top of page
Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
Özge Zeki
4 Eyl 2023
2 dakikada okunur
Moda fotoğrafçılığında minimalizm ve doğallık yükselişte. İddialı çekimleriyle öne çıkan fotoğraf sanatçısı Yunus Emre Çetin ile bu trendin moda markalarına yansımasını konuştuk.


Moda fotoğrafçısı olarak tarzınızı nasıl özetlersiniz?

Çabuk tüketilir görseller yerine, yıllarca kullanılabilecek kalitede, çalıştığım markayı ileri taşıyacak özellikte, ikonik görseller üretmeye özen gösteriyorum. Teknik olarak da çalışmalarımda genellikle doğal ışık kullanıyorum. Çekimlerimi doğada ya da bir mekânda çekmeyi tercih ederim. Eğer müşteri ya da ajans toplantısında bu konularda karar bana aitse, stüdyo, set ve yapay ışıkları kullanmamayı tercih ediyorum.



Yunus Emre Çetin | Fotoğraf Sanatçısı
Yunus Emre Çetin | Fotoğraf Sanatçısı

Sizi diğer moda fotoğrafçılarından farklı kılan nedir?

Ben çekimlerimde özgün tarzımı yansıtmaya özen gösteriyorum. Beni farklı kılan iki önemli şey var; ilki sanatsal ve mesleki açıdan zihnimi çok çeşitli kaynaklardan besliyorum. Filmler, diziler, kitaplar, dergiler, seyahatlerim, sanat eserleri ve önemli sanatçılara ait uluslararası çalışmalar. Bu kaynaklardan yalnızca birkaçı. Örneğin; herkes bir dizi veya filmde konuya odaklanırken ben fotoğrafik dile, ışık ve renk kullanımına odaklanıyorum. Bu özelliğim sayesinde bilinçaltım tüm bu kaynakları iyice özümsedikten sonra bunu bir şekilde harmanlayıp işime yansıtıyor. İkincisi ise işi; çekim öncesi, çekim günü ve çekim sonrası olarak kısımlara ayırıp her aşaması için ayrı bir çalışma yapıyorum. İşimi uluslararası standartlarda, tam ciddiyet ve özen içeren kurumsal zihniyetle yapıyorum.



Dünyada moda çekimlerinde yapay ışıktan uzak, doğal ve minimalist kareler yükselişte. Sizin de çekimlerinizde doğallık ve zarafet hep ön planda. Sizce bu trend moda markalarının kampanya karelerine nasıl yansıyacak?

Gelişen teknoloji ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle hem çok hızlı görsel üretmeye hem de üretilen görselleri çok çabuk tüketmeye başladık. Bu da beraberinde yoğun dijital düzenlemeleri, yapay zekâ destekli dev ekranlar ile gerçek mekânda çekiliyor algısı yaratan Hollywood teknolojisini ve stüdyoya hapsolmuş sahte bir gerçekliği getirdi. İyi saç ve makyaj yapmak, iyi mekân bulmak, doğal ışığı iyi değerlendirmek, iyi fotoğraf çekmek gibi yetenek ve zaman gerektiren işler yerini teknolojik imkânlara, dijital ekipmanlara ve bilgisayar başındaki düzenlemelere bıraktı. Bu noktada ben de fotoğrafın ve fotoğrafçılığın özünün korunması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak fotoğrafta doğal ışık ve doğal mekânların kullanılmasını, retouch aşamasında ise dijital manipülasyondan uzak, kusurların mümkün olduğunca doğal bir şekilde, minimum dijital müdahale ile kapatılmasını savunan doğallık trendine yöneldim. Fikrin özünde fotoğrafın gerçeği yansıtması gerektiği, sade ve doğal bir dili olması gerektiği var. Nitekim yurt içinde ve yurt dışında da artık bu konuda adımlar atılmaya başlandı. Norveç’te kabul edilen sosyal medya yasası da bu durumun somut bir ispatı oldu. Yasaya göre artık paylaşılan bir fotoğrafta Photoshop yapıldığını belirtmemek suç sayılacak. Bu gelişmeyi minimalizm ve doğala geçiş fikri adına atılan olumlu bir adım olarak görüyorum.



“Yurt dışında ofis açarak uluslararası alanda tanınırlığımı artırmak, farklı coğrafyalarda önemli projelere imza atmak istiyorum. Şimdilik fizibilite aşamasındayım ancak yakın gelecekte bu konuda girişimlerde bulunabilirim.”



Tasarımcı Dilayla Kopuz’u “kendi” (IM)perfectionists markasıyla sunduğu kenevir bazlı sweatshirt’leri ve kaplan işleme detayıyla tanıdık. Tasarımlarında sürdürülebilirliği merkeze alan Dilayla Kopuz ile yeni tişörtlerini ve projelerini konuştuk.


Imperfectionists markanızı kenevir bazlı sweashirt’lerinizle tanıdık, tişört yapmaya sizi ne yöneltti?

Kenevir sweatshirt’lerimiz ve kenevir bazlı her şeyle tanındığımız doğru ve hedefimiz, sürdürülebilirlik denince akla gelen ilk marka olmak Türkiye pazarında. Sezonsuzluk vizyonumuzu da bu noktada taşıyabilecek en hit parçalar arasında tişörtler bulunuyor ve gene cinsiyetsiz/unisex kalıplar konusundaki uzmanlığımızı rahatlıkla yansıtabildik.


Tişörtün arkasındaki işleme detayından bahseder misiniz? Kumaşın özelliği nedir, unisex mi her tasarım?

Markamızın her tasarımı cinsiyetsiz/unisex’dir. Uzun ömürlü kullanımı ve premium kaliteyi hedeflediğimiz için baskı yerine nakış tercih ediyoruz her ürünümüzde. Kumaş içeriğimiz ise yüzde 100 pamuk ve etiketinde bulunan karekodu okuttuğunuz zaman aşama aşama tasarımı kim yapmış hangi süreçlerden geçmiş görebiliyorsunuz. Etik ve yerli üretim bizim için çok değerli. Kendi logomuz yerine kullanmayı tercih ettiğimiz kaplan çizimimizi de tabii ki tasarımlarımıza koymadan geçemiyoruz. Kişinin içindeki mental ve fiziksel gücü yansıtıyor kaplanımız.


Hangi renkleri mevcut ve hangileri yoğun talep görüyor?

Siyah, beyaz gibi renklerimiz daimi renkler arasında ama ayrıca sınırlı sayıda çalıştığımız, leylak magenta gibi limited edition renklerimiz de var adedi sınırlayarak bir tasarımı kişiye özelleştirmeyi çok seviyorum.


Markaya hangi noktalardan ve web adreslerinden ulaşılabiliyor?

Türkiye için kendi sitemiz şu an yapılıyor ama gene de Danimarka sitemizden veya Instagram üzerinden bize ulaşabilirler. Tabii ki Türkiye’deki 17 adet concept store mağazalarımızdan da.


Yurtdışında hangi noktalarda ürünleriniz satılıyor? Hangi ürünler daha çok ilgi görüyor?

Stockholm ve Londra’da bulunuyoruz. Stockholm kenevir bazlı sweatshirt’lerde en iyi performans veren mağazamız olurken Londra, eriyince el kremi olan vegan mumlar ve tshirtler konusunda yüksek performans sağlıyor. Londra’da beraber çalıştığımız Marquise Cafe’ye özel kahve kokulu mumlar bile yaptık. Yakında da Amsterdam’da olacağız kenevir çoraplarımızla beraber.



Tişörtlerin sürdürülebilirlik anlamında özellikleri neler?

Tshirtlerimiz de gene yüzde 100 doğal materyalden üretiliyor, hiçbir şekilde sentetik kumaş kullanmıyoruz.



Koleksiyon çeşitlenecek mi, projeleriniz neler?

Koleksiyonumuzun 7 farklı ürün skalası var: Doğal Tshirtler, Cinsiyetsiz Şortlar, Tote Çanta, yüzde 100 pamuk Market Çantası, Kenevir Çorap, eriyince el kremi olan Mum ve Kenevir Sweatshirtler. Yosunla ilgili birkaç fikrim var ama henüz açıklayamayacağım, hazır olduğumuzda sunacağım.

Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
Seda Küçük
2 Eyl 2023
2 dakikada okunur
Fimo hamuru yani polimer kil ile yapılmış takılar, son yıllarda gittikçe popüler olmaya başladı. Görünüm olarak oyun hamuruna benzeyen polimer hamuru aslında çok yönlü bir hobi  Jewelerymalzemesidir. Renk seçeneğinin zengin oluşu polimer kilden yapılan takıları daha da özel kılıyor. Parlak ve canlı renkleriyle kendinize zarafet dolu kombinler hazırlayabilirsiniz. Hafif, dayanıklı ve birbirinden şık tasarımlarıyla bu takılara bayılacaksınız. Yazı canlı renklerle karşılayan Claytale Jewelery’in kurucusu Simay Kılıç ile sizler için marka yolculuğunu ve gelecek planlarını konuştuk.


Sizi tanıyabilir miyiz?

İstanbul’da doğup büyüdüm. Üniversite eğitimimi de İstanbul’da tamamladım. Elektrik- Elektronik mühendisiyim ve İşletme Yüksek Lisansı yaptım. 2013 yılından beri aile şirketimizde çalışıyorum.


Simay Kılıç | Claytale Jewelery Kurucusu
Simay Kılıç | Claytale Jewelery Kurucusu

Bu işe nasıl yöneldiniz?

Çocukluğumdan beri görsel sanatlara ilgim ve yeteneğim vardı. Renk uyumları, renk kompozisyonları her zaman ilgimi çekti. Moda ile de yakından ilgilendiğim için giyimimi tamamlayan aksesuar olarak küpeyi hep öncelikli tuttum. Bu işe girmeden önce küpelerin hep değerli veya imitasyon metaller ve taşlarla sınırlı kaldığı dikkatimi çekti. Giydiğimiz kıyafetlerle çok daha uyumlu olabilecek, daha sınırsız tasarımlar neden olmasın diye düşündüm. Sonuç olarak, değerli taş ve metallerden çok daha ekonomik, imitasyon takılara göre çok daha doğal materyallerden elde edilmiş küpeler tasarlamaya başladım.


Markanızın kuruluş hikâyesini paylaşır mısınız?

Her kadın gibi ben de internet alışverişlerine çok düşkünüm. Genelde ilgilendiğim ürünler de aksesuarlar ve özellikle küpelerdi. Sosyal medyadan da bu tür ürünleri incelemeye başlayınca dünyadaki trendleri yakından görme şansım oldu. Hem tasarımların özgür olması hem el yapımı olması hem de hesaplı olması nedeniyle dünyada polimer kil küpelere büyük bir ilgi oluştuğunu fark ettim. Bu gözlemlerimi tasarımlarıma taşımaya ve ürünlerimi öncelikle Türkiye sonrasında ise ABD ve Kanada’ya sunmaya karar verdim.



Markanızın ismi nasıl doğdu?

Ürünlerimi yurtdışına da sunacağım için İngilizce bir isim tercih etmeliydim. Marka isminin ne olacağı konusu başlarda zihnimi hep meşgul etti. Uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeyi sonunda yapmaya başlamak bana kendi masalımı yaşıyorum hissi verdi. Bu nedenle marka adımı da Türkçesi “Kilden Masallar” olan “Clay Tale” yapmaya karar verdim.




BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page