top of page
  • Yazarın fotoğrafıSeda Küçük

Zenginliğin Başkenti: Lüksemburg

Aynı isme sahip olan ülkenin ve zenginliğin başkenti Lüksemburg, Avrupa’nın en romantik, en masalsı yerleşim yerlerinden biri. Lüksemburg güneyinde Petrusse, kuzeyinde Alzette Nehri ve Orta Çağ’da Franklar tarafından işgal edilen Lüksemburg Kalesi’yle turistler için tam bir masal diyarı.


Doğal bir vadinin içine kurulan şehir, zamanla vadinin içine ve dışına doğru genişlemiştir. Lüksemburg dünyanın en güzel ve bakımlı şehirlerinden birini yansıtır. Şehir yüksek ve alçak olarak iki bölüme ayrılmıştır. Ville Haute denilen bölüm eski kenti, Ville Bass ise nehir kıyısını kapsar. İki şehir arasında ulaşımı sağlayan merdivenler ve asansörler vardır. Şehir aynı zamanda 1995 – 2007 yılları arasında iki kez Avrupa Kültür Başkenti olma özelliğini taşıyan tek şehirdir. Lüksemburg’da Lüksemburgca, Fransızca ve Almanca olmak üzere üç resmi dil vardır. Lüksemburgca günlük hayatta kullanılan bir dil olmasına rağmen yazı dilinde pek kullanılmaz.


Okyanus iklimine sahip olan şehirde her mevsim yağışlı geçmektedir. Nem oranı yüksek, yıllık sıcaklık farkı azdır. Yağışın daha az görüldüğü yaz mevsiminde Lüksemburg’u ziyaret edebilirsiniz fakat her mevsimi ayrı güzel olan Lüksemburg’un ağaçları sonbaharda görülmeye değer. Şehir, ulusal bir mottoya sahip. “Olduğumuz gibi kalmak istiyoruz.” İlk duyduğum zaman ben de siyasi bir şeyler uyandırmıştı. Şimdi ise bu mottoyu çok anlamlı buluyorum. Ne güzel olduğun gibi kalabilmek ya da olduğun gibi görünebilmek.



Tarihçesi

Roma döneminden beri stratejik bir konuma sahip olan şehrin ilk surları 10. yüzyılda inşa edildi. Günümüzde Notre Dame Kilisesi olarak adlandırılan Aziz Nikolas Kilisesi’ne doğru genişleyen şehirde, 12. yüzyılda 5 hektarlık alanı kapsayan duvarların inşasına başlandı. Surların inşası 1340 yılında tamamlandı ve surlar, 1867 yılına dek ayakta kaldı.



Roma yollarının kesiştiği noktada yer alan Lüksemburg’u kuşatmalara karşı güçlü kılmak için Lüksemburg Kalesi inşa edildi. Kale, 16. yüzyıla gelindiğinde, Avrupa’daki en kuvvetli savunma alanlarından biri hâline geldi. 18. yüzyılda savunmalar daha da gelişti ve Lüksemburg’un fethedilemeyeceği düşünülerek “Kuzey’in Cebeli Tarık’ı” olarak anılmaya başlandı. Şehirdeki eski karargâhlar ve surlar hâlâ görülebilir ve bunlar UNESCO Dünya Kültür Mirası Alanıdır.

1443 yılında şehir Burgonya Ordusu tarafından işgal edildi ve 4. Burgonya Krallığı’nın bir parçası hâline geldi. Ardından İspanyol İmparatorluğu ve Avusturya İmparatorluğu da Lüksemburg Şehri’ne ev sahipliği yaptı. Daha sonraki yıllarda şehir birkaç kez daha el değiştirdi. Günümüzde Dükalık ile yönetilen şehir, bu özelliği ile dünyada tektir. Lüksemburg Dükalığı, Benelüks Devletleri’nin çalkantılı geçmişleri boyunca, komşusu olan Belçika, Fransa ve Almanya tarafından işgal edilmekten kurtulabilmiştir.



Aktiviteler

Yüksek kayalıkların ve dik yamaçların üzerine kurulan Lüksemburg’da Notre-Dame Katedrali, Grand Ducal Sarayı, Adolphe Köprüsü ve Bock Casemates mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Şehri daha detaylı keşfetmek isteyenler için güzelliği ile hayranlık uyandıran Büyük Düşes Charlotte Anıtı, büyüleyici bir manzaraya sahip yürüyüş yolu Chemin de la Corniche, diğer güzel alternatifler arasında.


Notre-Dame Cathedral

1613-1621 yılları arasında Belçika’dan gelen din adamları tarafından inşa ettirilen Notre-Dame Cathedral, 20. yüzyılın ilk yarısında genişletilerek günümüzdeki görünümüne kavuşan gotik tarzı, 3 kulesi ve tasarımına eklenen Rönesans mimari ayrıntılarıyla görünümü zenginleştirilen dini yapı alanında ülkenin en büyüğü konumunda. Katedralin en dikkat çekici noktası, tarihi şahsiyetlerin mezarlarının bulunduğu heykeltıraş Lucien Wercollier tarafından yapılan “Politik Mahkûmlar” anıtıdır.


Büyük Dük Sarayı

1572-1795 yılları arasında belediye binası olarak inşa edilen Büyük Dük Sarayı (Grand Ducal Palace), 1817’den sonra Lüksemburg Hükümeti tarafından kullanılmaya başlanmış. 2. Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından işgal edilerek, tavernaya dönüştürülmüştür. İkametgâh olması ve devlet işlerinin yürütülmesi dışında, resmi davetlerin de gerçekleştirildiği saray yılın belirli dönemlerinde rehberli turlar ile gezilebiliyor.



Adolphe Köprüsü

Petrus Nehri üzerinden güvenli geçiş sağlamak için 1900-1903 yılları arasında inşa edilen Köprü, tren garı ile kent merkezini birbirine bağlıyor. 153 metre uzunluğundaki tarihi yapı, ülkenin bağımsızlığını simgeliyor.


Bock Casemates

Yarattığı savunma avantajını fark eden Kont Siegfried tarafından üzerine kale inşa edilen kayalık, içine oyulan tünellerle birlikte yıllarca şehri düşman akınlarından korumuş. Tepenin altında bulunan galerileri ve tünelleri gezdikten sonra üst kısmına çıkıp, Petrus Vadisi’nin eşsiz manzarasını seyredebilirsiniz.


Lüksemburg’taki ana meydanda düzenlenen yılbaşı panayırı hem yerel halkın hem de turistlerin oldukça ilgisini çekiyor.


Kaçırılmaması Gerekenler

  • 2. Dünya Savaşı komutanı Amerikalı George S. Patton’un Amerikan Askeri Şehitliği’ndeki mezarı,

  • Eğer yeterince zamanınız varsa modern Avrupa Adalet Sarayı,

  • Haftada iki kez William Meydanı’nda kurulan yiyecek pazarı ve ayın ikinci ve dördüncü cumartesi gününde Place d’Armes’da kurulan bit pazarı,

  • Büyük Glacis Meydanı’nda ağustos ayının sonundan Eylül’ün ortalarına kadar kökeni 4. yüzyıla dayanan geleneksel gezici halk panayırı,

  • Paskalya zamanı,

  • Petrusse Vadisi boyunca uzanan tarihi şehir merkezinin eski yapıları ve tarihi atmosferi,

  • 2200 şarabıyla Guiness rekorlar kitabına giren Chiggeri Restoranı.



Mutfak

Lüksemburg çok uluslu bir kent olduğundan dünyanın bütün mutfaklarına ait restoranları burada bulabilirsiniz. Mutfağında alabalık, turna ve kerevit gibi tatlı su canlıları oldukça fazla kullanılır. Yemeklerin ana malzemesi patates, jambon, fasulye, lahana, soğan ve diğer kök bitkilerdir. Zengin füme et ve sosis çeşitleriyle ünlü olan şehir çikolatalarıyla da çok meşhurdur.


Bouneschlupp | Lüksemburg’un en popüler çorbasıdır. Lüksemburg’da çorbaların içinde bol bol minik sebze parçaları ve etler görebilirsiniz. Bizim alıştığımız tarzda çorbaları Avrupa’da bulmak biraz zor. Ama bu güzel çorbayı gitmişken deneyimleyebilirsiniz.

Paschtéitor bouchée à la reine | Milföy hamurundan yapılıyor. Milföy hamurunun arasına, tavuk eti, mantar ve beşamel sos eklenerek pişiriliyor ve fırına verilerek hamurun kabarması bekleniyor.

Écrevisses à la luxembourgeoise | Lüksemburg mutfağında bolca kerevit görebilirsiniz. Écrevisses à la luxembourgeoise, tatlı su ıstakozundan oluşuyor. Üzerinde domatesli bir sosun gezdirildiği bu yemek özellikle şık restoranlarda tercih edilen yöresel yemeklerden biri.



Ulaşım

Türkiye’den Lüksemburg- Findel Uluslararası Havalimanı’na direkt uçuşlar bulunmakta. Şehir merkezinden yalnızca 6 km. uzakta olan havalimanından şehre otobüs ya da trenle kolayca ulaşabilirsiniz.


Comments


bottom of page