top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 20 May 2024
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 May 2024

Dövize bağlı olarak artan kâğıt ve ham madde fiyatları, basılı eserlerin okunma oranlarının düşmesi, yazar arzının artmasıyla ortaya çıkan kitap yayımlama sürelerinin uzaması gibi sebepler, yayıncılık sektörünü zorlu bir sürece soktu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan e-kitap bir kurtuluş reçetesi gibi görünse de sektördeki sancılar devam ediyor... Sektörün geldiği son noktayı Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu ile konuştuk. İşte yayıncılık sektöründeki son durum:


“Böylesine bir konuya nasıl bir giriş yapmak gerekli ki?” sorusunun dalgalarıyla boğuşurken denizde tanıdık bir isimle karşılaştım: İbrahim Müteferrika. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük pre-modern girişimcilerden biriyle iki lafın belini kırmak fazlasıyla keyifli olabilirdi fakat yüzüne doğru düzgün bakacak cesareti kendimde bulamayışım bir sıkıntının açık bir habercisiydi. Belki de o çok bilindik “Matbaanın ülkeye 270 yıl geç gelmesiyle çağın gerisinde kaldık!” düşüncesinin zihnimdeki yerini temsilen bir utangaçlıktır, bilemiyorum. Durum lafta böyle olsa da gerçekleri ne kadar biliyoruz?

Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu | Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı

Sanal Devrime Kasti Bir Körlük mü Yaşıyoruz?

Tozlanmış raflarımızın suçunu tamamen yüzyıllar öncesinde zamanında gerçekleşmeyen bir atılıma bağlayıp hâlâ etkilerini yaşadığımızı söyleyebilir miyiz, yoksa gözlerimizin önünde gerçekleşmekte olan sanal devrime kasti bir körlük mü yaşıyoruz? Matbaanın 1450’lerde Almanya’da bugünkü bildiğimiz hâliyle ortaya çıkışı ve resmî olarak ülkemize ancak 1720’lerde gelişi üzücü bir hikâye olsa da aradaki neredeyse 300 yıllık süre içerisinde Rum, Ermeni, Yahudi gibi Osmanlı’daki azınlıkların hayata geçirmeye çalıştığı matbaaları görmezden gelmek tarihe ihanet olur. Biz esasında hiçbir şeye geç kalmadık. Aynı yüzyıl içerisinde matbaaya da kavuştuk, kitaplar da bastık, ahaliye de dağıttık; biz oradaydık. Aynen teknolojik gelişme çağında bugün tüm devrimlerle beraber olduğumuz, hepsine tanık olduğumuz gibi. Önemli olan ise her zamanki gibi tutumlarımız ve davranışlarımızdı.


Klasik Yayıncılığa Alternatifler Eklendi

Dünyanın ücra bir köşesinde lastik bir top kendi kendine patladığında alt üst olabilecek kadar kırılgan olan ekonomimiz tabii ki tüm bu tutum ve davranışlarımızı şekillendiren başlıca etken. Ülkemizde yayıncılık sektörünün son yıllardaki en büyük yarasına bir bakmak gerekli: Artan maliyetler. Mürekkebinden kâğıdına, editöründen tasarımcısına kadar onlarca kalem maliyetin devamlı artışı karşısında çözüm arayan bir yığın emekçiyle karşı karşıyayız. Hepsi de birbirine soran gözlerle bakıyorlar. Tüm bu çözüm arayışı, yıllar içinde klasik yayıncılığın yanına yazar destekli yayıncılık ve doğrudan yayıncılık gibi çeşitli alternatifler ekledi. Bunu tamamen maliyetlerin artmasına bağlamak da hata olur; kitabını yayınlatmak isteyen kişi sayısı da her geçen gün inanılmaz bir hızla artış göstermeye devam ediyor. Dünyanın tamamında böyle olmasa da ülkece “yazar arzımız” oldukça artmış durumda.



Çözüm arayan insanlar, kendilerine uygun çözümlerin sunulmadığını gördüklerini zaman dümeni ele alırlar. Doğrudan yayıncılık da esasında böyle bir doğuşa denk geldi. Çok büyük bir yayınevinin bilinen bir yazarı, 200. baskısını yapmış kitabının daha da fazla satabilmesi için yayınevini kapak değişikliği, genişletilmiş baskı gibi “yaratıcı” çözümler için darlarken, ilk eserine oldukça güvenen bir yazar adayı, aynı yayınevine gönderdiği dosyasına gelen ret cevabını okurken sektörün aşılmaz duvarlarına bir yumruk daha indirdi. Yazar adayının o anda aklında iki soru vardı: Kitabımı kendim bastıramaz mıyım? Benim için bu kitabı ücret dahilinde basacak yayınevleri var mıdır?


Yazar adayımız haksız mı? Kurumsal yayınevleri tarafından eseri beğenilse dahi baskı, günümüzde başvuru yoğunluğundan dolayı en az üç yıl sonrasına tarihleniyor. Düşük telifler ve uzun baskı süreçleri karşısında binlerce kişinin arasından sıyrılıp yazdıklarını yayınlatmak için kabul ettirmenin değerini neyle ölçelim? Paha biçilemese de bir pahası var: Üç koca yıl. Peki ya yayınevleri haksız mı? Her gün gelen binlerce eser, yönetimden gelen ticari kaygıyı canlı tutan ikazlar ve ülkenin her yerine sirayet eden liyakatsizliğin bir sonucu olarak yayın takvimine gökten düşüp geri kalanları öteleyen yazarımsılar… Haklı ya da haksızın olmadığı bu savaşı bir tepenin arkasından sessizce izleyen yazar destekli yayıncılık sektörü…


Hepimiz bir şeyler yazıyoruz. Daktilolardan klavyelere geçtiğimizde blog siteleri zamanın parlayan yıldızlarıydı. Devir değişti, şimdiyse yazdıklarımızla koca bir kitabı doldurmaya yetecek miktarda sosyal medya hesabımız var. Her zaman yazmaya devam edeceğiz. Hiç bitmeyecek olan bu istek, yayıncılık sektörünün önünde dağ gibi birikmeye başlayan bir düşünceler curcunası.



Dijital Devrimin Ayak Sesleri

Dijital devrimin ayak seslerini her geçen gün artan bir şekilde duymaya başlasak da yayıncılık sektöründe ve okurlarda bu konuya dair hâlâ küçük bir sağırlık mevcut. Okurlar genel olarak “kitap kokusu” argümanına sığınsalar da dijital bir kütüphaneye sahip olmanın çekiciliğinde tereddüt hâlindeler. Bunun nedenini, günümüzde bir kitabın okunma süresinin, bir kafe masasındaki kahve fincanının yanına konan kitabın fotoğraflanması ve kahve içimi süresine kadar düşmesine bağlıyorum. Şekilciliği en yoğun şekilde damarlarımızda yaşıyoruz ve pek az kişi bunun farkında olsa da bu, elektronik kitap için de çok büyük bir tehdit.


Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu | Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı

Apple, ilk iPhone modelini satışa sunduğunda yıl 2007’ydi. Bundan beş ay sonra ise Amazon ilk kitap okuyucu modeli olan Kindle’ı okurla tanıştırdı. Teknolojik devrimde çok önemli yere sahip olan iki unsurun on yedi yılda geldiği nokta bize çok şey anlatıyor: Biri tam bir dev hâline dönüşüp her cepte bulunurken diğeri hâlâ görünme çabası içinde resmen dileniyor. İkame bir ürün ne kadar kullanışlıysa diğerinin tarihe gömülme şansı o kadar yüksektir. Bugün daktilo kullanan kaç kişi vardır?


Daktilodan şu an için yadigâr kalan tek şey “F” klavye olsa gerek. Kindle da kitapları raftan indirmek için ortaya çıktı fakat hâlâ aşılması gereken fazlaca engel var. Şahsen çok kullanışlı bulsam da aşması gereken ilk engel insanların heves ve kaygıları.


Esasında şimdiye kadar saydığım artan maliyetler, yazar arzı, çözüm arayışı gibi tüm sorunların cevabı belki de burada yatıyordur. Bugün tüketici davranışına baktığımızda, online satın alımların bir kitabevinden kitap satın almaya göre oldukça önde olduğunu görüyoruz. Bu bir adımdır. Yakın bir gelecekte yayınevlerine maliyet olarak büyük avantaj sağlayan e-kitapların giderek kendine daha fazla yer bulacağını öngörmek çok da zor değil. Belki de gün gelecek ve kitapları fiziksel olarak sadece yazara bir tane hediye etmek için basacağız.


Belki dijital kopyasına bir örnek olması ve isteyenlerin incelemesi için yüz tane de çeşitli kitabevlerine birer adet gönderilmek üzere üreteceğiz. Okurların büyük bir çoğunluğu kitabı telefonuna, kitap okuyucusuna indirmek için internetten satın alırken küçük bir kısmı da kitabı incelemek için bir kitabevine gidecek ve beğendiği takdirde kasadan dijital kopyasını cihazına indirmek üzere satın alacak. Belki bu dijital devrimle, düşecek olan kâğıt kullanımına bakarsak ekolojik ve sürdürülebilir bir devrimin de kapısını aralamış olacağız. Çok da uzak bir gelecek değil gibi. Neden olmasın?


Her Eser Biriciktir Özel İlgiyi Hak Eder

Ceres Yayınları olarak raflarımızda toz bırakmamanın yolunu her yazar ve yazar adayı için ayrı ve yenilikçi çözümler üretmekte bulduk. Her eser biriciktir; özel ilgiyi fazlasıyla hak eder. Biz de yıllardır aşina olduğumuz bu yolda birkaç toz tanesinin havamızı bulandırmasına izin vermektense daha rafa konamadan defetmeyi hayal ettik. Hayal etmenin başarmakla olan yakından ilgisine hepimiz aşinayız, değil mi? Profesyonel hayatın aşılmaz dedikleri bariyerleriyle zaman zaman karşılaşsak da duygularımızı kaybetmedikten ve insan kalabildikten sonra hiçbir sorunun aşılamaz olmadığını öğrendik. Yazmak işi, üretmek işi, hayallemek işi; hepsinde varız, var olacağız.


"Bu yazıyı hazırlarken araştırmalarıyla bana destek olan sevgili editörümüz Berker Noyan’a teşekkür ediyorum."


Anadolu Hayat Emeklilik’in düzenlediği, Türkiye’nin kadınlara özel tek fotoğraf yarışması olan ve yoğun bir ilgiyle takip edilen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler”de 2024 yılının kazananları belli oldu. Bu sene, “Hayata Dair” temasıyla 18.’si düzenlenen yarışmada; bin 470 kadın fotoğrafçı arasından “Sarıkamış Anısına” eseriyle Gülseren Boz birinci oldu.

1. Gülseren Boz | Sarıkamış Anısına
1. Gülseren Boz | Sarıkamış Anısına

Anadolu Hayat Emeklilik tarafından her sene geleneksel olarak gerçekleştirilen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının 2024 yılı sonuçları açıklandı. Bin 470 kadın fotoğrafçının, 4 bin 988 fotoğrafının değerlendirildiği yarışmada; “Sarıkamış Anısına” isimli eseriyle Gülseren Boz birinciliğe layık görüldü. “Dokumacı” eseriyle Nilgün Hocaoğlu ikincilik ödülünü, “Labirent” adlı eseriyle Zeliha Begöz üçüncülük ödülünü kazandı. Mansiyon ödüllerinin kazananları ise “Kaos” fotoğrafıyla Elif Canarslan, “Beş Can” fotoğrafıyla Gülçimen Okumuş ve “Odundan Kömüre” fotoğrafıyla Saadet Banu Nazikcan oldu.


2. Nilgün Hocaoğlu | Dokumacı
2. Nilgün Hocaoğlu | Dokumacı

28 Bini Aşkın Kadın Fotoğrafçı Katıldı

TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) danışmanlığında 18 yıldır kesintisiz olarak düzenlenen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” yarışmasına 2007’den bugüne kadar 28 bini aşkın kadın fotoğrafçı, 107 bini aşkın fotoğrafıyla katıldı. Türkiye’nin kadınlara özel tek fotoğraf yarışması olarak her geçen yıl daha fazla ilgi gören “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler”, kadınların sosyo-kültürel ve toplumsal gelişimine katkı sunması bakımından örnek bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak öne çıkıyor. Kadınlar, yarışma aracılığıyla hayata dair bakış açılarını özgürce fotoğraflara yansıtıp kendilerini en iyi şekilde ifade etme imkânı buluyor.


Yarışmanın birincisi 15 bin TL, ikincisi 12 bin 500 TL, üçüncüsü 10 bin TL para ödülünün sahibi oldu. Mansiyon ödülüne layık görülen 3 eserin her biri 4 bin TL ile ödüllendirilirken sergilenmeye hak kazanan 38 eser sahibine ise bin TL’lik para ödülü verildi.


3. Zeliha Begöz | Labirent
3. Zeliha Begöz | Labirent

Seçici Kurul’da Önemli İsimler Yer Aldı

Yarışmanın bu yılki seçici kurulunda; Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güler Ertan, fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Nihal Kafalı, fotoğraf sanatçısı Ali Rıza Akalın ve Anadolu Hayat Emeklilik Kurumsal İletişim Müdürü Tuğba Öcal yer aldı.


Mansiyonlar

Mansiyon - Elif Canarslan | Kaos
Mansiyon - Elif Canarslan | Kaos

Mansiyon - Gülçimen Okumuş | Beş Can
Mansiyon - Saadet Banu Nazikcan | Odundan Kömüre

Mansiyon - Saadet Banu Nazikcan | Odundan Kömüre
Mansiyon - Gülçimen Okumuş | Beş Can
Kadın Gözüyle Hayattan Kareler’24 yarışmasında derece ve sergileme alan fotoğraflara aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. https://bit.ly/ahe_kadingozuylehayattankareler_2024

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 17 May 2024
  • 2 dakikada okunur

Atatürk’ü oynama onuruna erişmiş, onlarca oyun sahnelemiş, nice ödüller almış, binlerce kez sahneye çıkmış “Türk Tiyatrosu’nun Dev Çınarı” Rutkay Aziz’in yarım asrı aşan sanat yaşamı çok özel bir kitapta toplandı. Yazar Barış İnce’nin uzun ve titiz bir hazırlık sürecinin ardından okurların beğenisine sunduğu “Sahnede Yaşamak Rutkay Aziz ile söyleşi” isimli yeni çalışması raflardaki yerini aldı.



Rutkay Aziz’in Hayatına Dair Bilinmeyenler Gün Yüzüne Çıkıyor

İlk kez ne zaman sahne tozunu yuttu? Hocaların hocası Muhsin Ertuğrul ve Ayla Algan tiyatroya bakışını hangi yönde şekillendirdi? Kariyerindeki kırılma noktası ne oldu? Kızı Doğa’nın dünyaya gelişi hayat anlayışını nasıl etkiledi? Çekimser yaklaştığı beyaz perdeye kimlerin zoruyla itildi? Can Yücel, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Zülfü Livaneli gibi üstatlarla yolları ilk nerede kesişti? Can dostu Tarık Akan’ın hayatındaki yeri ve anlamı ne? Atatürk rolü kendisine teklif edildiğinde neden çekindi? Barış İnce sordu, “Tiyatro ölümsüzdür çünkü tiyatro duygularla yaşar,” diyen Rutkay Aziz yanıtladı.


Tiyatro, Sanat ve Hayat Üzerine İlham Verici Bir Çalışma

Farklı kuşaklara seslenmeyi başarmış büyük bir oyuncunun sanat görüşünü anlamamızı ve anlamlandırmamızı sağlayan Sahnede Yaşamak, gençleri edebiyatla gazetecilik arasında bir yerde duran, Yaşar Kemal’in “Bal gibi edebiyattır” şeklinde tanımladığı söyleşi türünün incelikleri ile buluşturmakla kalmıyor aynı zamanda, tiyatroya ilgileri veya yetenekleri olup olmadığını keşfetmeleri için kılavuzluk da ediyor.

   

Ülkemizin Yakın Tarihine Ayna Tutuyor

Duyarlı kişiliği, mükemmel oyunculuğu ve halktan yana duruşuyla ömrünü sahneye adayan Rutkay Aziz’in anılarına ve anlatılarına yer veren bu arşivlik kitap; aile albümlerinden çıkan çok özel fotoğraflar, basında iz bırakan gazete-dergi kupürleri ve koleksiyon değeri taşıyan afiş ve program kitapçıklarıyla renklenerek ülkemizin yakın tarihine ayna tutuyor. Sahnede Yaşamak, sanatla geçen bunca yılda “İyi ki böyle yaşadım” diyen şanslı azınlıktan olan Rutkay Aziz’e karşı beslediğimiz sevgi, saygı ve hayranlığı katlayarak çoğaltacak bir söyleşi kitabı.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page