top of page
Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
Özge Zeki
3 Şub 2024
2 dakikada okunur
Yazar Zuhal Gürçimen’in tanıklık ettiği vakalar üzerinden kurgulanan ‘Hayalini Hayata Katma Okulu’nda yaşanan duygular, kimi zaman bir olayda kimi zaman bir konuşmada; farklı karakterlerde iş, arkadaş, dost olarak karşımıza çıkıyor. Kişilerin değil, fikirlerin liderlik ettiği bir dünyada tüm gücüyle mücadele eden okura yol gösterecek deneyim, uygulama ve eğitim metodunu paylaşan Gürçimen, bunu akıldan çıkmayacak metaforlarla ustalıkla yapıyor. Kendisiyle raflarda yerini alan yeni kitabını konuştuk.


Yazar Zuhal Gürçimen: “Kitabı Bitirdiklerinde Hayatlarının Yönetim Kurullarını Gözden Geçirecekler.”

‘HAHAKUO’ sizin “Başıma Bir İş Geldi”den sonraki ikinci kitabınız. İlkinde iş yaşamındaki zorlukları, mobbing’i ve yolsuzluğu anlatıyordunuz. Bu kez yüksek rütbeli bir yönetici iken kocası tarafından aldatıldıktan sonra hem iş hem de özel hayatında ‘kendini yaratmayı’ seçmiş bir kadını, Hayat Kerimzade’yi dinliyoruz kendi ağzından. İki kitabınız arasında okuyucuya vermek istedikleriniz bağlamında farklılıklar neler?

İlk kitabımda vaka bazlı olarak iş yaşamında karşılaştığımız sorunlara nasıl çözümler bulacağımıza odaklanmıştım. Tam 5 ayrı hikâye üzerinden karakterlerin karşılaştığı sorunları nasıl çözdüklerini kurmaca içinde aktarıyordum. HAHAKUO’da ise hayatı toplam bir paket olarak ele almayı, yaşadığı olaylarla bir yaşamın içindeki 4 mevsime, aynı gün içinde denk gelen Hayat Kerimzade’nin hikâyesi üzerinden dinliyoruz. Kişisel gelişim romanı olarak kategorilendirilen kitabımdaki tüm akış bir TED konuşmasında geçiyor. Hayat Hanım, özellikle 40-60 yaş arasında yaşadıklarından çıkardığı deneyimi aktarırken; hayatının yönetim kuruluna girenleri, sorunları çözerken onları bir bataklık hâline getirmeden okaliptüsler ile kurutmayı, kişilerin değil fikirlerin liderlik ettiği bir dünyanın daha yaşanası olduğunu nasıl keşfettiğini anlatıyor okura.


 Zuhal Gürçimen | Yazar
Zuhal Gürçimen | Yazar

Kitabınızda ‘HAHAKUO’ için, bu ne biçim şirket ismi diyor ya insanlar Hayat Hanım’a. Neden bu ismi seçtiniz kitabınıza?

‘Hayalini Hayata Katma Ustalığı Okulu’nun kısaltması HAHAKUO. Kapakta yer yetmedi, ustalık kelimesini çıkardık. Yoksa kitapta HAHAKUO’nun içindeki konulara, yöntemlere değindiğim yerler var roman akışında. Ayrıca kurucusu olduğum MasterCamp Eğitim Platform’u ile izdüşümsel ortak noktaları da bulunuyor. Kısacası hayaldaşların paydaşlara dönüştüğü bir çalışma ortamı HAHAKUO.


Hikâyeyi yazarken nelerden esinlendiniz?

Hayat’ın eşiyle ve işiyle yaşadığı sorunlar, gerek iş dünyasında gözlemlediğim arabuluculuk yaptığım vakalardan, danışanlarımdan, gerekse eğitimlere gelen katılımcılarımızdan dinlediğim durumların birleşmesi ve bir potada eriyerek ortaya çıkmasıyla oldu. Elbette yürüttüğüm bilgi girişimciliği sürecim çok benzeşmekte. Olaylar, hayatı anlamak, anlam arayışına katkıda bulunmak, sorunların içinden yöntemlerle çıkmak aşamasına geldiğinde ise artık benim analiz ve yorumlarım giriyor devreye.


‘Hayat Kerimzade’ üzerinden vermek istediğiniz mesajlarınız neler?

Kitabımla bir mesaj verme derdim yok ancak bu kişisel gelişim romanını yazma hikâyemin bir meselesi var; özellikle kadınlar için. Tek başınalık yalnızlık demek değil. Kendimizle birebir kurduğumuz tatmin edici keşiflerle dolu bir yaşam için bir partnerin desteği elbette önemli. Ancak biz kendi duygularımızın ayakları üzerinde duramadığımızda partneri veya işi çektiğinizde geriye kalan yapı da çöküyor. Hayat sonlu bir yolculuk, bir yandan ne güzel ki biz bunu sonsuzmuş gibi yaşamaya muktedir varlıklarız. Bir diğer tarafıyla da bu yaklaşım bazen de dezavantaja dönüşebiliyor. Hırslar, egolar ve yetiştirilme şeklimizle bizden beklenen başarılı sonuçlar şahane bir oyun alanı olan hayatın güzelliklerini unutturabiliyor. Ezcümle, yakıtımız yangınımız oluyor özellikle 20-40 yaş arasında. Hedefler ve sonuçlara takılı kalmak bizi seferin güzelliğinden alıkoyabiliyor. Bu kitapla; insanın açısını değiştirdiğinde hayatındaki acıların da yerinin değişeceğini göstermek ve hayatlarının yönetim kurulundaki insanlarını da fark ettirmek amaçlarım arasında. Üstelik kitabı bitirdiklerinde, hayatlarının yönetim kurullarını gözden geçirmeleri ve bu sefer yeni bakış açılarıyla düzenlemeleri konusunda motive olmaları beni mutlu eder.

Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
Mustafa Küçük
2 Şub 2024
7 dakikada okunur
Kıvrak zekâsı, hazır cevaplılığı, sempatik tavırları ve gülen yüzüyle 40 yıldır ekranlardan, “Günaydın çok sevgili sülalem” diyerek Türk halkına seslenen ve samimiyetiyle onların gönlüne taht kuran Mesut Yar, 17 yıldır yaşadığı Datça’dan belediye başkan aday adayı oldu. Yaklaşık iki ay boyunca yürüttüğü seçim çalışmasında her Datçalı’ya dokunan ve onların gönlünde ayrı bir yeri olan Mesut Yar’ın aday gösterilmemesi ise Datça’da büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Sosyal medyadan yoğun bir şekilde bağımsız aday olması yönünde çağrı yapılan Mesut Yar’ın ne karar vereceği ise merak ediliyor. Çünkü 2019 yerel seçimlerinde birinci sıradaki CHP ile ikinci sıradaki MHP’nin arasında sadece 2 bin 170 oy farkı var. Bu durumda Datça’da Mesut Yar’ın bağımsız aday olması tüm dengeleri değiştirecek gibi görünüyor. “Gülüşe Gülüşe Kazancağız” mottosuyla yola çıkan Mesut Yar, “Siyasetten çok hazzetmem ama şu da var, siyaset hayatın her yerinde. Bu kadar tribünlere ayrılmış bir toplumu ‘mutluluk’ parantezi içinde siyasetle değil icraatle toplayabilirsiniz. O yüzden buradayım! Artık bir siyaset figürü olarak siyasetin içinde her zaman aktif yol alacağım” diyor.




"Öyle çok kabullenici bir insan olmasam da gelenin hayrını seviyorum. Artık ne getirirse, içinde bir aydınlık bulabilme şansımı zorluyorum biraz da…"



Herkes Mesut Yar’ı televizyoncu kimliğiyle tanıyor. Bir de öteki Mesut Yar var. O nasıl biri? Hangi yemekleri sever, hangi müzikleri dinler, hobileri var mı, mutfağa girer mi?

Kimlikler değişiyor elbette. Var bizim de başka bir Mesut’umuz içeride bir yerlerde. Genel olarak mütevazı ve öyle aşırı sosyal biri değilim özel hayatımda. Sonuç itibarıyla insanın özeli en fazla bir ya da iki kişilik bir şey. Evcimen diye tanımlayabilirim kendimi. Okuma, izleme ve analiz yapma sevdasına sahibim. Bir başka sevdam da parfüm ve yüzük koleksiyonlarım. Parfüm biraz havaya gitti pandemide. Artık iyi bir parçaya ulaşmak çok maliyetli. Yüzük dersen, alameti farikamız oldu. Müziğe gelirsek, aktif olarak üretip tüketmeye devam ediyorum. Çok önemsediğim birkaç müzisyen arkadaşım var. Yılda en az iki kez resitallerimiz oluyor küçük hacimli. Seviyorum birlikte üretmeyi. Sesin bir büyüsü de var hem. Mutfak deyince, bir süredir o alanı tamamen eşime bıraktım. Sadece küçük üretimlerde paydaş oluyorum. Ama elimden yeneceğini söylüyor kimi arkadaşlarım. Biraz da kadınların arasında büyürken yaptığımız gözlemlerin sonucu. Kalabalık bir mutfak menüm var.


Hayatı planlı mı yaşarsınız yoksa gelişine mi?

Her ne kadar planlıyım desem de bir şekilde her takvimi ya da teoriyi tutturmak biraz da şans işi. Ama işini şansa bırakmayıp bir şekilde rotasını çıkarmayı seven bir insanım. Hayatta her şey erken ya da geç oluyor. Zamanını yakaladığınızda durumun farkındaysanız ballı kaymak elbette. Bu arada gelişine yaşamak durumunda da hissediyorum kendimi. Erken kayıplar, hızlı gelişme ve daha da hızlı akan zaman. Hepsi, hepimiz için birer küçük hediye ya da ceza. Öyle çok kabullenici bir insan olmasam da gelenin hayrını seviyorum. Artık ne getirirse, içinde bir aydınlık bulabilme şansımı zorluyorum biraz da…


Özel ve iş ilişkilerinizde kırmızı çizgileriniz var mı yoksa esnek misinizdir?

Başkalarının ayağına basmasam da birileri özellikle ihtisas alanımdaki iş ve durumlarda bilgiçlik taslarsa içimdeki bilim insanı ya da kuşkucu çıkabiliyor ortaya. Aile de bir diğer kırmızı çizgim. Kişisel alanıma müdehaleye, gereksiz ve çoğunlukla hakaret içeren eleştirilere, insanı geliştirmeyecek içi boş önerilere ve sanki bu dünyadan değilmişsin gibi yapan fikir sahiplerine çok da ısınamadım. İnsan kendi görgü ve ufku içinde bir takım kalıplara giriyor. Kalıpsızlığın özgürlük olduğunu düşünmüyorum. Elbette dokunulmazlarımız olmalı. Benimkisi küçük şeyler ama büyük sorun çıkarabilirim küçücük bir şey için…


Hayatla eğlenen bir yapınız mı var yoksa ciddiye mi alırsınız hayatı?

Gülümseten ciddiyet. Biri bu tanımı yapmıştı benim için. Gülümsetir miyim, elbette. Güler miyim, çok severim. Küçük sürprizleri var hayatın. Kimi fıkra gibi kimi de trajedi yüklü. Duygular arasında savrulduğum çok zaman oldu. Ama hayat benim için tebessüm şansı yaratan ciddi bir şey. Onu aşağılamamak ve onun da beni aşağılamasına fırsat vermeden “eşitlik” kavramı üstünde yürüyoruz ip cambazı gibi. Ha, bu arada önemsediğim konular üzerine gevşemeden devamlılık önemli. Sonuç itibarıyla geride bıraktığınız şeyin fena olmaması da paha biçilemez…


"İnsan kendi görgü ve ufku içinde bir takım kalıplara giriyor. Kalıpsızlığın özgürlük olduğunu düşünmüyorum."

Mesut Yar, 2012 yılında İletişim Danışmanı Ferda Çekem ile evlendi.
Mesut Yar, 2012 yılında İletişim Danışmanı Ferda Çekem ile evlendi.

Mesut Yar’ın bir yanı tanınmış ve ünlü bir insan diğer yanı ise eş, baba ve oğul… Bunların hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz? Günde kaç saat çalışıyorsunuz? Ailenize ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Eve iş götürüyor musunuz?

Duygu en çok da sevgi planlaması var bende. İş ya da meşguliyet sonsuza kadar sürmesi gereken bir şey değil. İnsanın kendisine güvenli koyaklar dalgasız limanlar bulması gerekli. Benimkisi bu anlamda sanırım aile marinası. Günde 18 saat kafa aralıksız çalışıyor. Buna iş de diyebilirsiniz profesyonel meşguliyet de. Ama ailemle bir şey, özel bir zaman planladığım da kepenkler iner ve kendi salaşım içerisinde mutluluk vitrinini kurarım. Artık kimin payına ne düşerse. Eşimle mutluyum. Oğlumun kendine ait bir hayatı var. Müdahale etmem ama gözlerim, kollarım. Evi işe götürmeyi tercih ederim diğer taraftan da…


Çok çalışıyorsunuz, hayatı ıskaladığınızla ilgili zaman zaman kendinizi sorguluyor musunuz?

Elbette hayatı birden fazla kez ıskaladım. Kendime yetişemediğim, önemsemediğim zaman dilimleri oldu. Bunun getirdiği kayıpların sonradan farkına vardım. İnsan içindeyken bir çok analizinde yanılgı payı daha yüksek oluyor. Ama anlar kendini tekrarladığında bir önceki deneyimden hareketle bir şeylerden ödün veriyorum. Anne ya da baba sevgisini çok göremedim. Rol modelim ikisinin de kaybından sonra rahmetli anneannem oldu. Dirayetli ve omurgalı bir kadındı. Küçük bir derebeyi gibi görürdüm onu. Prensiplerinden ödün vermeyen, kendi ağırlığının misliyle yükünü sırtında taşıyan bir kadındı. Biraz kendimi de O’na benzetiyorum. Ancak geçmişte harcanıp gitmiş zamanlara hiçbir şekilde üzülmüyordu ki bu bende tam tersi bir noktadadır. Hayat, harcadım seni be!


Bireysel anlamda Mesut Yar olarak sanatla ilişkiniz nasıl, neler yapıyorsunuz?

Müzik dışında edebiyat çok zamanımı aldı geçmişte. Gençliğim hakikaten ekin ekerek geçti. Şimdi biraz daha bilge bir çağın içindeyim kendim için. Zenginleşmek adına yeniden üretime geçmek, kelimeden koridorları yürüyerek pencereye ulaşmak gibi bir hayalim var. Sanat benim için iyi çekilmiş bir kâinat fotoğrafı; içinde her lezzetten eser miktarda barındırıyor. Ha, el becerim olsa mutlaka bir heykeltraş olmayı isterdim. Taşın ömrü kum olana kadar ama insanlık tarihinden biraz daha fazla ve konforlu yaşama şansı var heykellerin. Vandallar olmadıkça elbette!


Bir evcil hayvanınız var mı? Varsa onunla ilişkiniz nasıl?

Yok. Otuz yıl kadar kedilerle iç içe yaşadım. Ahşap bir evde büyüdüğüm için diğer küçük arkadaşlarla da ilişkim oldu. Fare, akrep, örümcek filan. Bir de köpeğimiz vardı bir zaman. Sıcak yaratıklardır. Masum bakışlı olanlarını severim. Şimdi eşimle kendimiz için bulduğumuz sıfatlarla idare ediyoruz o sevgiyi. İkimiz de birer sincap hayvanıyız. Uçan sincap ikilisiyiz…


Küresel ısınmayla birlikte doğa, doğal hayat ve dolayısıyla dünyanın geleceği oldukça risk altında. Sizin bu konuda ne tür çalışmalarınız var?

Bir Arkeolog olarak bunun dünya üstünde bir ilk olmadığını biliyorum. Bir son da değil. Bir şekilde küçük bir kıyamet ya da uzun vadeli bir intihar. Bizim türümüz ve başkaları yok oluyor ama dünya kendini top yekun yeniliyor bu sayede. Yine de yaşadığımız çağın kalitesi anlamında eksiye doğru giden bir rota var. Bireysel olarak teori üretmenin dışında pratiğe geçirdiğimiz bir çok şey var. Yağmur suyu hasadından tutun da minimal bir eylem de olsa tasarruf etme eğilimi de bunların içinde.


Genellikle ülkemizde, insanların yapmak istedikleri meslekler ve yapmak zorunda oldukları meslekler var. Siz istediğiniz mesleği mi yapıyorsunuz? Yoksa bu sektöre zorunlu olarak mı girdiniz. Geldiğiniz noktada mesleğinizle ilişkiniz nasıl?

Haber anlatıcılığını bıraktım ama televizyon ya da ekranla olan ilişkimin biteceğini düşünmüyorum. Bu anlamda uzun yıllara dayanan birikim ve emeğim var. Ustalara saygı kuşağına girdim sanırım. Bu yüzden yapmak zorunda değil, severek yaptığım bir işin içindeyim diyebilirim. Medya sektörüne okumak için para kazanmak zorunda olduğum için girdim. Şimdi okutmak için para kazanıyorum. Çok iyi ve değerli öğrencilerim oldu. Kimisinin şöhreti benimkinden misliyle fazla. Ama ahlak yapılarını, duruşlarını ve orijinal üretimlerini seviyorum. Akademisyenlik yapsaydım da renkli bir kişilik çıkardı ortaya ama bu kadar geniş bir paletim olur muydu, emin değilim…


Hangisi olmak daha zor… Evdeki; eş, baba, evlat, kardeş olan Mesut Yar mı yoksa ekrandaki Mesut Yar mı?

İkisinin birbirini tamamlamasını sağlamak çok daha zor. İki farklı duygu daha doğrusu, biri çoğul ikincisi tekili esas alan iki ayrı kişilik var ortada. Bu hâliyle ortak bir duruşu savunmak en iyisi. Mesut Yar’ım işte…



Mesleki yolculuğunuz sizin açınızdan nasıl gerçekleşti. Yaptığınız yolculuk şu an bulunduğunuz noktada karar verirken size nasıl etki ediyor?

Herkesin kendi zoru vardır. Ben de 40 yılı düşününce çok da kolay oldu diyemem ama bulunduğum noktadan bakınca geride bıraktığım her yıl, bitirip rafa koyduğum her iş, içinde bulunduğum her üretim sahası benim için çok değerli. Hepsini birleştirince analitik bir şeyler çıkıyor ortaya. Az yanılır oldum ama yanılırsam fena oluyor. Savruluyoruz sonuç itibarıyla; oradan oraya…


Mesleki anlamda sizin gibi olmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Etmem. Elebette birileri için rol model olabilirim ama benim yaşadığım travmaları yaşamalarını, yokluğu, yoksunluğu ve bundan kaynaklanan motivasyonu ve aşırılığı yaşamasını istemem kimsenin. Herkesin kendi rotası olsun ve herkesin pruvası neta olsun diyelim…



Mart seçimleri için Datça’dan belediye başkan aday adayı oldunuz. Siyasete girmeye karar verme süreciniz nasıl oldu?

Datça, elimizin içinde eriyen, ayağımızın altından kayıp giden, cennetken yerini kâbusa bırakan bir ilçe. Sivil inisiyatif olarak bir şeyler yapmak için 1,5 yıldan fazla oldu masanın etrafına oturalı. Çok da yol aldık ama tek başına STK olmak kimi yerde ayağınıza çelme oluyor. Bu yüzden vitrinde bir icra makamı, reelde ise koşan bir başkan Mutlu ve Mesut bir Datça hayalimizi gerçekleştirmemiz için eşsiz bir fırsat oldu. Siyasetten çok hazzetmem. Ama şu da var, yöneticiliğe giden yol da içinde olmak üzere, siyaset hayatın her yerinde. Bu kadar tribünlere ayrılmış bir toplumu “mutluluk” parantezi içinde siyasetle değil icraatle toplayabilirsiniz. Umudun tek başına teorik olmadığını, pratiğe geçince çok daha renkli ve haz verici bir şey olduğunu gösterebilirsiniz insanlara. Mikrodan makroya büyüyen bir enerji, üretim ve de tebessüm modeli Türkiye adına çok değerli bir modellemedir bana göre. O yüzden buradayım!


An itibarıyla siyasete adım attınız. Siyasetin öteki yüzü nasıl?

Dediğim gibi biz de takım tutar gibi bir şey ama benim için biraz tarihçesinden anladığım, biraz da kırk yıl ekran içinde siyaset okur yazarlığı yaptığım için çok sürpriz barındırmayan bir şey. Bir arkadaşım niteliksiz bir meslek olarak tanımlıyor siyaseti. Elbette Türkiye’de en çabuk kirlenen ve istismara açık alanlardan biri. Ama siyasetsiz olmuyor bizim gibi toplumlar. Allah başka dert vermesin!


CHP Datça Belediye Başkan adaylığı için sizi tercih etmedi. Sosyal medya hesabınızdaki paylaşımınızın altında bağımsız aday olmanız yönünde yüzlerce mesaj var. Bundan sonraki adımınız ne olacak? Siyasete devam mı yoksa ekranlara geri mi döneceksiniz?

Artık bir siyaset figürü olarak siyasetin içinde her zaman aktif yol alacağım. Ama bir yandan da 40 yıldır devam ettiğim bir televizyonculuk mesleği var. Habercilik anlamında değil. Televizyon içerik üretimi anlamında benden talep edilen her şeyi de yapacağım. Orada da aktif olacağım. Yani hem politikayı hem de televizyonun geliştirilmesine yönelik çalışmaları devam ettireceğim. Çünkü Türkiye’de hem politika hem de medya yeni gelen güncellemelere kendisini açık tutmak durumunda. Biz de o güncellemeleri takip eden isimlerden biri olacağız.


Nasıl bir Datça hayal ediyorsunuz?

Şimdiki gibi değil. 3 bin 500 yıl önce kendi ve yakın coğrafyasının başkenti olan üretken, zengin, doğal kaynakları güçlü, mavisi belirgin, yeşili kaybolmamış, dünya turizm destinasyonlarının en ilgi çekici yerlerinden biri olan ve kendine yetip taşan bir Datça. Toplayacak olursak, başka türlü bir Datça. Can Yücel babamızın dediği gibi…



Geleceğimiz olan çocuklara ve gençlere tavsiyeleriniz neler?

Her bireysel deneyim bir örneklem içerir. Sonuç itibarıyla neredeyse hayatımın tamamını aktardım size. Buna benzer birden çok şey okusunlar, analiz etsinler ve kendi yollarını çizsinler. En iyi şeridi kendin belirlersin, ölçü egoist olmadan kendin olunca hayal kırıklıkların da sana dair şeyler olur. Başkalarını değil kendini üzersin. Sonra yaralarını okşarsın geçer!

Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
Seda Küçük
1 Şub 2024
2 dakikada okunur

Seda Küçük | Ajans Başkanı
Seda Küçük | Ajans Başkanı

Merhaba,

Göç; jeopolitik gerilimler, iklim değişikliği, ekonomik motivasyonlar gibi sebeplerle son yılların en önemli gündem maddelerinden biri. Dünya Göç Raporu 2022 verilerinde, küresel çapta 281 milyon uluslararası göçmen bulunduğu, 169 milyon kişinin de göçmen çalışan olduğuna dikkat çekildi. Küresel göç istatistiklerine göre ABD, dünyanın en çok göç alan ülkesi. Türkiye de özellikle son yıllarda bölgesindeki jeopolitik belirsizlikler, coğrafi konumu sebebiyle pek çok kişi için önemli bir göç rotası oldu ve en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke durumuna geldi. Göç İdaresi Başkanlığı’nın açıkladığı resmi verilerde Türkiye’deki kayıtlı yabancı sayısı toplam 4 milyon 990 bin 663. Muhalefet ise Türkiye’de 10 ile 13 milyon sığınmacı bulunduğunu iddia ediyor. Türkiye’deki düzensiz göçmenlerle ilgili net veriler yok. Dolayısıyla Türkiye sınırları içindeki kayıtsız sığınmacıların sayılarının bilinmemesi de tartışmayı körüklüyor.


Türkiye’deki sığınmacıların ülkenin her yerinde hissedilir derecede artmış olması, ülkeye ekonomik anlamda büyük bir yük getirirken Türk toplumunu da kaygılandırıyor. Türkiye olarak hem toplumun huzur ve güvenini korumak hem de gelecek nesillere yaşanılabilir bir ülke bırakmak adına artık sınırlardan tek bir düzensiz girişe dahi izin verilmemeli, ülkede bulunan sığınmacıların da şartlar oluştukça düzenli bir şekilde ülkelerine geri gönderilmesi gerekiyor. Aksi taktirde sığınmacılar, gelecekte Türkiye’nin en büyük sorunu olacak.


Dünyanın en büyük sorunlardan biri de susuzluk. Yaz aylarında ülkemizin pek çok yerinde susuzluk tehlikesi yaşandı. Bodrum da susuzluğu en çok yaşayan kentlerden biri. Özellikle turizm sezonunda 2 milyonu aşan bir nüfusa ulaşılması âdeta susuz bir yaz yaşanmasına neden oluyor. 2023 yazında; barajların kuruması ve su hatlarında meydana gelen büyük patlamalar susuzluğu tavan yaptırdı. Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum’da yaşanan su sıkıntısını ortadan kaldırmak için Geyik Barajı’nı kamulaştırıp baraj suyunun tamamını içme suyu olarak Bodrum’a aktarmayı amaçlıyor. Umarım bu işe yarar ve Bodrum susuzluktan kurtulur.


Ülkemizde en önemli gündemlerden biri de yerel seçimler. Türkiye, yerel yöneticilerini seçmek için 31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçimi için sandık başına gitmeye hazırlanıyor. Seçimlerde, 30 büyükşehir belediye başkanı, 1.351 belediye başkanı, 1.251 il genel meclis üyesi ve 20 bin 500 ilçe meclis üyesi seçilecek. Hepimiz için hayırlı olmasını diliyorum.


Kapağımızda bu ay; ekranlardan siyasete transfer olan Mesut Yar yer alıyor. Kıvrak zekâsı, hazır cevaplılığı, sempatik tavırları ve gülen yüzüyle 40 yıldır ekranlardan, “Günaydın çok sevgili sülalem” diyerek Türk halkına seslenen ve samimiyetiyle onların gönlüne taht kuran Mesut Yar, 17 yıldır yaşadığı Datça’dan belediye başkan aday adayı oldu. “Gülüşe Gülüşe Kazanacağız” mottosuyla yola çıkan Mesut Yar, “Siyasetten çok hazzetmem ama siyaset hayatın her yerinde. Bu kadar tribünlere ayrılmış bir toplumu siyasetle değil icraatla toplayabilirsiniz. O yüzden buradayım!” diyor. Mesut Yar’ın dünü, bugünü ve Datça’ya dair planlarını anlattığı keyifli röportajımızı iç sayfalarda okuyabilirsiniz.


Moda, sağlık, tasarım, seyahat, kültür-sanat ve pek çok konuda hazırladığımız içeriklerle dolu BODRUMDergi’ye göz atmanızı öneririm.


Yeni yılın ilk sayısıyla yeniden sizlerleyiz.


Keyifle okuyun.


Sevgiler,







BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page