bekleyen sokaklarıyla Avrupa’nın bohem ruhlu çocuğu Berlin’i eski hanedanlıkların bıraktığı farklı dönemlerden kalan izler, mimari zenginliğe sahip bir yer hâline getirmiştir. Çok kültürlü ve toleranslı yapısı, hareketli gece hayatı, sayısız müzesi ve sanat galerisi şehri her yıl binlerce turistin gözde destinasyonlarından birisi yapmakta. Alman şehir planlamacılığının bir örneği olan Berlin, aynı zamanda da çok düzenlidir. Şehir içerisinde ulaşım oldukça rahattır ve şehir sakinleri yaygın olarak bisikleti tercih etmektedir. Burası dünyanın en yeşil, en temiz şehirlerinden birisi. Berlin’de gezerken kendinizi doğa yürüyüşü yapıyormuş gibi hissedebilir, nefes alırken yüksek oksijenin tadını çıkarabilirsiniz. Almanya’nın başkenti Berlin’de genel olarak karasal iklim hâkim. Yıl boyunca birbirinden renkli etkinliklere ev sahipliği yapan bu şehirde keyifli vakit geçirmek için seyahatinizi planlarken bu etkinliklere de göz atmalısınız.


Tarihçesi

13. yüzyılda kurulmasından bu yana Berlin hep bir şeylerin merkezinde yer almıştır. Prusya Krallığı’na, Alman İmparatorluğu’na, Weimar Cumhuriyeti’ne, Üçüncü Reich’e başkentlik yapan Berlin, günümüzde Almanya’nın başkenti ve en büyük şehridir. Aynı zamanda da bir eyalettir. Kuzey Almanya’da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur.


II. Dünya Savaşı’nda harabeye dönen Berlin, müttefik devletler tarafından işgal edildi. Şehir dört sektöre bölünerek ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve SSCB’nin kontrolüne girdi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise şehir ikiye bölündü. Doğu Berlin, Doğu Almanya’nın başkenti olurken Batı Berlin 1961-1989 yılları arasında Berlin Duvarı ile çevrildi. Bu duvar “Utanç Duvarı” olarak da bilinmektedir. O dönemde Berlinlilerin doğudan batıya geçişi en katı yöntemlerle engellendi. Berlin’i inşa eden mimar Karl Friedrich Schinkel ‘in tasarladığı binalar, büyükelçilikler, saraylar, müzeler tamamen kentin doğu kesiminde kaldı. Türkiye’den kaçak yollarla getirilen Bergama Sunağı’nın sergilendiği dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Bergama Müzesi, Cölln ile Berlin’i birleştiren anlaşmanın yapıldığı St. Nicholas Kilisesi de tıpkı diğer önemli yapılar gibi Doğu Berlin’de kaldı.


1989’da duvarın yıkılması ve 3 Ekim 1990’daki birleşmenin ardından şehir Almanya’nın başkenti konumuna geri dönmüş, karanlık yıllarını geride bırakarak Avrupa’daki en hareketli, ileriye dönük ve modern merkezlerden biri hâline gelmiştir. Günümüzde Almanya’nın Başbakan’ı olan Angela Merkel’de duvarın yıkıldığı gün bariyeri aşarak Batı Almanya’ya geçen binlerce insan arasındaydı.



Aktiviteler

Berlin, hareketli gece hayatı ve gece kulüpleriyle eğlence kültüründe birinci sırada gelir. Bohem bir ruha sahipseniz, Berlin’in sokakları ve eserleri keyifle vakit geçirebileceğiniz bir yer. Bu şehirde görülmesi gereken çok yer var. Berlin Duvarı & East Side Gallery, Victory Column, Müzeler Adası, Berliner Fernsehturm görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehri detaylı gezip keşfetmek isteyenler için ise Gendarmenmarkt, Kaiser Wilhelm Anıt Kilisesi, Mitte ilçesinde yer alan 210 hektarlık alanı ile Berlin’in en büyük parkı unvanına sahip Tiergarten, Charlottenburg Sarayı, Potsdamer Platz ’da diğer güzel alternatifler arasında olabilir.


Victory Column

İnşasına 1864’te başlanan ve Tiergarten Parkı’nın kalbinde yer alan Victory Column, Heinrich Strack tarafından tasarlanmıştır. İlk başlarda Platz der Republik’da bulunan anıt 1938’de Hitler’in emriyle bugünkü yerine taşınmıştır. 4. kısım yapıya sonradan eklenerek yüksekliği 67 metreye çıkarılan yapının üst kısmında görkemli bir de heykel bulunmakta. Friedrich Drake imzası taşıyan bronz heykel, 35 ton ağırlığa, 8,30 metre yüksekliğe sahip. Heykelin hemen altında ise kentin büyük bölümüne hâkim bir seyir terası bulunuyor.

Berlin Duvarı& East Sıde Gallery

46 kilometre uzunluğundaki duvar, 13 Ağustos 1961’den 9 Kasım 1989’a kadar kenti Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye bölmüştür. 1989 yılında Doğu Alman bir yetkilinin televizyonda yaptığı açıklama sonrasında tamamına yakını Berlin halkı tarafından yıkılmıştır. Birbirine paralel dizilmiş iki sıra taş ile varlığını hissettiren ‘Utanç Duvarı’ndan geriye kalan en önemli bölümü East Side Gallery oluşturuyor. 1,3 kilometre uzunluğa sahip anıt, 20’den fazla ülkeden gelen 105 sanatçının çalışmalarından oluşuyor.


Müzeler Adası

Mittle ilçesinden geçen Spree Nehri’nin üzerinde bulunan bu adanın kuzey kısmında dünyaca ünlü 5 müze bulunuyor. 1999’dan beri UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesi’nde bulunan bölgenin oluşturduğu müzeler, sadece barındırdıkları koleksiyonları ile değil, mimarileri ile de görenleri büyülüyor.


Altes Nationalgalerie | 2. Dünya Savaşı’nda zarar gören fakat yılmayan ve sanat tarihini çok değerli tablolarıyla tek tek anlatan eski bir ulusal galeri. Müzede Türk ressam Osman Hamdi Bey’e ait 2 eser bulunmakta.

Neues Museum | Antik Mısır ve tarih öncesi devirlere ait birbirinden değerli parçaların sergilendiği müze sağlam bir restorasyon geçirdiği için yeni müze olarak da anılıyor.

Bergama Müzesi | Klasik Antik Çağ Koleksiyonu, Antik Yakın Doğu Müzesi, İslam Sanatı Müzesi olmak üzere üç bölümden oluşan müzenin en beğenilen parçası, Zeus Sunağı.

Alte Nationalgalerie | Joachim H. W. Wagener tarafından bağışlanan 19. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği müze de ilgi görenler arasında.

Bode Müzesi | Orta Çağ’dan 18. yüzyılın son dönemlerine kadar ki zaman aralığında üretilmiş heykelleri bünyesinde barındırıyor. Madeni paralar ve madalyalar gibi Anadolu’da arkeolojik kazılarda bulunan pek çok eseri de sergileyen müze, adanın en kuzeyinde.


Berlıner Fernsehturm

1960-1964 yılları arasında inşa edilen televizyon kulesinin uzunluğu 365 metredir. Şehirdeki en yüksek yapı konumundaki Berliner Fernsehturm’un her yıl 1 milyondan fazla ziyaretçiyi kendisine çekmesinde sunduğu manzaranın büyük bir payı var. Panoramik Berlin manzarasını konuklarının gözleri önüne seren küre şeklindeki gözlem alanının yerden yüksekliği 200 metre. Buraya asansör vasıtasıyla 40 saniye içerisinde ulaşılıyor. Gözlem alanının dışında küre içerisinde bir restoran ve bar faaliyet gösteriyor.



Mutfak

Damak tadınıza uygun lezzetleri bulabileceğiniz bir şehir olan Berlin, yıldızlı restoranlardan sokak standlarına kadar geniş bir yelpazede çeşit çeşit restoran ve kafeye sahip. Kısacası aklınıza gelen her yemeği rahatlıkla bulabilirsiniz. Ayrıca hamburger, sosisli sandviç ve bira bu topraklardan doğmuştur. Bir gün yolunuz düşerse bu güzel şehirde mutlaka yemeniz gereken birkaç lezzeti sizler için hazırladık.


Pretzels | Dünyanın en eski atıştırmalığı unvanına sahip Pretzels’in ilk defa 7. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Kıvrık bir şekle sahip bu krakerler oldukça doyurucu. Yapımında en yaygın olarak kullanılan baharat tuzdur fakat bu krakeri sade olarak yiyebileceğiniz gibi çikolatalı, peynirli veya başka malzemelerle zenginleştirilmiş farklı çeşitlerini de deneyebilirsiniz.

Kartoffelpuffer | Rendelenmiş patates, un, yumurta ve soğanla yapılan bir pankek. Yani bir nevi patates mücveri de diyebiliriz. Bu yemeğin en güzel yanı ona eklediğiniz soslarla farklı bir lezzet kazanması. Elmalı veya bir başka meyveli sosla birlikte yerseniz tatlı, domates ve sarımsaklı bir sosla yerseniz tuzlu olarak tüketmiş oluyorsunuz.

Senfeier | Özellikle et yemek istemeyenler için son derece uygun bir seçenek. Haşlanmış yumurta dilimlerinin üzerindeki patates püresi ve hardal sosunun uyumuna bayılacaksınız. Doyurucu ve aynı zamanda besleyici bir yemek olan Senfeier yumurta severlerin kalbini fethedecek.

Maultaschen | Hamur işi seviyorsanız Maultaschen tam sizi mutlu edecek bir yemek. Hamurun içi kıyma, ıspanak, peynir, çeşitli bitki ve baharatlarla doldurulabiliyor. Ardından kızartılarak veya haşlanarak pişiriliyor. Değişik bir mantı denemeye hazır olun.

Apfelstrudel | Elma veya elma marmelatı ile doldurulmuş çıtır çıtır hamurun üzerinde dondurma, tarçın, bazen kuru üzüm ve vanilyalı sosla birlikte servis edilen bir tatlı çeşidi. Elmalı turta kıvamındaki bu lezzeti mutlaka denemelisiniz.



Ulaşım

Berlin’e gitmek için ya yeşil pasaport sahibi olmanız ya da Schengen vizesi almanız gerekiyor. Almanya’nın kuzeydoğusunda konumlanan kente ülkemizden direkt uçuşlar mevcut. Uçuş süresi yaklaşık 2 saat 55 dakikadır. Şehirde Tegel ve Schoenefeld olmak üzere iki ayrı havalimanı bulunuyor. Tegel Havalimanı, şehir merkezine 8 km uzaklıkta, Schoenefeld Havalimanı ise şehir merkezine 18 km uzaklıkta yer alıyor. Her iki havalimanından şehir merkezine ulaşım için belediye otobüsü, taksi ve araç kiralama seçenekleri bulunuyor. Karar size kalmış.

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page