top of page
  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 5 May
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 May

Bodrum’un yavaş yavaş kendini kaybedişine tanıklık etmek ve buna izin verenler üzerine…

İki Kıyı, İki Tablo


Turgutreis Yat Limanı'ndan kalkan feribotun güvertesinde duruyorsunuz. Ege'nin o meşhur turkuaz mavisi, sabahın erken saatlerinde henüz uyanmış, önünüzde sessizce uzanıyor. Yaklaşık bir saat sonra Yunan adalarından birine yanaşacaksınız; Kos'a, Leros'a ya da Kalimnos'a. Ve o adalara yaklaşırken bir şeyi fark edeceksiniz: Hiçbir şey bozulmamış. Doğal doku, onlarca yıldır özenle korunmuş; bozulmasına izin verilmemiş. Yeşillikler içinde tepeler, zeytinlikler; beyaz badanalı alçak evler, mavi kepenkli pencereler, herkesin istediği yerde denize girebildiği kıyılar...


Dönüş yolculuğunda ise feribot yavaşça Turgutreis'e yaklaşırken bambaşka bir manzara Sizi karşılıyor… Sıra sıra, kişiliksiz, şekilsiz, renksiz beton bloklar; yüksek duvarlı siteler, kapalı kapılı projeler, havuzlu ama denizden yalıtılmış yaşam alanları. Siz Bodrum'a dönerken Bodrum kendinden uzaklaşmış…


Bu yazı, o geri dönüşün acısından doğdu. 1990'dan bu yana tüm yazlarını, son yıllarda ise yılın belli bölümlerini Bodrum'da geçiren bir Bodrum sever olarak yazıyorum bunları. Bodrum benim için soyut bir turizm destinasyonu değil; bir hafıza, bir his, bir nefes. Ve o nefes, her geçen yıl biraz daha daralıyor.


Karyalılardan Osmanlı'ya: Bodrum Nasıl Bir Yerdi?

Bodrum'un tarihi, insanlık medeniyetinin en katmanlı sayfalarından birini oluşturur. Bugün yarımadanın güneybatı ucunda yer alan bu topraklar, antik çağda Halikarnassos adıyla anılırdı ve Karya krallığının parlayan başkentiydi. Karyalılar; Pers, Helen ve yerel Anadolu kültürlerinin kesişim noktasında, özgün bir medeniyet inşa ettiler. Güçlü bir denizci halk olan Karyalılar için bu yarımada yalnızca bir yerleşim yeri değil, stratejik bir kalkandı: Üç tarafı denizle çevrili bu doğal liman, düşmana kapalı, müttefike açık bir kapı gibiydi.

 

Halikarnasos, MÖ 4. yüzyılda Kral Mausolos döneminde altın çağına ulaştı. Mausolos'un ölümünün ardından karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından yaptırılan anıt mezar, o dönemin mühendislik ve estetik anlayışının doruk noktasıydı ve Antik Dünyanın Yedi Harikası arasına girdi. Bugün yalnızca temeli ve birkaç parçası ayakta olan bu yapı, aynı zamanda modern dillere 'mozole' kelimesini kazandırdı. Bu yapının Bodrum’un kültürel mirasına bıraktığı iz, taşlarından çok daha kalıcıdır. Tıpkı Bodrum Kalesi'nde sergilenen Karya Prensesi'nin binlerce yıla meydan okuyan iskeleti gibi, tarih bu topraklarda bozulmadan, katman katman bugüne ulaşmıştır.


Helenlerin ardından Romalıların, ardından Bizanslıların egemenliğine giren Bodrum, 15. yüzyılda Osmanlı fethiyle yeni bir döneme girdi. Balıkçılığa elverişli, ticaret yollarının üzerinde konumlanan bu yarımada, Osmanlı'nın Ege’deki sembolik sınır noktalarından biri hâline geldi. Kale, balıkçı tekneleri, çarşı ve begonvillerle örülü taş duvarlar; yüzyıllar boyunca birbirinin üzerine yığılan bu mirasın hâlâ görünür izleridir.


Bodrum'un coğrafyası da kaderinin bir parçasıdır. Yarımadanın kendisi, anakaraya ince bir boyunla bağlıdır; neredeyse bir ada gibidir. Rüzgâr, ışık ve deniz burada farklı davranır; Ege'nin hiçbir köşesinde tam olarak aynısını bulamazsınız. Bu özgün iklim; zeytin ve özellikle mandalina yetiştiriciliğine olağanüstü bir zemin sunarken, yüzyıllar boyunca bölgeye özgü bir botanik çeşitlilik de yaratmıştır. Bougainvillea, adaçayı, kekik, zakkum ve yasemin; Bodrum'un rengi ve kokusu bu bitkilerle yazılmıştır. Şimdi o bitkiler de giderek azalıyor. Yerlerini çirkin betonlaşma alıyor…


Bir Adamın Bir Coğrafyayı Dönüştürmesi: Halikarnas Balıkçısı

“Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler.”

— Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı)

 

1925 yılında zorla sürgün edildi Bodrum'a. Bir ceza olarak gönderildi bu yarımadaya; şehirden uzaklaştırılmak, unutturulmak istendi. Adı, Cevat Şakir Kabaağaçlı’ydı. Ama Bodrum ona yapılan en büyük iyiliğe dönüştürdü bu sürgünü. Çünkü Bodrum, Cevat Şakir'i dönüştürdü. Daha doğrusu ikisi birbirini dönüştürdü.


Halikarnas Balıkçısı takma adıyla kaleme aldığı hikâyeler, romanlar ve denemeler; Türk edebiyatının denizle, Ege'yle, balıkçıyla, mitolojik derinlikle kurduğu ilişkinin temel metinleri oldu. O zamana kadar İstanbul merkezli bir entelektüel coğrafyada şekillenen Türk edebiyatı, Halikarnas Balıkçısı'nın kalemiyle Ege'ye açıldı. Bodrum artık yalnızca bir kasaba değil, bir imgeye, bir düşe, bir varoluş biçimine dönüştü.


Halikarnas Balıkçısı’nın en büyük katkılarından biri de Mavi Yolculuk fikridir. 1940'ların ortasında Bodrum'dan kalkan tekneler, koylar boyunca süzülmeye başladı; gemide yazarlar, ressamlar, filozoflar, balıkçılar vardı. Mavi Yolculuk, zamanla yalnızca bir seyahat değil, doğayla, tarihle ve Anadolu’nun kadim mirasıyla kurulan bir düşünce biçimine dönüştü. Bodrum, bu yolculukların çıkış noktası ve ruhu olarak öne çıktı. Bodrum o yıllarda hem entelektüelin hem sanatçının hem de sıradan balıkçının ortak mekânıydı. Sınıf ayrımı değil, denizin eşitliği egemendi orada.


Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'a katkısı yalnızca edebi değil, botanik açıdan da kayda değerdir. Yurt dışından getirttiği tohumları Bodrum’a ekti; o bitkisel zenginliği defalarca yazdı. Kaktüsler, sardunyalar, mimozalar, zakkumlar ve bougainvillea'lar sadece süs değil, yarımadanın kimliğinin ayrılmaz parçaları oldu. Bu bitkiler onun yazılarında neredeyse birer karakter gibi işlev görür; kökleriyle toprağa, renkleriyle Ege güneşine, dirençleriyle bu sarp coğrafyaya ait varlıklardır.


Ancak, bugün o bougainvillea’lar eskisi gibi açmıyor... Halikarnas Balıkçısı bugünleri görse ne yazardı bilmiyorum. Ama mısralarını hatırlıyorum: “Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler.” Şimdi sormak istiyorum: Bodrum da aklını bırakıp gidiyor mu?


Kültürün Müziğe Yansıması

Halikarnas Balıkçısı'nın yarattığı ruh yalnızca edebiyatta değil, müzikte de kendini gösterdi. Bodrum, dinlediğinizde orada olduğunuzu hissettirebilecek kadar güçlü bir kültürel çekim alanıydı. Gündoğarken'den MFÖ'ye uzanan o müzik çizgisi, Bodrum'u yalnızca bir yer olarak değil, bir ruh hâli olarak tanımladı.


O ruh hâli; özgürlük, sadelik, neşe ve huzurdu. İnsanın kendini büyük, karmaşık, gürültülü hayatın dışında hissettiği bir andı Bodrum. O müzik hâlâ çalıyor. Ama Bodrum değişti…


1990'dan Bugüne: Kişisel Bir Tanıklık

1990 yılında bir çocukken, ilk kez gittiğimde Bodrum bana bambaşka bir dünya gibi göründü. Büyük şehrin karmaşasından, betonu ve trafiğinden sıyrılıp gelinen bu yarımada; sıcak, salaş, bonkör ve eşsiz güzellikte bir yerdi. İstediğiniz her yerde denize atlayabilir, sahilde yürürken ayağınızın altında ince kumu hissedebilir, kumsalda satılan sıcak mısırı, taze midyeyi yerken denizden gelen rüzgârla serinleyebilirdiniz. Balıkçı lokantaları denize doğru uzanmış tahta salaş masalarıyla sizi çağırırdı.


O yıllarda da değişim başlamıştı elbette. Dağ tepelerinde villalar yükseliyordu. Biz çocukken büyüklerimizin bu villaları göstererek 'kim alıyor bunları?' diye sordukları konuşmaları hatırlıyorum. Bir hayret vardı o sorunun içinde; hem 'kim bu dağ taşa bu kadar para veriyor' şaşkınlığı; hem de 'bu güzellik, bu kadar insanı kaldırır mı?' kaygısı. Bu soruların yanıtını bugünün Bodrum'u, ne yazık ki çok çarpıcı bir şekilde veriyor.


1990'ların sonunda ve 2000'lerin başında Bodrum değişse de ruhunu kaybetmemişti. Merkez kalabalık, gürültülü ama eğlenceliydi. Halikarnas Disko’nun ışıkları geceleri denize yansırdı. Bodrum Kalesi her sabah güneşle birlikte yeniden güzelleşirdi. Çarşı esnafı tanıdıktı. Bu küçücük kasaba; dünyadan haberi olan ama dünyanın kirine, pasına kapıları kapalı insanlarla doluydu.


Sonra pandemi geldi. Ve her şey hızlandı. Pandemi sonrasında Bodrum'daki proje sayısı patladı. Uzaktan çalışma imkânı bulan üst gelir grubu, İstanbul'dan kaçmak istedi; Bodrum'a sığındı. Yatırımcılar fırsatı gördü. Müteahhitler kolları sıvadı. Yarımadanın dağlık sırtlarında, ormanların arasında, zeytinliklerin üzerinde projeler birer birer yükseldi. Her biri 'özel', her biri 'lüks', her biri 'doğayla iç içe' olduğunu iddia ediyordu. Ve her biri, tam da iddia ettiğini imha ediyordu.


Bugün Bodrum'da evi olan ama denize giremeyen insanlar var. Bunu cümle olarak yazmak bile tuhaf geliyor ama gerçek bu. Projesinin duvarları yüksek, kapısı kilitli, denize erişimi yok ama havuzu var. Havuzda Ege'yi hissedebilir mi ki insan... İstanbul'da yaşayıp denize giremeyen insanlar için hep bir acıma hissi duyardık. Şimdi Bodrum'da da aynı şey oluyor. Bu, yalnızca bir mekânın dönüşümü değil; bir yaşam anlayışının çöküşüdür.


Rakamlar Değil, Belirtiler: Çöküşün Somut Yüzü

Bu çöküşü istatistiklerle anlatmak mümkün; ama daha güçlü olan, gözlemlenebilir belirtiler. Çünkü bir yerin ruhunun gittiğini sayılar değil, hisler söyler önce.


Begonviller Artık Eskisi Gibi Açmıyor; Mandalina Bahçeleri Yok Oluyor

Küçük bir ayrıntı gibi görünebilir ama Bodrum'u bilen biri için bougainvillea yani begonvil; bu yarımadanın simgesidir. Pembe, mor, turuncu, kırmızı; o çılgın renk patlaması, Bodrum'un taş duvarlarından taşar, sokaklara dökülür, fotoğraf karelerini doldururdu. Son yıllarda bu bitkiler giderek solgun, giderek zayıf, giderek az.


Mandalina bahçeleri de aynı kaderi paylaşıyor. Bodrum'a has, Bodrum'a özgü o kokuyu, o tadı başka hiçbir yerde bulamazsınız. Ve her geçen yıl bu bahçelerin bir kısmı daha yok oluyor, yerine duvar örülüyor. Yer altı suları azalıyor. Toprak kuruyor. Bodrum'un mikro-iklimi, artan beton yüzünden değişiyor. Bir bitkinin güçsüzleşmesi, bir bahçenin yok olması tesadüf değil; ekosistemin verdiği büyük ve gecikmiş bir uyarı sinyalidir.


Su Sorunu: Milyonluk Projelere Su Gitmiyor

Bodrum, kronik bir su sıkıntısıyla boğuşuyor. Yarımadanın doğal su kapasitesi, mevcut nüfusu bile zor kaldırıyor; üzerine eklenen binlerce yeni konut, onlarca büyük proje ve yüz binlerce turist baskısıyla bu sıkıntı artık kriz boyutuna ulaştı. İronik olan şu: Milyonlarca dolara satılan projelere yeterli su bağlantısı yapılamıyor. Havuzlu, jakuzili, sonsuzluk havuzlu villalar, su kesintisiyle boğuşuyor. Yer altı suları çekiliyor, kuyu kazan bölge çiftçisi artık yeterli suya ulaşamıyor. Ve güzelim bahçeler, bu su krizinin en sessiz kurbanları arasında yer alıyor.


Orman Yangınları ve Yenilenmeme

Her yaz Bodrum ve çevresi yangın haberleriyle sarsılıyor. Yüzlerce hektar orman, saatler içinde kül oluyor. Bu yangınların bir kısmı iklim krizinin doğal sonucu; ama bir kısmı için başka sorular sorulması gerekiyor. Yanan alanlar tekrar yeşillendiriliyor mu? Büyük ölçüde hayır. Doğa kendini yenileyemeden, o alanlar bir şekilde dönüşüyor. Yanan yerde ağaç değil, proje yükseliyor. Kaybedilen o ağaçlar, çoğu zaman geri gelmiyor…


Altyapı: Kapasiteyi Çoktan Aştık

Bodrum'un yolları bu yük için tasarlanmamış. Kanalizasyon sistemi bu nüfus için yeterli değil. Atık yönetimi bu hacim için hazır değil. Yaz aylarında yarımadanın nüfusu 7-8 katına çıkıyor; ama bu nüfusu taşıyacak altyapı yatırımı gerçekleşmiyor. Yenilenebilir enerji alanında da yeterli adım atılmıyor. Güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyeli devasa olan bu yarımada, hâlâ büyük ölçüde dışarıdan enerji alan bir yapıya mahkûm. Plansız büyümenin bedeli, yaşam kalitesini düşürüyor. Hem yerli halkın hem de buraya gelen herkesin.


Suçlu Kim? Sessiz Kalanlar da

Bu tablo karşısında kolayca birilerini suçlamak mümkün. Ama bu yazının asıl meselesi başka bir yerde duruyor: Bodrum'u sevenler, Bodrum'a gidenler, Bodrum'da tatil yapanlar, Bodrum'a yatırım yapanlar ve tüm bu kötü gidişata rağmen yalnızca konuşup aksiyon almayanlar da bu tablonun parçası.


Her yıl Bodrum'a gidip 'ne oldu buraya' deyip dönmek ama bir sonraki yıl yine gitmek, ormanların ya da tarihi doğal dokuların yerine kurulan projelerin kapısında kuyruğa girmek, sosyal medyada ultra lüks restoranlarda paylaşım yapmak; bu da bir tercih. Ve bu tercih, değişime katkı sağlamıyor. Aksine, bu düzeni besliyor.


Yunan adalarına gidip 'ne kadar güzel korunmuş' diyoruz. Ancak, orada da baskılar vardı, orada da müteahhitler vardı, orada da açgözlülük vardı. Fark, toplumsal irade ve bireysel tepkilerdir. Bir balıkçı köyü sakinlerinin kendi kıyılarına yapılmak istenen projeye kolektif direnişi, o köyü bugün hâlâ güzel yapan şeydir.


Bodrum insanının hâlâ süren bonkörlüğünü ve yardımseverliğini burada ayrıca belirtmek isterim. Gerçek Bodrumlu insanların büyük bölümü, bu kargaşaya rağmen sıcaklıklarını, dayanışmalarını, misafirperverliklerini korumaktadır. Ama bu değerler de tehdit altında. Bir yerin doğal dokusu bozulduğunda, o yerin sosyal dokusu da er ya da geç bozulur. Bodrum'un insani sıcaklığı, şu an hâlâ Bodrum'un doğal güzelliğiyle birlikte yaşıyor, şimdilik… Biri gittiğinde diğeri de gidecek.


Pasif Direniş: Ne Yapabiliriz?

Büyük dönüşümleri genellikle büyük kararlar değil, küçük tercihler yavaşlatır ya da hızlandırır. Bodrum'u seviyorsanız ve bu sevgi yalnızca nostaljik bir duygu olmanın ötesine geçecekse; gündelik tercihlerde bu sevginin izlerini bırakmanız gerekiyor.


Benim için 'pasif direniş' şu anlama geliyor: Doğal dokuyu yok ederek inşa edilen projelerden uzak durmak. Doğal kıyı erişimini kapatan yapılaşmayı desteklememek. Bodrum'u Bodrum yapan küçük esnafı, salaş ama dürüst mekânları tercih etmek. Ultra lüks restoranlar yerine, lokal restoranları tercih etmek. Zaten azalmış olan doğal alanları ziyaret etmek, sosyal medyada bunları paylaşmak; ama bu alanları yok eden yapılara da aynı görünürlüğü vermek, tepkiyle birlikte…


Bence Bodrum'a gittiğinizde şunları yapmadan dönmeyin: Merkezdeki Karadeniz Yunuslar fırınına gidip acıbadem kurabiyesi alın. Metin Çıngıloğlu'nun doğal peynir ve zeytinleri, Özispir fırınının simitleri ve Bodrum semt pazarından aldığınız yeşilliklerle kahvaltınızı yapın. Bitez dondurmacısından aldığınız dondurmayı yerken akşam serinliğinde sahilde yürüyüş yapın. Yazın sahiplenilip sonbaharda sokağa bırakılan o kedi ve köpeklerle vakit geçirin, onları besleyin. Deniz hâlâ temizken Bodrum'un eşsiz koylarında yüzün. Arka Pizza'da Kale'ye karşı pizzanızı yiyin. Mandalina bahçelerinin arasında dolaşın, BDRM'dan Bodrum lokumu ve mandalina kolonyası alın. Bodrum'un tarihi ve doğal alanlarını keşfedin. Korunmaya değer her köşeyi, her koyun, her zeytinliğin, her mandalina bahçesinin fotoğrafını çekin. Belgeleme, en güçlü savunma araçlarından biridir. Yok olmadan önce var olduğunu ispat etmek; yok olduğunda hesap sorabilmek için zorunludur.


Akıllarını Bodrum'da Bırakıp Gidenler

“Senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler.”

— Halikarnas Balıkçısı

 

Bu mısraları her okuduğumda farklı bir şey hissediyorum. Önceleri bunu bir övgü olarak okudum: Bodrum öyle büyülü ki gelen bir parçasını orada bırakıp gidiyor. Bir nesnenin değil, bir duygunun, bir anın, bir serbestliğin orada kaldığını anlatıyor bu. Giden kişi zaten oranın bir parçasını hep taşıyor içinde. Ama şimdi bu mısraları başka türlü de okuyabiliyorum: Gidenler, akıllarının ve kalplerinin bir parçası Bodrum'da kalarak gitti. Ve geride kalan Bodrum; o sahipsiz, o savunmasız, o korunmaz hâliyle kendi kaderine terkedildi.


Başka bir Bodrum yok, gerçekten, başka bir Bodrum yok… Türkiye'nin başka bir kıyısında, dünyanın başka bir köşesinde, Bodrum'un o özgün ışığını, o kokuyu, o iklimi, o tarihi ve o insanı bir arada bulabileceğiniz başka bir yer yok. Bu büyülü yeri korumak, büyütmek, bir sonraki nesle aktarmak hem orada yaşayanların hem de gidip sevenlerin sorumluluğudur.

 

Eski Bodrum’u, Bodrum’un huzurunu arayanlar gidecek başka bir yer arayacaklar ama bulamayacaklar. Çünkü Bodrum, yalnızca bir coğrafya değil; bir anlayışın, bir sadeliğin, bir güzellik algısının ifadesidir. O anlayış yok olduğunda, tüm güzellikler de yok olur. Geriye yalnızca havuzlu siteler, tıkanan yollar ve kimseye ait olmayan bir kıyı şeridi kalır.


Bodrum için köprüden önceki son çıkış. Belki çoktan geçtik o çıkışı ama yine de çevrilebilir direksiyon. Yine de dönülebilir…

Bu yazı; Bodrum'u seven, Bodrum’un bugünkü gidişatından korkan ve Bodrum’a yönelik hâlâ umut sahibi biri tarafından yazılmıştır…


Ergi Şener – Yapay Zeka ve Teknoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Teknoloji Girişimcisi, Akademisyen ve fingate.io CO-CEO’su
Ergi Şener – Yapay Zeka ve Teknoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Teknoloji Girişimcisi, Akademisyen ve fingate.io CO-CEO’su

 

 

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 19 Şub 2025
  • 3 dakikada okunur
2024’ün seyahat karnesi, ilginç verilerle dikkat çekiyor. Yılın en pahalı tek yön uçak bileti, İstanbul-San Francisco rotasında 160 bin TL’ye alıcı bulurken en ucuz uçak bileti 432 TL’ye İstanbul-İzmir uçuşunda satıldı. Feribot yolculuklarında Midilli-Ayvalık hattı öne çıkarken otobüs seyahatlerinde İstanbul-Ankara en popüler rota oldu.


Online seyahat platformu Turna.com, 2024 yılına ilişkin kullanıcı davranışlarını temel alarak hazırladığı seyahat raporunu yayımladı. Uçak, otobüs ve feribot bileti kategorilerinde seyahat alışkanlıklarını analiz eden bu rapora göre, 2024 yılında çiftler daha çok egzotik destinasyonları tercih ederken öğrenciler kültürel çeşitliliği yüksek şehirleri seçti. Yaz aylarında feribot yolculukları popülerliğini korurken otobüs seyahatleri ekonomik bir ulaşım seçeneği olarak her yaştan yolcunun ilgisini çekti.


En Pahalı İç Hat Tek Yön Uçak Bileti 12 bin TL’ye Bodrum-İstanbul

Rapora göre, yılın en pahalı gidiş-dönüş uçak bileti 226 bin TL’ye İstanbul-New York uçuşunda alıcı buldu. En pahalı tek yön dış hat uçak bileti ise İstanbul-San Francisco rotasında 160 bin TL olarak kaydedildi. Dış hatlarda uçak biletlerinin en pahalı olduğu dönemler ağustos ve eylül ayları oldu.


İç hatlarda, en pahalı tek yön uçak bileti 12 bin TL ile Bodrum-İstanbul arasında satılırken en pahalı gidiş-dönüş uçak bileti satışı 15 bin TL ile Ankara-İstanbul rotasında gerçekleşti. İç hatlarda uçak biletlerinin en pahalı olduğu dönemler temmuz ve ağustos oldu.


En Ucuz Uçak Biletleri Ocak, Nisan ve Mayıs Aylarında Satıldı

Verilere göre, yılın en ekonomik uçuşları ocak, nisan ve mayıs aylarında gerçekleşti. Dış hatlarda en ucuz tek yön uçak bileti 829 TL ile Priştine rotasında, en ucuz gidiş-dönüş bileti ise 1.933 TL ile Ankara-Tahran rotasında satıldı. İç hatlarda ise en ucuz tek yön uçak bileti 432 TL ile İstanbul-İzmir arasında, en ekonomik gidiş-dönüş uçak bileti ise 1.043 TL ile Balıkesir-İstanbul arasında alıcı buldu.


Uçak bileti fiyatlarının en ekonomik olduğu dönemler, iç hatlarda nisan ve ocak, dış hatlarda ise ocak ve mayıs ayları olarak belirlendi. Yılın en çok iniş yapılan destinasyonları arasında İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Adana yer alırken yaş ortalaması iç hatlarda 36, dış hatlarda ise 35 olarak kaydedildi.



İç Hatlarda İstanbul, Antalya ve İzmir, Dış Hatlarda Tahran, Bakü ve Bangkok

2024 uçak bileti satış verilerine dayalı olarak hazırlanan raporda, en çok sevilen rotalarda geçtiğimiz yıllardaki yerini koruyan İstanbul, Antalya ve İzmir’in yanına bu yıl Adana da eklendi. Sıralamayı Trabzon ve Bodrum takip etti. Dış hatlarda ise Tahran, Bakü, Bangkok, Üsküp ve Berlin öne çıkan favori şehirler oldu. Düsseldorf ve Belgrad da popüler destinasyonlar arasında yer aldı.


2024’te öğrenciler, iç hatlarda en çok İstanbul, Antalya ve İzmir’e; dış hatlarda ise Düsseldorf, Stuttgart ve Berlin’e uçtu. Çiftler iç hatlarda İzmir, Antalya ve İstanbul’u; dış hatlarda ise Bangkok, Viyana ve Üsküp’ü tercih etti. Çocuklu ailelerin tercihi iç hatlarda İstanbul, Antalya ve Trabzon olurken dış hatlarda en çok Bakü, Berlin ve Düsseldorf’a seyahat ettiler. 65 yaş üzeri yolcular ise iç hatlarda İstanbul, Antalya, İzmir’e dış hatlarda Tahran, Düsseldorf, Üsküp’e uçmayı tercih etti.


Doğu Ekspresi ile Başlayan Maceralar, Uçak Yolculuğuyla Tamamlandı

Son yılların en popüler tren rotaları arasında bulunan Doğu Ekspresi ile Kars’a seyahat eden gezginlerin büyük bir kısmı, dönüşte uçak yolculuğunu tercih etti. 2024 verilerine göre, Kars-İstanbul uçuşları en yoğun dönemini ocak ayında yaşadı. Kış aylarında Kars’ın karla kaplı büyüleyici manzaralarına tanıklık etmek isteyen seyahat severler, bu deneyimi Doğu Ekspresi ile başlatıp uçak yolculuğuyla tamamlamayı seçti.


İç Hatlarda AJet, Dış Hatlarda SunExpress

Rapora göre, iç hat uçuşlarda en çok tercih edilen hava yolları arasında AJet yer aldı. Onu, Pegasus, Türk Hava Yolları ve SunExpress takip etti. Dış hat uçuşlarda ise SunExpress, Pegasus, AJet ve Türk Hava Yolları yolcuların en sık tercih ettiği havayolu firmaları oldu.


Otobüs Yolculuklarında İstanbul - Ankara

2024 verilerine göre; otobüs yolculukları, popülerliğini koruyarak seyahat severler için vazgeçilmez bir seçenek olmaya devam ediyor. 2024’te İstanbul-Ankara, Bursa-İstanbul ve Ankara-İstanbul hatları en çok tercih edilen otobüs yolculuğu rotaları arasında yer aldı. Temmuz, otobüs yolculuklarının en yoğun olduğu ay olarak dikkat çekerken mart ayı bilet fiyatlarının en ucuz olduğu dönem oldu.


Çiftler otobüs yolculuklarında genellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’i tercih ederken 65 yaş üzeri yolcular İstanbul, İzmir ve Antalya’ya seyahat etmeyi tercih etti. Gençler ise ağırlıklı olarak İstanbul-Ankara, Bursa-İstanbul ve İstanbul-İzmir hatlarında seyahat etti.


Feribot Seyahatlerinin Yıldızı Midilli-Ayvalık Hattı

Resmi verilere göre, kapı vizesi uygulamasıyla birlikte 31 Ağustos’a kadar Türkiye’den toplam 372 bin 495 turist Yunan adalarına seyahat etti. 2024 seyahat raporu da feribot yolculuklarının özellikle yaz aylarında popüler olduğunu ortaya koyuyor.


Rapora göre; Midilli-Ayvalık, yıl boyunca en çok tercih edilen feribot rotası oldu. Ağustos, feribot yolculuklarının en yoğun olduğu ay olarak öne çıkarken en avantajlı feribot bileti fiyatları mayıs ayında sunuldu. Çiftler Sakız Adası-Çeşme hattını sıklıkla tercih ederken çocuklu ailelerin favorisi Fethiye-Rodos hattı oldu. 65 yaş üzeri yolcular ise Sakız-Çeşme hattında sıklıkla seyahat etti.

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 7 Ara 2024
  • 2 dakikada okunur
Finlandiya, son yıllarda pek çok insanın hayalini süsleyen ülkelerden biri hâline geldi. Bu İskandinav ülkesinin yalnızca doğasıyla değil aynı zamanda yaşam tarzı ve toplumsal yapısıyla da hayranlık uyandıran pek çok özelliği var.


Instagram’ın popüler sayfalarından “Enteresan Bilgiler” yeni blog yazısında, Finlandiya hakkında daha önce duyulmamış ilginç detayları derledi.


Batmayan Güneş: Gece Yarısı Güneşi

Finlandiya’da özellikle Lapland bölgesinde, yaz aylarında güneş iki ay boyunca hiç batmaz. “Gece Yarısı Güneşi” olarak adlandırılan bu doğa olayı sırasında güneş batacakmış gibi görünür ancak kısa süre sonra tekrar yükselir. Bu benzersiz deneyim, Finlandiya’nın kuzeyinde yaşayanlar için oldukça sıradan olsa da ziyaretçiler için unutulmaz bir anı hâline gelir.



Kuzey Işıkları’nın Büyüsü

Finlandiya’nın Lapland bölgesi, mart ve eylül aylarında çıplak gözle Kuzey Işıkları’nı izlemek için mükemmel bir yerdir. Bu muhteşem doğa olayı, her insanın hayatında bir kez mutlaka deneyimlemesi gereken bir güzellik sunar. Gökyüzünün renklerle dans etmesi, Finlandiya’yı ziyaret edenleri büyülemeye devam ediyor.



Gelire Göre Trafik Cezası

Finlandiya’da trafik cezaları herkes için aynı değil. Ceza miktarı, sürücünün gelirine göre belirleniyor. Düşük gelirli kişilere düşük ceza uygulanırken yüksek gelirli kişilere oldukça yüksek cezalar kesiliyor. Hatta bir hız sınırı ihlali için 200 bin euro para cezası kesildiği bile olmuş.



Herkes için Ücretsiz İnternet

Finlandiya’da internet temel bir insan hakkı olarak kabul ediliyor ve ücretsiz sunuluyor. Ülkede yaşayan herkes, interneti hiçbir ücret ödemeden kullanma hakkına sahip. Teknolojiyi ve dijitalleşmeyi önemseyen Finlandiya, bu alanda dünya çapında örnek gösterilen ülkeler arasında.



Özel Okullar Yok, Eşit Eğitim Var

Finlandiya’da özel okullar bulunmuyor ve eğitim masraflarının tamamı devlet tarafından karşılanıyor. Eğitimde fırsat eşitliğine büyük önem verilen bu ülkede, herkes eşit şartlarda eğitim görüyor. Bu sayede Finlandiya, dünyanın en gelişmiş eğitim sistemlerinden birine sahip.



Anneler için Ücretli Üç Yıl İzin

Devlet, doğumu teşvik etmek amacıyla annelere üç yıl ücretli izin veriyor. Üstelik anne çalışmasa bile üç yıl boyunca maaş ödeniyor, bez ve mama gibi masraflar da karşılanıyor. Finlandiya, aileye verdiği destekle bu alanda da örnek bir ülke olarak öne çıkıyor.



Nokia’nın Memleketi

Teknoloji devi olarak bir döneme damga vuran Nokia, Finlandiya’nın teknoloji dünyasına yaptığı en büyük katkılardan biri olarak hafızalarda yerini aldı.


Finlandiya, sadece doğal güzellikleriyle değil aynı zamanda yaşam standartları, eğitim politikaları ve teknolojik gelişmişliği ile de dikkat çekiyor.

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page