top of page
  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 20 Ara 2025
  • 1 dakikada okunur
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.


Sık görülen görme kusurlarından biri olan astigmatın, gözlük kullanılmadığında baş ağrısı, bulanık görme ve netlik kaybı gibi rahatsızlıklara neden olduğunu belirten Asena şunları söyledi:



Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena
Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena

“Femtosaniye Lasik uygulamasıyla astigmat tedavisinde başarılı sonuçlar alabiliyoruz. Lasik operasyonları dünyada yaygın olarak uygulanıyor. Lasik, excimer laser ile kornea tabakasına yeniden şekil verilerek kırma kusuru dediğimiz göz bozukluklarının düzeltilmesi işlemidir. Kırma kusuru olarak tanımladığımız göz bozuklukları; miyopi, hipermetropi ve astigmattan oluşuyor. Lasik sayesinde bu bozukluklar düzeltilebiliyor.






Görme Kalitesi Yükseliyor

Miyop ve hipermetropta olduğu gibi astigmat tedavisinde de femtosaniye lasik uygulaması gerçekleştiriyoruz.Halk arasında astigmatizmanın lazerle düzeltilemediğine dair yanlış bir kanı hakim. Astigmat da miyopi ve hipermetropi gibi belli sınırlara kadar lasik cerrahisiyle düzeltilebiliyor. Eğer 1 numaranın üzerinde astigmat varsa ve hastanın göz yapısı uygunsa lazer tedavisiyle görme kalitesi eski seviyesine döndürülebiliyor. Astigmatı olan bazı hastalar kontakt lens kullanamıyor ve yüksek numaralı astigmatlarda lensler de yeterli olmuyor. Eğer göz yapısı uygun değilse ve numara çok yüksekse, göz içi lens (ICL) tedavisi uyguluyoruz ve bu yöntemle de iyi sonuçlar alabiliyoruz.



Femtosaniye lasik tedavisinde iki göze de aynı operasyondan yapıyoruz ve işlem birkaç dakika sürüyor. Ameliyat hazırlığıyla birlikte, hasta 10 - 15 dakika ameliyathanede kalıyor. Hastanın ameliyat olduğu gün dinlenmesi ve gözünü kapalı tutması gerekiyor. Ertesi gün ise normal yaşantısına dönebiliyor.”

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 16 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur
Yumurtalık kanseri, kadınlarda en sık görülen ve en ölümcül jinekolojik kanserlerden biridir. Çoğu zaman sinsice ilerleyen bu hastalık, erken evrelerde belirti vermediği için genellikle geç dönemde teşhis edilir. Karında şişkinlik, hazımsızlık, kasık ağrısı gibi masum görünen yakınmalar aslında ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Erken tanı şansı sınırlı olsa da düzenli jinekolojik muayeneler, risk faktörlerinin bilinmesi ve vücuttaki küçük değişikliklerin önemsenmesi, hastalığın erken fark edilmesinde büyük rol oynar. Günümüzde cerrahi teknikler ve kemoterapi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yumurtalık kanseriyle mücadelede önemli ilerlemeler kaydedilmiştir; ancak en etkili silah hâlâ farkındalık ve düzenli kontrollerdir.


Yumurtalık kanserleri, ülkemizde rahim içi kanserleri ile birlikte en sık görülen ve en ölümcül jinekolojik kanserlerdir.


1) Yumurtalık kanserinin nedenleri ve risk faktörleri nelerdir?

Yumurtalık kanserinin nedeni tam olarak bilinmemektedir.


RİSK FAKTÖRLERİ

  • Kalıtsal gen mutasyonları: Yumurtalık kanserinin küçük bir bölümü (Yüzde 10-15) kalıtsal gen mutasyonundan kaynaklanır. Yumurtalık kanseri riskini artırdığı bilinen genlere meme kanseri geni 1 ve 2 (BRCA1 ve 2) adı verilir. Bu genlerin meme kanserine neden olduğu bilinmekle birlikte, bu genlerin bulunduğu kadınlarda ayrıca yumurtalık kanseri riski ciddi şekilde artar. Bu nedenle ailesinde meme kanseri hikâyesi olanlarda yumurtalık kanseri görülme riski de fazladır.

  • Ailede yumurtalık kanseri öyküsü: Ailesindeki kadınlarda yumurtalık kanseri tanısı olan kadınların, bu hastalığa yakalanma riski daha yüksektir.

  • Önceki bir kanser tanısı: Daha önce meme, kolon, rektum veya rahim kanseri tanısı konulmuş kadınların yumurtalık kanseri riski daha yüksektir.

  • Artan yaş: Yaşlandıkça yumurtalık kanseri riski artar. Yumurtalık kanseri en sık menopozdan sonra (70 kadında bir) görülür ortalama görülme yaşı 63, ancak herhangi bir yaşta da meydana gelebilir.

  • Hiç hamile kalmamış olmak: Hiç hamile kalmayan kadınlarda yumurtalık kanseri riski daha yüksektir. Bununla birlikte özellikle erken yaşta ve çok sayıda doğum yapan kadınlarda yumurtalık kanseri daha az görülür.


2) Yumurtalık kanseri belirtileri nedir?

Yumurtalık kanseri semptomları hastalığa özgü değildir. Genelde sindirim sistemi ve mesane sorunları dahil diğer birçok yaygın hastalığın semptomlarını taklit eder. Bu yüzden tanı geç ve ileri evrede konur.



BELİRTİLERİ

  • Karında basınç hissi ve şişkinlik,

  • Kasıkta dolgunluk veya ağrı,

  • Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı

  • Bağırsak alışkanlıklarında kabızlık gibi değişiklikler

  • Mesane alışkanlıklarında sık sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişiklikler

  • İştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi

  • Vajinal kanama

  • Kilo kaybı


3) Yumurtalık kanserinde bir tarama ve korunma yöntemi var mıdır?

Yumurtalık kanserlerini önceden tesbit edecek bir yöntem yoktur. Yani bir tarama metodu yoktur ve tanı tesadüfen rutin jinekolojik muayenelerde konur. Genellikle hastalar yukardaki şikayetler nedeniyle geç dönemde doktora başvururlar. Bu nedenle yumurtalık kanseri tanısı konduğunda, hastalık genellikle ileri evrededir. Bu nedenle kadınların hiç olmazsa senede bir rutin jinekolojik muayene ve pelvik ultrason yaptırması gerekir. Belirgin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte doğum yapmış olmak ve en az bir yıl doğum kontrol hapı kullanmış olmak yumurtalık kanseri riskini azaltır. Ayrıca son yıllarda yumurtalık kanserinin yarısının tüplerden başladığı tesbit edildiği için bir şekilde tüplerin alınması yumurtalık kanserinde yüzde 50 korur.


4) Yumurtalık kanseri tanısı nasıl konur?

  • Pelvik ve karın muayenesi: Jinekolojik muayene ve karın muayenesinde elimize bir kitle gelebilir. Ayrıca karında birikmiş sıvıya bağlı şişkinlik (ascite) tesbit edilebilir.

  • Radyolojik incelemeler (ultrason, CT, MRI): Bu yöntemlerle normal anatomik yapıdan farklı olan yumurtalıklardan kaynaklanan çeşitli boyutlardaki kistler ve kitleler, karın boşluğunda sıvı birikimi ve karın boşluğunda bulunan diğer organlarda tümoral kitleler ve büyümüş lenf bezleri tesbit edilebilir.

  • CA 125 kan testi: CA 125 yumurtalık kanseri hücrelerinin yüzeyinde ve bazı sağlıklı dokularda bulunan bir proteindir. Yumurtalık kanseri olan birçok kadında kanlarında anormal yüksek CA 125 düzeyleri bulunur. Bununla birlikte, kanser dışındaki birçok hastalık da CA 125 düzeylerinin artmasına neden olur ve erken evre yumurtalık kanseri olan birçok kadında CA 125 düzeyleri normaldir. Bu nedenle, bir CA 125 testi yumurtalık kanseri tanı ve taraması için her zaman kullanılmaz ancak tedavinin nasıl ilerlediğini izlemek için kullanılabilir.

  • Diğer tümör markerleri: HE-4, HCG, alfa-fetoprotein, proteomikler tanısal laparoskopi veya laparotomi. Yumurtalık kanseri olabileceğinden şüphelendiğimiz komplike kistleri olan hastalar doku tanısı için ameliyat edilir ve şüpheli olan kitle etrafa yayılmadan tam olarak çıkartılarak patolojiye incelemeye gönderilir. Eğer tanı kötü huylu (yumurtalık kanseri) gelirse evreleme cerrahisi denilen ve jinekolojik onkologların gerçekleştirebildiği geniş bir ameliyat yapılır. Amaç hastalığın yaygınlığını tesbit etmek ve geride hiç tümör kalmadığından emin olmaktır.


5) Yumurtalık kanseri nasıl tedavi edilir?

Yumurtalık kanseri tedavisi genelde geniş bir ameliyat ve kemoterapinin kombinasyonunu içerir.

  • Ameliyat: Laparotomi (karında yukardan aşağıya büyük bir kesi aracılığıyla). Yumurtalık kanseri tedavisi genelde her iki yumurtalık, fallop tüpleri, rahim (histerektomi ve bilateral salpingooforektomi) ve ayrıca çevredeki lenf düğümleri (pelvik ve paraaortik lenfadenektomi), yumurtalık kanserinin sıklıkla yayıldığı omentum diye bilinen bir karın yağ dokusu katmanının (omentektomi) ve apendiksin alınmasını (apendektomi) içeren kapsamlı bir operasyondan oluşur. Yumurtalık kanseri cerrahisindeki amaç geride hiç tümör dokusu bırakmamaktır. Bu, kanserin yayıldığı her doku ve organın  (diafram, barsak, dalak, karaciğerin bazı parçaları) çıkartılması demektir (Sitoreduktif veya debulking cerrahisi). Kemoterapi büyük, hacimli yumurtalık tümörlerine etki edemez. Tümörün mümkün olduğunca çıkarılmasıyla kemoterapötik tedavi daha etkin şekilde tümöre nüfuz edebilir. Böylelikle tümör kemoterapiye daha fazla yanıt verecek ve hastanın hayatta kalma ihtimali artacaktır. Ameliyatın yeterli yapılması hastaların yaşam süresini uzatır. Bu nedenle bu cerrahileri mutlaka bu konuda eğitim almış jinekolojik onkologların yapması gerekir.

  • Kemoterapi: Ameliyat sonrası genellikle 3 haftalık aralıklarla 6 kür kemoterapi uygulanır. Kemoterapi kalan kanser hücrelerinin öldürülmesi için tasarlanan ilaçlardır. Damar yoluyla veya karın içi boşluğa verilebilir.

  • HIPEC: Özellikle tekrarlayan hastalıkta, ikinci bir ameliyat ile tümör tamamen temizlenebilirse ameliyat esnasında hasta uyandırılmadan karın boşluğuna sıcak kemoterapi uygulanır. Bu tedavide daha yüksek dozda kemoterapi direkt hedef bölgeye ısıtılmış olarak (42.5 santigrad derece ) yaklaşık 1-1.5 saat süreyle verilir.

  • Neoadjuvan kemoterapi ve interval debulking: Over kanseri tanısı alan bazı hastalarda, hastalık çok yaygın olabilir ve tümörün ilk ameliyatta tamamen çıkartılması mümkün gözükmeyebilir. Ayrıca bazı hastaların genel durumu böylesine büyük bir ameliyatı tolere edebilecek durumda olmayabilir. Bu iki durumda da tedaviye önce kemoterapi ile başlanır, 3-4 kür tedavi sonrası hastanın tümörü tam olarak çıkartılabilecek duruma gelir ve genel durumu düzelirse ameliyat edilir.


6) Doğurganlığın korunması mümkün mü?

Yumurtalık kanseri çok erken evrede veya genç yaslarda görülen germ hücreli yumurtalık kanserlerinde tesbit edilirse, diğer yumurtalık ve rahim bırakılarak ameliyat yapılabilir. Böylece daha çocuk doğurmamış ve genç kadınlarda, çocuk sahibi olma yeteneğini ve hormon üretimini korumuş oluruz. Buna fertiliteyi koruyucu cerrahi denir.


7) Yumurtalık kanserleri kapalı yöntemle (Laparoskopi ve Robotik) ameliyat edilebilir mi?

Eğer tümör erken evrede, küçük ve yumurtalıkta sınırlı ise laparoskopi veya robotik cerrahi ile rahim, yumurtalıklar, omentum, apendiks ve lenf bezlerinin çıkartıldığı standart ameliyat yapılabilir. Böylece hastanın iyileşme süresi açık ameliyata göre çok hızlı olacağından hastanın kısa sürede kemoterapiye başlaması mümkün olacaktır. Ancak bu yöntemler yaygın, ileri evre kanserlerde uygun değildir.


8) Yumurtalık kanseri tedavisi gören bir hastada tedavi sonrasında beklentiler nedir ve nasıl takip edilir?

Yumurtalık kanseri tedavisi görenlerin büyük bir kısmında  ilk 5 yıl içinde kanser tekrarlar. Hastalığın evresine göre değişmekle birlikte genel olarak 5 yıllık yaşam şansları % 50 civarındadır. Bu nedenle hastaları tedavi bitiminden sonra 3-4 ay aralıklarla 5 yıl boyunca takip ederiz. Hastalığı tekrarlayan kadınlarda da tekrar ameliyat ve farklı kemoterapi protokolleriyle tedavi etme şansı vardır.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 27 Eyl 2025
  • 4 dakikada okunur
Menopoz bir son değil, kadın sağlığında yeni bir dönemdir. Doğal bir biyolojik süreç olan menopoz, bazı fiziksel ve duygusal değişiklikleri beraberinde getirebilir. Bu rehberde; belirtilerden nedenlere, tanıdan tedavi seçeneklerine, yaşam tarzı önerilerinden alternatif yaklaşımlara kadar menopoz sürecini anlamanızı ve sağlıklı bir şekilde yönetmenizi sağlayacak tüm bilgileri bulabilirsiniz.


Menopoz, âdet kanamalarının son bulduğu andır. Menopoz yaşı ortalama 48-52 dir. 12 aylık bir âdet görmeme süresinden sonra menopoz tanısı konur. Menopoz, doğal biyolojik bir süreçtir. Bir hastalık değildir. Fakat sonrasında hormon eksikliğine bağlı görülen ateş basması, emosyonel ve fiziksel semptomlar enerjinin düşmesine, motivasyon kaybına ve hayat kalitesinin bozulmasına yol açar. Bu menopoz sonrası dönem için yaşam stili düzenlemelerinden hormonal tedavilere kadar birçok etkili tedavi yöntemi vardır.


SEMPTOMLAR

Menopoza yaklaşırken (premenopozal dönem) geçen aylar ve yıllar içinde görülebilecek semptomlar:


Düzensiz periyodlar: Genellikle âdetler uzun aralıklarla olmaya başlar ve 2-3 ay atlayabilir sonra tekrar düzene girer. Bazen kısa aralıklarla kanamalar olabilir, bazen de kanama miktarlarında artış olabilir. Bu düzensizlikler içinde bazen nadir de olsa gebe kalınabilir.


  • Bu düzensizlikler her kadında farklılık gösterir, bazen de aniden kanamalar kesilebilir.

  • Vajinal kuruluk, cinsel ilişkide acı

  • Ateş basmaları

  • Gece terlemeleri

  • Uyku problemleri

  • Unutkanlık

  • Duygu durumu değişiklikleri

  • Kilo alımı ve metabolizmanın yavaşlaması, göbek çevresinde yağlanma

  • Cilt kuruluğu ve saçların incelmesi

  • Göğüslerin küçülmesi



NEDENLERİ

  • Üreme hormonlarının doğal olarak üretiminin azalması ve durması: 30’lu yaşların sonlarına gelince overler daha az estrojen ve progesteron hormonu üretir ve doğurganlık azalmaya başlar. 40’lı yaşlarda âdet düzenleri uzun veya kısa, yoğun veya az miktarda, sık veya uzun aralıklarla olabilir. Ortalama 50 yaşında overler de yumurta üretimi durur ve âdetler kesilir.

  • Histerektomi: Sadece rahmin çıkartılıp yumurtalıkların yerinde bırakıldığı durumlarda menopoza hemen girilmez. Rahim olmadığı için artık âdet görülmemesine rağmen yumurtalıklar, yumurta ve estrojen/progesteron hormonları üretir. Ancak rahim ile birlikte yumurtalıklarda alınırsa, hasta menopoza girer ve menopozal şikayetler şiddetli olarak ve aniden başlar.

  • Kemoterapi ve Radyoterapi: Kemoterapide kullanılan ilaçlar geçici ve kalıcı olarak yumurtalık fonksiyonlarını bozar. Günümüzde kullanılan kemoterapilerin çoğunda yumurtalık fonksiyonları bir sene içinde büyük oranda geri gelir. Radyoterapi ise over fonksiyonlarını büyük oranda kalıcı olarak ortadan kaldırır.

  • Primer over yetmezliği: Kadınların yaklaşık yüzde 1’i, 40 yaşından önce menopoza girer (erken menopoz). Bu genetik veya otoimmun hastalıklar nedeniyle olabilir ancak çoğunda belli bir neden bulamayız. Bu kadınlarda hormon replasman tedavisi en azından doğal menopoz yaşına kadar kullanılması tavsiye edilir.



KOMPLİKASYONLAR

  • Kardiovasküler hastalıklarda artış: Estrojen düzeyleri düştüğünde kardiovasküler hastalıklar riski erkeklerdeki orana yükselir. Bu nedenle düzenli  egzersiz yapılması, sağlıklı diet programlarının uygulanması ve normal kilonun korunması gerekir.

  • Osteoporoz: Menopoza girildiğinde kemik yoğunluğunda hızlı bir azalma meydana gelir ve bunu izleyen 5 ila 8 yıl içinde osteoporoz ve kırık riski belirgin şekilde artar. Özellikle menopoz dönemine giren kadınlarda; daha önce düzenli fiziksel aktivite yapılmamışsa, sağlıksız bir beslenme geçmişi varsa ve genetik yatkınlık da söz konusuysa, östrojen desteğinin ortadan kalkmasıyla birlikte kemik erimesi süreci hızlanabilir ve daha kısa sürede osteoporoz düzeyine ulaşılabilir.

  • Üriner inkontinans: Menopoz sonrası vajen ve üretra elastikiyetini kaybeder. Sık idrar, yanma hissi, aniden idrar hissi ve kaçırma; gülme, öksürük ve karın içi basıncının arttığı durumlarda idrar kaçırması olur. Ayrıca daha sık idrar yolu enfeksiyonları ve sistit görülür. Kegel egzersizleri ve topikal vajinal estrojenler, inkontinans şikayetlerinin azalmasını sağlar. Hormon replasman tedavisi ve vajinal laser uygulamaları, üriner sistem ve vajinal değişiklikler için etkili bir tedavi olabilir.

  • Cinsel fonksiyonların bozulması: Vajinal kuruluk, kayganlık ve elastikiyeti kaybettirir ve cinsel ilişkide rahatsızlık bazen kanama ve dolayısıyla isteksizlik yaratır. Libido düşer. Bu durum için vajinal lubrikanlar, hyaluronik asit veya estrojen kullanılabilir.

  • Kilo alımı: Menopoz sonrası metabolizma yavaşladığı için çoğu kadında kilo artar. Göbek çevresinde erkeklerdekine benzer yağlanma olur. Bu nedenle mevcut durumu korumak için daha az yemek ve daha çok egzersiz yapmak gerekir.


TANI

Hastanın bulguları, bize menopoza girildiğini anlatır. Menopoz tanısı koymak için genellikle test yapmak gerekmez.


  • Adetlerin 12 ay boyunca kesilmiş olması: Menopozun en önemli belirtisidir.

  • Hastanın şikayetleri: Ateş basması, âdetlerin kesilmesi veya düzensizlik.

  • Hormon testleri: Menopozda FSH ve LH düzeyleri artar ve Estrojen düzeyleri düşer.


TEDAVİ

Menopoz bir hastalık değildir ve bu nedenle medikal bir tedavi gerekmez. Ancak menopoz sonrası ortaya çıkan kronik şikayetlerin  ve sonuçların önlenmesi ve hayat kalitesini korumak için çeşitli tedaviler uygulanır.


  • Hormon replasman tedavisi (HRT): Menopoz sonrası görülen şikayetlerin düzelmesi için en etkili tedavi eksik hormonun yerine konması yani Estrojen tedavisidir. Kişisel ve ailesel hikâyeye göre; düşük doz, kısa süreli tedavi hastayı rahatlatmak için kullanılabilir. Eğer rahim yerinde duruyorsa Estrojen tedavisine progesteron hormonu da eklenmelidir. HRT oral yolla veya  cilt yoluyla alınabilir. Estrojen tedavisi uzun vadede kemik erimesini de önler. Uzun süreli kullanımı meme kanseri riskini düşük bir oranda artırabilir. Hormon tedavisine, sizin için yarar ve zararlarını mutlaka doktorunuzla konuşup başlamalısınız.

  • Vajinal Estrojen: Vajinal kuruluğu azaltmak için vajinal estrojen krem, tablet veya ring şeklinde direkt vajene lokal olarak uygulanabilir. Düşük doz estrojen vajinal dokular tarafından emilir ve kuruluğu, cinsel ilişkideki rahatsızlıkları ve idrar yollarındaki şikayetleri azaltır.

  • Düşük doz antidepresanlar: Selektif serotonin re-uptake inhibitörleri (SSRIs) menopozal ateş basmalarını azaltmak için kullanılabilir. Özellikle estrojen kullanamayan veya kullanmak istemeyen hastalar için ve duygu bozuklukları olan antidepresyona ihtiyaç duyan hastalar için kullanışlıdır.

  • Osteoporozun önlenmesi ve tedavisi: Kalsiyum ve D vitamini kombinasyonları kemik erimesi riskini azaltır. Osteoporoz meydana gelmiş hastalar için de bifosfanatlar gibi kırık riskini azaltan çeşitli ilaçlar vardır.



YAŞAM STİLİ DEĞİŞİKLİKLERİ

Ateş basmalarının önlenmesi:


  • Elbiseleri kat kat giymek

  • Soğuk su içilmesi

  • Birtakım soğutucuların kullanılması


Vajinal şikayetlerin azaltılması:


  • Su bazlı vajinal kayganlaştırıcılar veya bitkisel takviyeler.

  • Seksüel ilişkiye devam etmek vajen kan akımının devamını sağlar.

  • Vajinal Laser uygulamalar.


Uykunun düzenlenmesi:


  • Kafeinli ve alkollü içeceklerden uzak durun.

  • Gün içinde egzersiz.

  • Gevşeme teknikleri:

  • Nefes teknikleri,

  • Masaj,

  • Gevşeme egzersizleri,

  • Pelvik taban kasları egzersizleri: (Kegel) İdrar kaçırma şikayetlerini   azaltabilir.


Diyetin düzenlenmesi:


  • Meyve, sebze ve tam tahıllı besinlerin kullanılması,

  • Doymamış yağların ve şekerin kesilmesi.


Sigaranın kesilmemesi:


Kalp hastalığı, inme, osteoporoz ve kanser ihtimalini artırır.


  • Düzenli fiziksel egzersiz



ALTERNATİF TEDAVİLER

  • Fitoestrojenler: Bu estrojen, bazı doğal besinler içinde bulunurlar. İki tip fitoestrojen vardır; isoflavinler ( soya fasülyesi, nohut, baklagiller içinde bulunur ) ve lignanlar ( keten tohumu, tahıl ve bazı sebze ve meyvelerde bulunur ). Bunlar düşük estrojen etkilidir dolayısıyla yararları ve zararları az olacaktır.

  • Bitkisel hormonlar: Bu hormonlar, bitkilerden elde edilen kimyasal ürünlere benzer hormonlardır. Geleneksel hormon tedavisine üstünlük sağladıkları görülmemiştir.

  • Yoga: Menopozal şikayetleri azalttığını gösteren bir kanıt yoktur ancak bu denge egzersizleri vücutta esnekliği ve koordinasyonu sağladığından düşmeye bağlı kırıkları önleyebilir.

  • Akapunktur: Geçici olarak ateş basmasını azalttığı gösterilmiştir.

  • Hipnoz: Ateş basmasını azaltabilir ve uyku düzenin sağlayabilir.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page