top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 16 Kas 2025
  • 2 dakikada okunur
Düşünsenize… Dünyada üretilen her üç tabak yemekten biri çöpe gidiyor. Henüz sofraya bile ulaşamadan milyonlarca ton gıda, atık hâline geliyor. Bu sadece açlıkla mücadele eden insanlar için değil; doğa, iklim ve geleceğimiz için de büyük bir kayıp demek. Ama güzel haber şu: Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde! Üstelik dev adımlar atmaya gerek yok. Mutfakta, buzdolabında, hatta marketteki o küçük kararlarımızla bile fark yaratabiliriz. Çünkü gıda israfını önlemek; sadece “bir şeyleri atmamak” değil, emeğe, doğaya ve geleceğe saygı göstermek anlamına geliyor


Alışverişi Akıllıca Planlayın

Hepimizin başına gelmiştir: Aç karnına markete gidip sepeti doldurmak. Gözümüz doyar, ama dolabın bir köşesinde unutulan sebzeler pek uzun ömürlü olmaz…


Basit bir çözüm: Alışverişten önce evde neler olduğunu kontrol edin, bir liste yapın ve sadece gerçekten ihtiyacınız olanları alın. Unutmayın; en çevreci alışveriş, torbaya hiç girmeyen üründür.



Tarihlere Takılmadan, Bilinçle Bakın

Son kullanma tarihiyle tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farkı çoğumuz karıştırıyoruz. SKT (Son Kullanma Tarihi) geçtiyse ürünü tüketmemek gerekir. Ama TETT (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi) farklıdır; o tarihten sonra da ürün genellikle güvenle tüketilebilir. Yani hemen çöpe atmak yerine; koklayın, tadına bakın, kontrol edin. Her çöpe giden lokma aslında boşa harcanmış su, enerji ve emek demektir.



Artan Yemekleri Yeniden Keşfedin

Biraz ekmek, biraz sebze, kalan pilav… Hepsi çöpe gitmek zorunda değil! Biraz yaratıcılıkla hepsi ikinci bir şans bulabilir: Bayat ekmekten kruton yapın, sebzeleri çorbaya dönüştürün, artan pilavla dolma içi hazırlayın. Mutfakta ‘artık’ diye bir şey yoktur; sadece yeniden doğmayı bekleyen malzemeler vardır.



Doğru Saklayarak Uzun Yaşatın

Her gıdanın bir ‘mutlu yeri’ vardır.

  • Elmalar muzlarla yan yana durduğunda muzlar daha çabuk olgunlaşır.

  • Marulları yıkamadan saklarsanız daha uzun süre taze kalır.

  • Kuru gıdaları hava almayan kavanozlarda tutmak,

  • Buzdolabındaki yiyecekleri doğru bölmelere yerleştirmek.

Bu gibi küçük detaylar, büyük farklar yaratır.



Porsiyonları Göz Kararıyla Ayarlamayın

Bazen gözümüz midemizden büyük olur. Oysa tabağa ihtiyacımız kadar almak hem bedenimiz hem de gezegenimiz için en güzeli. Artarsa dert değil ama baştan azla başlamak israfı önlemenin en kolay yolu.



Paylaşmanın Bereketini Deneyimleyin

Evde fazla yemek mi var? Komşunuzla paylaşın, sokak hayvanlarına uygun olanları değerlendirin, yerel gıda paylaşım ağlarına destek olun. Unutmayın, bir tabak yemek paylaşıldığında küçülmez, büyür.


Gıda israfı sadece çevre sorunu değil bir farkındalık meselesi. Her lokma; toprağın, suyun, çiftçinin emeğini taşır. Ona hak ettiği değeri vermenin yolu; çöpe değil, hayata katmaktır. Küçük bir alışkanlığınızı değiştirin ve büyük bir iyiliğin parçası olun. Çünkü kurtardığınız her lokma, gezegenin nefesini biraz daha uzatır.

Yazın ışıltısı Bodrum sokaklarından yavaş yavaş çekilirken yerini daha sakin, derin ve dingin bir güzelliğe bırakıyor. Güneşin altın tonları denizin üstünde dans ederken rüzgâr hafifliyor, kalabalıklar azalıyor… Bodrum sonbaharda bambaşka bir ruh giyiyor. Belki de bu mevsim, biraz yavaşlamak, kendimizi dinlemek ve doğayla yeniden uyumlanmak için en doğru zaman. Sonbahar, bir tür detoks aslında; hem bedensel hem ruhsal. Sağlıklı yaşamın en güzel yollarından biri olan yürümek; bu mevsimde Bodrum’un taş sokaklarında, mandalina bahçelerinin arasında daha da anlam kazanıyor.



Bu sayımızda gündelik alışkanlıklarımızdan sağlığa, çevremizden dünyaya uzanan geniş bir yelpazede konularla karşınızdayız. Türkiye’nin Aidat Karnesi açıklandı: Muğla yine zirvede! Uzak diyarlarda ise güneşin, denizin ve Fado’nun ülkesi Portekiz bize huzurun melodisini fısıldıyor. Sağlık sayfalarımızda; astigmat tedavisinde lazerle açılan yeni bir dönem, yumurtalık kanserine karşı farkındalık çağrısı, menopoz konusundaki önyargılara yeni bir bakış ve hatta “Yapay zekâdan terapist olur mu?” sorusuyla geleceğe uzanan bir tartışma sizi bekliyor. Ekim ayında rüzgâr sert esti; Bodrum Cup heyecanı bu yıl da yelkenleri doldurdu.


Ve sonra takvimler 29 Ekim’i gösterdi… Cumhuriyetimizin 102. yılı. Her yıl bu topraklarda, aynı coşkuyla, aynı gururla kutluyoruz. Çünkü cumhuriyet; özgürlüğün, eşitliğin, bilimin ve umudun adı. Bu topraklara yön veren ışığın, geleceğe uzanan en güçlü mirasın simgesi. Bodrum’un sakin sonbahar rüzgârında bile o ışığın sıcaklığı hissediliyor; denizin mavisine, bayrakların kırmızısına karışıyor.


Bu sayıyı, doğaya, sağlığa, bilince, güzelliğe ve cumhuriyetin bize armağan ettiği özgür yaşama bir teşekkür notu olarak hazırladık.


Çayınızı, kahvenizi ya da bir fincan tarçınlı sütünüzü alın; sonbaharın kokusu, cumhuriyetin coşkusuyla birlikte sayfalarımızdan evinize dolsun.


Keyifle okuyun.

  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 2 Eki 2025
  • 3 dakikada okunur
Her kitap, yeni bir yolculuktur. İster okuyun ister dinleyin, o an nerede olduğunuzun bir önemi yoktur. Kitap, sizi astral bir yolculuğa çıkarır; bazen kendi iç dünyanızda derinleşirken bazen de başkalarının hayatlarına savrulursunuz. Okurken mekânları ve karakterleri zihninizde canlandırır, onların hikâyesine kapılırsınız. Bazen bir öğretinin içinde kendinizi test eder, bazen de hayatın anlamını yeniden keşfedersiniz. Okudukça hayata yeni anlamlar yükler, yenilenmeye duyduğunuz ihtiyacı fark edersiniz...


Akan Nehir Gibi – Paulo Coelho

Paulo Coelho maneviyat, yaşam ve etik üzerine düşüncelerini paylaştığı bu sürükleyici kitabında, büyük ya da küçük fark etmeksizin hayatın çok özel dersler barındırdığını gösteriyor. Okçuluktan farkındalığa, yolculuktan iyi ile kötünün doğasına kadar çok çeşitli konularda kişisel düşüncelerini sunan Coelho, bir kurşunkalemin mutluluğa giden yolu gösterebileceğini, bir dağa tırmanma kılavuzu sayesinde hayallerin gerçeğe dönüşebileceğini, Cengiz Han ve şahininin hikâyesi üzerinden öfkenin yıkıcılığını, dostluğun kıymetini ve daha nicesini anlatıyor. Akan Nehir Gibi, okurları heyecan verici bir felsefi yolculuğa davet ediyor.







Günübirlik Hayatlar – Irvin D. Yalom

Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius, “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok,” diye yazmış. İşte ünlü psikiyatr Irvin Yalom da bu sonsuz varoluşun küçük bir parçasını işgal eden günübirlik hayatları, yani bizi yazıyor… Yalom yıllarca üzerinde çalıştığı bu kısa hikâyelerde hastalarının mücadelelerini konu ettiği kadar kendi sarsıntılarını da anlatıyor ve iki önemli sorunun üzerine gidiyor: Kısa da olsa nasıl anlamlı bir yaşam sürüp her günün tadına varabiliriz? Ve kaçınılmaz son olan ölüm gerçekten ne ifade ediyor? Öfke sorunu yaşayan bir kadın, her istediğine sahip ancak bir türlü mutlu olmayı bilmeyen bir iş adamı, insanın bu dünyadaki konumu üzerine düşünen ve bir yandan da kendi acısıyla başa çıkmaya çalışan yeni mezun bir psikolog…




Suç ve Ceza – Fyodor Mihaylovic Dostoyevski

Suç ve Ceza; Rodion Romanoviç Raskolnikov adındaki bir gencin işlediği çifte cinayet üzerine yaşadıklarını konu alıyor. Raskolnikov, bir yandan hukuk öğrenimi görürken diğer yandan yoksullukla boğuşan bir genç. Para ihtiyacını ise tefeci bir kadına eşyalarını bırakarak karşılıyor. Yoksulluğuna çare bulamadığı gibi tefeciden yakasını da kurtaramayan Raskolnikov, bu kadının toplumun iyiliği için ölmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bir gün Raskolnikov, kendi maddi problemlerinin yanı sıra ailesinden de kötü bir haber alıyor. Kız kardeşinin kendisinden yaşça çok büyük biriyle evleneceğini duyması, ona yeni bir darbe indiriyor. Bunun üzerine Raskolnikov, tefeciyi öldürmeyi aklına koyarak kendini evden dışarı atıyor. Tefeci kadını öldürüp mücevherleri alıyor ancak işlediği cinayete kimsenin tanıklık etmemesi için onun kız kardeşini de öldürmek zorunda kalıyor. Raskolnikov’un ruh hâli, bu çifte cinayetle birlikte yerle bir oluyor.




Şeker Portakalı - Jose Mauro de Vasconcelos

Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı Şeker Portakalı; günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsüdür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı, yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını söyler.




İçimizdeki Şeytan - Sebahattin Ali

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim fakat neticede aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimî bir mesulünü bulmuştum: buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Hâlbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.” Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan”a keskin bir bakış.





Halide Edib - İpek Çalışlar

Latife Hanım” kitabıyla yakın tarihimize farklı bir gözle bakmamızı sağlayan İpek Çalışlar’dan çarpıcı bir Halide Edip gerçeği!..  İşgale karşı isyanın hatibi... 1915 Ermeni tehcirinde sesini yükseltmiş; idam cezasına yüz yıl önce karşı durmuş birkaç aykırı isimden biri... Mahatma Gandhi’nin, Bertrand Russell’ın ve Yahya Kemal’in yakın dostu... Ali Ayet ile Hasan Zeki’nin annesi... Yüzlerce makalenin, onlarca kitabın yazarı... Aşkın ve hürriyetin her gün yeniden kazanılması gerektiğine inanan, dünya çapında entelektüel bir kadın, Halide Edib…  İpek Çalışlar’ın, roman akıcılığında kaleme aldığı bu kitap; sabırlı, ayrıntılı bir araştırmaya, tanıklıklara, bugüne kadar gün ışığına çıkmamış mektuplara, arşiv belgelerine dayanıyor. Çalışlar, edebiyat ve siyasetle geçmiş bir ömrün karanlıkta kalmış yanlarını da içeren çalışmasıyla, Halide Edib gerçeğini anlatıyor.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page