top of page
  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 26 Mar
  • 3 dakikada okunur
Günümüzde ebeveynlerin büyük bir bölümü, çocuklarının mutluluğu konusunda derin bir endişe yaşıyor. Akademik başarı, sosyal uyum, yeteneklerin geliştirilmesi ve geleceğe hazırlanma çabası, ebeveynlik sürecini her geçen gün daha karmaşık bir hâle getiriyor. Tüm bu başlıkların ortasında ise tek ve temel bir soru öne çıkıyor: Mutlu çocuk yetiştirmek gerçekten mümkün mü?


Dr. Büşra Kumru, modern dünyanın hızla değişen dinamiklerinin ebeveynlik üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek çocuk yetiştirme kaygısının günümüz ebeveynleri için kaçınılmaz bir duygu hâline geldiğini belirterek şunları söyledi:


Ebeveynlerin Sorumluluğu Fazla

“Günlük hayatın sorunlarıyla baş etmeye çalışan ebeveynler, aynı zamanda çocuklarının duygusal, sosyal ve akademik gelişiminden de sorumlu olmanın yükünü taşıyor.


Güncel Veriler Endişe Veriyor

Araştırmalar, mutlu çocuk yetiştirmenin pek çok aile için giderek zorlaştığını ortaya koyuyor. Oxford Üniversitesi ve Birleşmiş Milletler iş birliğiyle hazırlanan mutluluk endeksinde Türkiye’nin 94. sırada yer alması, toplum genelindeki iyi oluş düzeyine dair önemli bir gösterge sunuyor. UNICEF tarafından yürütülen Çocuk Araştırması raporuna göre ise Türkiye’de çocukların üçte biri mutlu olmadıklarını ifade ediyorlar.


Çok Katmanlı Bir Yapı

Bu veriler, çocuk mutluluğunun bireysel ebeveynlik çabalarının ötesinde, çok katmanlı bir yapıdan beslendiğini gösteriyor. Sosyoekonomik koşullar, eğitim sistemi, aile içi ilişkiler, dijitalleşme ve sosyal çevre gibi birçok faktör çocukların duygusal dünyasını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle “mutlu çocuk” kavramı, yalnızca neşeli ve sorunsuz bir çocuklukla sınırlı kalmıyor.


Çocuklar Güvende Hissetmek İstiyor

Çocuklar için mutluluk; yalnızca iyi hissetmekten ibaret değil. Düşük stres düzeyi, duygularını tanıyabilme ve düzenleyebilme becerisi, psikolojik dayanıklılık ve güvenli ilişkiler bu iyilik hâlinin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Özellikle aile ve akran ilişkilerinin güvenli ve destekleyici olması, çocukların kendilerini güvende hissetmelerinde kritik bir rol oynuyor.


Duygusal Dünyaları Daha Yoğun

Çocukların duygusal dünyası yetişkinlere kıyasla daha yoğun ve değişken. Bu durum çoğu zaman yanlış yorumlanıyor. Çocukların kaygı, korku ya da hayal kırıklığı gibi duyguları güçlü tepkilerle ifade etmeleri gelişimsel olarak doğal kabul ediliyor.



Çocuğun Gözünden Bakabilmek

Ebeveynler, zorlayıcı anlarda sıklıkla kendi çocukluklarından öğrendikleri tepkilere geri dönüyor. Bu “otomatik pilot” yaklaşımı çoğu zaman krizi yatıştırmak yerine derinleştiriyor.Oysa çocuk mutluluğuna giden yolda en önemli adımlardan biri, çocuğun bulunduğu gelişimsel noktayı anlamak ve olaylara onun gözünden bakabilmek.


Kriz Anında Durup Düşünün

Çocuklar, sınırlı kelime dağarcıkları ve henüz gelişmekte olan duygu düzenleme becerileri nedeniyle kendilerini büyük duygusal tepkilerle ifade edebiliyor. Bu durum, çoğu zaman ebeveynler tarafından ‘abartılı’ ya da ‘uygunsuz’ olarak değerlendirilse de çocuk için son derece gerçek ve yoğun bir deneyimi temsil ediyor. Kriz anlarında ebeveynin durup düşünmesi ve çocuğun hissettiği duyguyu anlamaya çalışması, çocuk için güven duygusunu pekiştiriyor.


Ebeveynlerini Rol Model Alıyorlar

Çocuklar, dünyayı anlamlandırırken büyük ölçüde ebeveynlerinin tutum ve tepkilerini model alıyor. Sürekli şikâyet eden, olumsuzluklara odaklanan ya da stresli bir ebeveyn tutumu, çocukların da olaylara benzer bir bakış açısıyla yaklaşmasına neden olabiliyor. Bu durum uzun vadede çocukların duygusal dayanıklılığını zayıflatabiliyor.


Erken Yaşta Öğretmek Önemli

Oysa hayatın iniş ve çıkışlardan oluştuğunu çocuklara erken yaşta öğretmek, onların zorluklarla baş etme becerilerini güçlendiriyor. Olumsuzlukları yok saymadan, aynı zamanda olumlu yanları ve elde olanları fark edebilmek, çocukların duygusal esnekliğini artırıyor. Perspektifi yeniden çerçeveleme becerisi, çocuk mutluluğunun önemli yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor.


Kesintisiz Aile Zamanının Gücü

Günümüz ebeveynliğinde sıkça karşılaşılan zorluklardan biri de birlikte geçirilen zamanın niteliği. Telefonlar, tabletler ve arka planda açık televizyonlar, aile içi etkileşimi fark edilmeden kesintiye uğratabiliyor. Oysa teknoloji olmadan geçirilen kısa ama kaliteli zaman dilimleri, çocukların kendilerini görülmüş ve değerli hissetmeleri açısından büyük önem taşıyor. Kesintisiz aile zamanı; yalnızca oyun ya da özel etkinliklerle sınırlı olmak zorunda değil. Birlikte yemek hazırlamak, günün nasıl geçtiğini konuşmak ya da gelecek planları hakkında sohbet etmek de bu bağın güçlenmesine katkı sağlıyor. Ayrıca büyük aileyle ya da akran gruplarıyla bir araya gelmek, özellikle erken çocukluk döneminde sosyal gelişimi destekleyerek mutluluk ve düşük kaygı düzeyi ile ilişkilendiriliyor.


Mükemmel Değil, Güvende Çocuklar

Mutlu çocuk yetiştirme hedefi, kusursuz ebeveynlik beklentisiyle karıştırılmamalı. Çocukların her zaman mutlu, neşeli ve sorunsuz olmaları gerçekçi bir beklenti değil. Asıl önemli olan, çocukların zor duygularını da güvenle yaşayabildikleri, anlaşıldıklarını hissettikleri ve destek gördükleri bir ortamda büyümeleri.


Mutluluk, sürekli iyi hissetmek değildir. Çocukların üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı gibi duygularla baş edebilmeyi öğrenmeleri, uzun vadeli psikolojik iyi oluş için en az neşe kadar önemlidir. Ebeveynlere mükemmel olmaktan ziyade duygusal olarak erişilebilir olmalarını öneriyorum.

Dr. Büşra Kumru
Dr. Büşra Kumru

Dr. Büşra Kumru kimdir?

Dr. Büşra Kumru, erken çocukluk döneminde (0–6 yaş) çocukların gelişimi, aile–çocuk etkileşimi ve okul öncesi eğitim alanlarında çalışan bir akademisyendir. Bilimsel bilgiyi günlük ebeveynlik ve eğitim pratiklerine dönüştürerek erken çocukluk alanında aileler ve eğitimciler için rehberlik eder. Özellikle çocuklar ve dijital dünya, nitelikli okul öncesi eğitim, oyun ve doğa temelli öğrenme ve çocuğun iyi olma hâli konularında uzmanlaşmıştır. Doktora eğitimini University of Edinburgh’da tamamlayan Dr. Kumru, ulusal ve uluslararası yayınlarıyla erken çocukluk alanındaki güncel tartışmalara katkı sunmakta; aileler, eğitimciler ve kurumlar için rehberlik edici içerikler üretmektedir.

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 24 Eyl 2025
  • 2 dakikada okunur
Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte internet, çocukların hayatında vazgeçilmez bir yer edindi. Ancak bu dijital dönüşüm, beraberinde ciddi riskler getiriyor. Uzmanlar, internetin bilinçsiz kullanımıyla çocukların fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimlerinin olumsuz etkilendiği konusunda uyarılarda bulunuyor.


Araştırmalar, çocukların interneti çoğunlukla eğlence ve oyun amaçlı kullandığını, bu süreçte ise yaşlarına uygun olmayan içeriklerle sıkça karşılaştıklarını ortaya koyuyor. Özellikle cinsellik ve şiddet içeren yayınlara ulaşımın kolay olması, çocukların psikolojik yapısında derin izler bırakabiliyor.


Bunun yanı sıra internet başında uzun süre vakit geçirilmesi aile içi iletişimi zayıflatıyor, ders başarısını düşürüyor ve sosyal ilişkileri sekteye uğratıyor.


İnternet bağımlılığı, dikkat dağınıklığı, dürtü kontrolü zayıflığı ve fiziksel hareketsizlik gibi sorunlar giderek artış gösteriyor. Ayrıca çocuklar, tanımadıkları kişilerle çevrim içi ortamlarda iletişim kuruyor. Bu durum da siber zorbalık ve çevrim içi istismar riskini artırıyor.



Çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı başlıca tehlikeler şunlardır:


  • İnternet ve ekran bağımlılığı

  • Yaşlarına uygun olmayan içeriklere maruz kalma

  • Siber zorbalık ve çevrim içi taciz

  • Aile ilişkilerinde bozulma

  • Sosyal hayattan kopma

  • Fiziksel sağlık sorunları (göz bozuklukları, obezite, duruş problemleri)

  • Duygusal gelişimde gerileme ve öfke kontrolü sorunları


Uzmanlar, çocukların bu risklerden korunabilmesi için ailelerin bilinçli ve yönlendirici bir tutum sergilemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Önleyici önlemler; çocukların interneti güvenli, dengeli ve amacına uygun bir şekilde kullanmasını sağlayabilir.



Çocukların dijital güvenliğini artırmak adına alınması gereken temel önlemler şu şekilde sıralanmaktadır:


  • Evde internet kullanımına ilişkin açık ve net kurallar belirlenmeli.

  • Bilgisayar ve tablet gibi cihazlar ortak alanlarda bulundurulmalı.

  • İnternet geçmişi düzenli olarak kontrol edilmeli.

  • Sosyal medya kullanımına yaş sınırları dikkate alınarak izin verilmeli.

  • Tanımadıkları kişilerle çevrim içi iletişim kurmaları engellenmeli.

  • Çocuklara siber zorbalık konusunda bilgi verilmeli ve karşılaştıklarında bunu bildirmeleri sağlanmalı.

  • Çevrim içi ortamda da gerçek hayattaki gibi saygılı davranmaları gerektiği öğretilmeli.

  • İnternet kullanımı tamamen yasaklanmak yerine sınırlandırılmalı.

  • Çocukların sanal dünya dışında zaman geçirebilecekleri sosyal, sportif ve kültürel etkinliklere yönlendirilmesi sağlanmalı.


Çocukların interneti güvenli şekilde kullanabilmesi ancak bilinçli ebeveynlik ve sağlıklı dijital rehberlik ile mümkündür. Teknolojiyi dışlamak değil, doğru kullanmayı öğretmek esastır. Aile içi farkındalık ve bilinç, çocukların dijital dünyada güvenle yol almasının temel anahtarıdır.

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 16 Şub 2025
  • 3 dakikada okunur
Sömestir tatili geldiğinde her ne kadar çocukları ve gençleri tatil heyecanı sarmış olsa da kimi ailelerde karne gerginliği yaşanabiliyor. Sömestir, bazı çocuklara göre tatil ve eğlence iken bazılarına göre ise yaşanan sınav ve not stresi sonrası ailelerle yüzleşme olabiliyor. İlkokul çağındaki çocukların okula başladıklarında adaptasyon sorunları yaşamamaları için
uygun bir tatil programı oluşturulması önemli. Ortaokul ve lise çağındaki çocuklar için ise ilerde kaygı ve özgüven eksikliği gibi sorunlara yol açabilecek duyguların önüne geçilmesi
büyük önem taşıyor.


Sömestir tatili için ebeveyn tutumlarının önemine değinen Psikolog Buse Başakgil, çocuk ile anne-baba arasındaki iletişim kopukluklarının çocuğun ailesinden uzaklaşarak dış çevreye yönelmesine neden olacağını vurguluyor.


Psikolog Buse Başakgil ebeveynleri uyararak şunları söyledi: “Çocuğunuzun karnesini başka karneler ile kıyaslamayın. Akranları ile kıyaslanmak, arkadaşlarının kendisinden daha iyi olduğuna vurgu yapmak, başarısızlıkla suçlamak; çocuğunuzda kaygı, yetersizlik, özgüven eksikliği ve hatta değersizlik duygusuna yol açar. Bu nedenle karne notlarını değerlendirirken öncelikle karnedeki olumlu yönlere vurgu yapın. Bu durum, onun özgüveninin artmasına, başarı duygusunun pekişmesine zemin hazırlar. Olumlu yönleri vurguladıktan sonra çocuğunuzun kendini ifade etmesine de fırsat vererek başarısızlıklar üzerinde durmak, bu durumun nedenlerini birlikte, suçlayıcı ve yargılayıcı dil kullanmadan değerlendirmek gerekir. Bu nedenle esasında sömestir, başarısız olunan derslerin desteklenmesi ve telafisi için bulunmaz bir fırsattır.



Çocuğunuz Hayattan ve Sizden Kopma Duygusu ile Tanışmasın

Başarısızlık geçici bir durumdur. Karnedeki notların çocuğun kimliğine ait bir özellikmiş gibi yaftalanmasının ve ‘Sen tembelsin, yaramazsın, aklın beş karış havada! Bu gidişle ikinci dönemde sınıfı geçemezsin, bu kadar çalışmayla başarılı olamazsın’ gibi söylemlerden kesinlikle uzak durulması gerekiyor.


Örneklerle belirttiğimiz bu tip cümleler çocukta ‘Ben hiçbir işe yaramıyorum, hep başarısızım ve öyle kalacağım’ algısına sebep olup kaygıyı arttırır, çocuğun özgüvenini azaltır. Çocuk bir alanda başarısız ise ilgi alanları değerlendirilip iyileştirmeye yönelik neler yapılacağına bakılması gerekiyor. Geçmiş yıllarda ailesinin tepkisi nedeniyle karne yüzünden intiharlar gündeme gelmişti. Kırık karne notları yoğun kaygı ve cezalandırma korkusu ile birleşerek yaşama son verme girişimine neden olabilir. Çocukların aldıkları karne ve sınav notları maalesef onların değerlerini belirleyen bir ölçüt hâline geldi. Bu nedenle çocuklar başarısız olduklarında kendilerini aynı zamanda değersiz hissediyorlar ve bu durum sadece o dönemle kısıtlı kalmıyor. Geleceğe yönelik umutsuzluk, ‘ben yeterince akıllı değilim, çalışkan değilim’ gibi düşünceleri yaratıyor. Kişinin kendine duyduğu değer ve saygıda düşme oluyor. Bu da bazen, çocuğun kendine zarar verici davranışlara başvurmasına neden olabiliyor.



Pahalı Hediye, Öğrenme ve Gelişme Hedefinde Sapmaya Neden Oluyor

Okul dönemi çocuk ve gençler için hediye seçiminde daima öncelik sözlü ödül olmalı, daha sonra ise çocuğun istediği, yaşı ve sınıfı ile uyumlu bir maddi ödül olabilir.


Maddi ödülün değerinden çok, sembolik anlamı önemlidir. Özellikle ilkokul seviyesinde olan çocuklar için karmaşık olmayan basit oyuncaklar, boya kalemleri, top, bisiklet, giysi, doğa tatili, sinema ve müze gezileri olabilir. Karne hediyesi olarak bilgisayar, çok pahalı oyuncaklar, değerli takı, cep telefonu, evcil hayvan alımını önermiyoruz. Çocuk ders notlarının yüksek olduğunda pahalı bir hediye ile ödüllendirildiğinde çocuğun birincil hedefi öğrenmek ve gelişmekten çok ödüle ulaşmak olacaktır. Dolayısıyla anne ve baba ile çocuk arasında yapılan hediye anlaşması ya da pazarlığının, öğrenme ve okul başarısına hiçbir katkısı olmayacaktır.



Buse Başakgil | Psikolog
Buse Başakgil | Psikolog

Ebeveynlerin Kötü Karne Sonrası Yapmaması Gereken Davranışlar

Öncelikle kötü not getirdiği için çocuğunun ilgi duyduğu voleybol, futbol benzeri bir alanı kısıtlamak sıklıkla karşılaştığımız hatalı davranış modellerinden. Ayrıca sürece değil, sonuca odaklanmak yani karnedeki notlar kötü gelse dahi dönem içerisinde ders çalıştığı, emek verdiği görülen çocuğun notu kötü diye onu yargılamakta bu duruma dahil olan davranışlardan. Yine karne görüldüğünde, ilk önce düşük notlara odaklanıp bunlar üzerinden yorumlar yapmak ve kötü not getirdi diye çocuğunuzu şefkatten, ilgiden ve sevgiden mahrum bırakmak gibi tutumlarda, klinik olarak sıklıkla karşılaştığımız ve onaylamadığımız durumlardır.”

BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page