top of page
Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
Seda Küçük
28 Ara 2025
2 dakikada okunur
Hayat bazen en güzel sürprizini, minik bir patinin kapınızı çalmasıyla yapar. Maşa’nın hikâyesi de tam böyle başlıyor… Tesadüf gibi görünen ama kalpten yazılmış bir karşılaşmanın sonucu. Kayra, Maşa’nın minicik bedenini ilk kez kucağına aldığında, aralarında sıcacık bir bağ kuruluyor. O andan sonra ev; sevgiyle, neşeyle ve huzurla doluyor. Maşa sadece bir kedi değil; bir ailenin kalbi, mutluluğun sesi, sevginin en saf hâli. Bu sayımızda, Kayra Kelemci ve onun can yoldaşı Maşa’nın iç ısıtan hikâyesine konuk oluyoruz.

Sahiplenme hikâyeniz nedir?

Komşumuz ziyaretimize geldiğinde kedisi de yanındaydı. Annem, kediyi görür görmez çok sevdi. Onun bir kardeşi olduğunu öğrenince sahiplenmeye karar verdik.


İlk karşılaşmanızda ne hissettiniz?

İlk karşılaşmamızda, komşumuz kapıyı açtığım anda Maşa’yı doğrudan kucağıma verdi. O kadar küçüktü ki o an kendimi anne olmuş gibi hissettim.



İsmini nasıl koydunuz, sizin için özel bir anlamı var mı?

Başta erkek olduğunu sanıyorduk ve adını “Paşa” koyduk. Ancak veterinere gittiğimizde kız olduğunu öğrendik. Annem, babamla beni hep “Maşa ile Koca Ayı” çizgi filmine benzetirdi. Bu yüzden evimizin yaramaz “Maşa”sı oldu.


Cinsi nedir, bu cinsin en belirgin özellikleri nelerdir?

Cinsi Scottish Fold, annesi ise British. En belirgin özelliği uysallığı ve aile bireylerine olan bağlılığı. Ancak kırık kulak yapısı nedeniyle, yaş aldıkça bazı sağlık sorunları yaşayabiliyor. Bu nedenle bu cins bir kedi sahiplenmek isteyenlerin çok dikkatli olması, iyi bir bakım sağlaması ve gerçekten sevgi dolu bir yuva sunması gerekiyor. Çünkü bu tür kediler ruhsal olarak çok hassaslar; sevgiyi hissetmeleri onlar için her şeyden önemli.



Nasıl iletişim kuruyorsunuz, isteklerini size nasıl anlatıyor?

Maşa normalde hiç miyavlamaz ama konu mama olunca mutlaka “ben buradayım” der gibi sesler çıkarır. Onun dışında daha çok göz temasıyla iletişim kurar. Sanki aynı dili konuşuyormuşuz gibi sadece gözlerimize bakarak bile birbirimizi anlayabiliyoruz.

Neden bir evcil hayvan sahiplenmek istediniz?

Kendimi bildim bileli bir evcil hayvanım olsun istiyordum. Maşa’yı bulduğum dönem ise hayatımın en mucizevi anlarından biriydi. Çünkü aylardır hem sokaklarda hem de sahiplenme sitelerinde kedi arıyordum ve bir anda Maşa hayatımıza girdi. Hatta arkadaşlarımla dışarıdayken kedi sahiplenemediğim için ağladığımı bilirim; tam da öyle bir dönemdi. Meğer her şeyin bir zamanı varmış.


Karar vermeden önce, evde bir hayvanla yaşamının nasıl bir şey olduğuna dair bir fikriniz var mıydı?

Evet vardı, daha önce de sokakta bulduğum yavruları eve getirir bakar sonra sahiplendirirdim.



Patili dostunuzun aileye katılmasından sonra hayatınız nasıl değişti?

Maşa’yla birlikte hayatımız tamamen değişti. Her şeyim artık Maşa üzerine kurulu. Hatta ailem Bodrum’a tatile gittiğinde bile, evde sanki Maşa varmış gibi hissediyorum. Onu göremediğimde ise içimde büyük bir boşluk oluyor. O, benim her şeyim hâline geldi.


Bir evcil hayvana sahip olmanın olumlu ve olumsuz yanları nedir?

Bir patili dosta sahip olmanın benim için hiçbir olumsuz yanı yok. Aksine, evimize neşe ve huzur getirdi. Eve geldiğimde kapıda beni karşılaması, uyumaya giderken bizi beklemesi, aile sofralarında yanımızda yer alması... Özellikle anksiyete gibi ruhsal durumlarda bile bunu hissedip yanımızdan ayrılmaması, gerçekten bir hediye. Onun sınırlı ömründe ailesi olabilmek ve yaşayabileceği en güzel hayatı sunmak, insanın ruhunu tarifsiz bir huzura kavuşturuyor.


Evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere mesajınız nedir?

Evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere tavsiyem, hiç tereddüt etmemeleri. Maddi ve manevi olarak hazır hissediyorlarsa bu yola girmeliler. Zaten zamanı geldiğinde; emin olun, o patili dost sizi bulur. O sizi seçtiğinde, lütfen siz de ona sahip çıkın.

Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
Özge Zeki
18 Kas 2025
4 dakikada okunur
Tuğba Şengül ,“Yeni Denge: Lüks” temasıyla hazırladığı içeriklerle ve Youtube kanalında yaptığı sohbetlerle hız çağında kaybolan denge duygusunu ve içsel zenginliği yeniden hatırlatıyor.

Tuğba Şengül
Tuğba Şengül

Hem kitapları hem de sosyal medyada ürettiği içeriklerle dijital dengeye dikkat çeken Tuğba Şengül, günümüzde lüks kavramının yaşamı değerli kılan bir dengede saklı olduğunu vurguluyor. Hayatın kıymetini gösterişte değil, derinlikte bulan bir bakış açısıyla; gösterişli olanın değil, anlamlı olanın peşinde bir yolculuk onunki. Şengül’ün kelimelerinde, lüks; dışarıdan görünen değil, içeriden besleyen bir denge hâline dönüşüyor. Kendisiyle bu özel yolculuğunu konuştuk.


“Yeni Denge: Lüks” temanızı nasıl özetlersiniz? Sizce günümüzde lüks kavramı nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

Benim için lüks artık parıltılı vitrinlerde değil; görünmeyen ama yaşamı gerçekten değerli kılan bir dengede saklı. Çünkü çağımızda asıl kıt kaynak para değil, zaman ve dikkat. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, modern insanın stres seviyeleri son 20 yılda yüzde 30 arttı; buna karşılık kaliteli uyku oranı her yıl düşüyor. Yani aslında “lüks” dediğimiz şey, en temel ihtiyaçlarımızın yeniden keşfi: huzurlu bir uyku, sakin bir sabah, ekransız bir sohbet. Sabah kahvemi acele etmeden içebilmek, çocuklarımla sofrada göz göze gelebilmek ya da günün ortasında kendime sadece on dakika sessizlik armağan etmek…


Benim için lüks bunlar. Çünkü lüks artık gösterişli objeler değil, bizi hayata bağlayan küçük ama derin anlar. Araştırmalar da bunu söylüyor: düzenli olarak “mindfulness” pratikleri yapan insanların mutluluk düzeyi yüzde 20 artıyor. Yani yeni lüks, daha çok şeye sahip olmak değil; daha çok hissetmek. Dışarıdan görünen değil, içeriden güç veren bir ayrıcalık. Bence asıl lüks, başkalarının bakışıyla değil, kendi ruhunun derinliğiyle ölçülüyor.


Geleneksel lüks anlayışı ile bugünün lüks anlayışını nasıl karşılaştırıyorsunuz?

Tuğba Şengül
Tuğba Şengül

Eskiden lüks, daha çok “gösteriş” ile tanımlanıyordu. Marka logoları, ihtişamlı sofralar, kalabalık davetler… Yani lüks, başkalarının gördüğünde anlam kazanan bir kavramdı. Fakat bugün, dünyada yaşanan dönüşümle birlikte lüks, gözle görünenden çok hissedilene kaydı. Artık lüks; kendine ayırabildiğin zaman, kesintisiz uyku, zihinsel dinginlik ve doğayla bağ kurabilmek. Bunu bilim de destekliyor.


Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren ünlü “mutluluk araştırması”nın sonucu çok net: insanı hayatta en çok mutlu eden şey ne para ne de şöhret; güçlü sosyal bağlar ve anlamlı ilişkiler. Yani modern çağda lüks, ilişkilerini besleyebilmek. Aynı şekilde uyku araştırmaları da gösteriyor ki düzenli uyuyan insanlar daha üretken, daha sağlıklı ve daha uzun ömürlü oluyor. Demek ki artık lüks, satın alınan nesnelerden çok, içsel dengeyi kurabilmek.


Bugün bana sorarsanız lüks, başkalarına “neye sahip olduğunuzu” göstermek değil; kendi içinizde “nasıl hissettiğinizi” derinleştirmek. Gösterişli sofralar yerini samimi masalara, marka logoları yerini kaliteli uykuya, kalabalık davetler yerini dost sohbetlerine bıraktı. İşte bu yüzden ben diyorum ki dünün lüksü vitrinlerdeydi, bugünün lüksü ruhumuzda.


Sizin için kişisel olarak lüks nedir: Zaman mı, mekân mı, deneyim mi, yoksa sadeleşmek mi?

Benim için lüks, çok basit ama çok derin bir şey: zamana ve dikkate sahip olmak. Çünkü çağımızda asıl kıt kaynak para değil, dikkat. Bilim insanları, beynimizin günde ortalama 35 bin karar verdiğini söylüyor. Bu kadar çok uyaranın arasında zihnini koruyabilmek, bence en ayrıcalıklı yaşam biçimi. Benim lüksüm; gün doğarken yaptığım yürüyüşlerde denizin kokusu, martıların sesi. Ya da annemin bana öğrettiği bir çorbayı pişirirken mutfağı saran o  koku… Bunlar parayla ölçülmeyen ama hayatımı doyuran ayrıcalıklar.


Lüksü günlük yaşamınıza nasıl dahil ediyorsunuz?

Ben lüksü günlük hayatıma, aslında sıradan gibi görünen ama ruhumu zenginleştiren küçük dokunuşlarla katıyorum. Örneğin, şehirde yoğun bir günün ortasında kulaklığımı takıp sadece doğa sesleri dinlemek… Bazen de gün içinde aldığım notları düzenlemek ve zihnimi boşaltmak bana gerçek bir ferahlık veriyor. Lüks, iş arasında beş dakikalığına pencereyi açıp temiz havayı içime çekmek bile olabiliyor. Bir diğer lüksüm, kendime “öğrenme alanı” açmak. Yeni bir dilde üç kelime öğrenmek, hiç bilmediğim bir konuda kısa bir yazı okumak… Bunlar bana tüketmekten çok beslenmenin verdiği ayrıcalığı yaşatıyor.


Araştırmalar da gösteriyor ki beynimiz yeni bir şey öğrendiğinde dopamin salgılıyor; yani küçük öğrenme anları aslında doğal bir mutluluk kaynağı. Gün içinde yürürken telefonuma bakmadan çevremdeki insanları, ağaçları, gökyüzünü fark etmek de benim için bir lüks. Çünkü çoğu zaman hayatın güzellikleri gözümüzün önünden akıp gidiyor. Lüks, o akışı yakalayabilmek. Ve tabii bazen sadece “hiçbir şey yapmamak.” Modern psikoloji buna “boş zaman lüksü” diyor. Hiçbir şey üretmemek, planlamamak, sadece var olmak. O kısa anlar bana günün en kıymetli hediyesi oluyor.


Sizce Türkiye’de “yeni lüks” algısı nasıl şekilleniyor? Dünyadaki eğilimlerle paralellik görüyor musunuz?

Türkiye’de lüks artık gösterişten çok huzurla ölçülüyor. İnsanlar beş yıldızlı oteller yerine doğayla bütünleşen butik tatilleri, kalabalık sofralar yerine samimi buluşmaları, pahalı markalar yerine sürdürülebilir seçimleri tercih ediyor.


Gençler ise bu dönüşümün öncüsü: onlar için lüks, deneyim yaşamak, kendini ifade edebilmek, dünyaya değer katan markaları seçmek. Dünyadaki “slow living” ve “mindful living” trendleriyle paralel bir dönüşüm var ama bizde bu, kültürümüzden gelen samimiyet ve paylaşma ruhuyla birleşiyor. Kısacası, Türkiye’de yeni lüks; doğallık, sadelik ve paylaşılan anlarda saklı.


Okuyucularımıza kendi hayatlarında “yeni denge – yeni lüks” yaratmaları için hangi küçük adımları önerirsiniz?

Yeni lüks, hayatın akışına küçük dokunuşlar katmakla başlıyor. Mesela güne başlarken ilk gördüğünüz şeyin telefon değil, gökyüzü olmasına izin verin. Bu, zihninizi daha dingin bir güne hazırlıyor. Bir diğer küçük adım, “boş zaman hakkınızı” geri almak. Günün içinde kendinize üretmek ya da öğrenmek zorunda olmadığınız, sadece “var olduğunuz” bir 10 dakika ayırın. Modern psikoloji bu alanları, zihnin en çok iyileştiği anlar olarak tanımlıyor. Ve belki de en önemlisi, hayatın içindeki minik anları kutsal görmek. Bir bardak su içerken gerçekten tadını hissetmek, müzik dinlerken sadece müziğe odaklanmak, yürürken adımlarınızı fark etmek… Bunlar basit ama lüksün en sahici hâlleri. Çünkü yeni denge – yeni lüks, sahip olduklarımızı büyütmekte değil; olanı fark etmekte gizli.

Henüz bir aylıkken parka terk edilen minik tekir Cevizhan, bir gün kendini bir arabanın önünde buldu. O an başlayan hikâye; onun için sıcak bir yuvaya, ailesi için ise tarifsiz bir sevgiye dönüştü. Korkmuş, üşümüş ve yapayalnız olan bu minik can, Doğa Deniz’in şefkatiyle yeniden hayata tutundu. Bugün evin neşe kaynağı, herkesin sevgilisi olan Cevizhan, ailesinin hayatına mutluluk, huzur ve bağ getirdi. “Hayatımda verdiğim en doğru karar, Cevizhan’ın annesi olmak” diyen Doğa Deniz Bozfırat, bu hikâyeyle sokaktaki canlara bir şans vermenin hem onlara hem de bize nasıl mucizeler yaşatabileceğini hatırlatıyor.



Sahiplenme hikâyeniz nedir?

Kardeşimin arabasının önüne atlamış o da kıyamayıp eve getirmiş. İlk bana haber verdi, sokağa bırakamayız çok küçük diye. İlk bulduğumuzda daha bir aylıktı, annesi ölmüş parkta bakıyorlarmış. Ailemizi ikna etmemiz 10 gün sürdü. O süre içinde evimizin bahçesinde baktık, hiç kaçmadı çok korkuyordu.


İlk karşılaşmanızda ne hissettiniz?

İlk karşılaşmamızda inanılmaz bir empati duygusu hissettim. Daha küçücüktü, çok korkmuş, üşümüş ve yalnızdı. Annelik içgüdüsüyle hiç yanından ayrılmadım. İlk görüşte aşk gibiydi.



Doğa Deniz Bozfırat
Doğa Deniz Bozfırat

İsmini nasıl koydunuz, sizin için özel bir anlamı var mı?

Minik dostumuzun ismi Cevizhan :) İsmi tüylerinin rengi, şekli ve annesinin ceviz sevgisinden geliyor. “Han” kısmı da biraz mizah katmak için. Anne ve babam kendisine “şapşik” lakabıyla hitap ediyorlar o da bir nevi göbek adı oldu.


Cinsi nedir, bu cinsin en belirgin özellikleri nelerdir?

Cinsi tekir, çok hareketli tam bir oyuncu. Çok sevgi dolu, temas bağımlısı bir kedi.


Nasıl iletişim kuruyorsunuz, isteklerini size nasıl anlatıyor?

Kendisi konuşmayı çok seviyor. Devamlı iletişim kurma isteği içinde. Yemek görünce yandık, hiç susmuyor; masalara, sandalyelere tırmanıyor.




Neden bir evcil hayvan sahiplenmek istediniz?

Kendimi bildim bileli bir evcil hayvan sahiplenmek istemişimdir. Ama bir türlü denk gelmemişti. Cevizhan’ı bulmamız kader gibi hissettirdiğinden hiç düşünmedim, doğal gelişti.


Karar vermeden önce, evde bir hayvanla yaşamının nasıl bir şey olduğuna dair bir fikriniz var mıydı?

Dürüst olmak gerekirse çekincelerim vardı. Çünkü bu çok büyük bir sorumluluk. Tek başına bırakmak, yeterli ilgiyi gösterememek, adapte olamamak gibi düşüncelerim vardı.


Patili dostunuzun aileye katılmasından sonra hayatınız nasıl değişti?

Beni eve daha da bağladı, ruh hâlimi iyileştirdi. Stresimizi büyük ölçüde azalttı, evimizin neşe kaynağı oldu.


Mert Bozfırat
Mert Bozfırat

Bir evcil hayvana sahip olmanın olumlu ve olumsuz yanları nedir?

Olumlu çok yanı var. Kalbim hep sevgi dolu. Onunla vakit geçirmekten, oynamaktan çok keyif alıyorum. Onu sahiplendiğimizden beri stresim büyük ölçüde azaldı. En olumsuz yanı, onu tek başına bıraktığımda hissettiğim suçluluk duygusu ve özlem diyebilirim. Cevizhanımız birazcık da yaramaz ama yaşının daha küçük olmasına veriyoruz. Fakat olumlu yanları o kadar fazla ki olumsuzlukları düşünmeye gerek kalmıyor.


Evcil hayvan sahiplenmek isteyenlere mesajınız nedir?

Evcil hayvan sahiplenmek çok güzel bir durum hem sizin için hem de sokakta yaşayan evsiz dostlarımız için. Eğer yeterli ilgi ve şefkati gösterebileceğinize inanıyorsanız hiç düşünmeyin derim. Hayatımda verdiğim en doğru karar Cevizhan’ın annesi olmayı seçmekti.

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page