top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 20 Kas 2025
  • 2 dakikada okunur
İnsanoğlunun doğayla kurduğu en tatlı ilişki belki de bal ile başlamıştır. Tarihi M.Ö. 7000’li yıllara kadar uzanan bal, o dönemlerden bu yana hem lezzet hem de şifa kaynağı olarak sofralarda yerini almıştır. Bugün de kahvaltıların vazgeçilmezi olan bu doğal mucize, yalnızca tadıyla değil; besin değeri, sağlık üzerindeki etkileri ve üretim süreciyle de büyüleyici bir biyolojik hikâyeye sahiptir.


Balın Ardındaki Büyük Emek

Bal; arıların çiçeklerden, ağaçlardan veya meyve tomurcuklarından topladıkları nektarı, özel “bal midelerinde” bulunan invertaz enzimi sayesinde kimyasal olarak dönüştürmeleriyle oluşur. Ardından bu değerli sıvı, petek gözlerine özenle yerleştirilir ve olgunlaşmaya bırakılır. Sonuçta ortaya çıkan şey, doğanın en saf ve en güçlü gıdalarından biridir; bal.


Balın kalitesi; bitkisel kaynak, coğrafi bölge ve kimyasal bileşimi gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Ortalama olarak bal, yüzde 82 karbonhidrat, yüzde 17 su ve kalan kısmında mineraller, vitaminler, fenolik bileşikler, aminoasitler ve enzimler barındırır. Bu zengin içerik, balı hem enerji deposu hem de doğal bir ilaç hâline getirir.



Çiçekten Çama: Balın Türleri

Arıların topladığı kaynağa göre ballar iki ana grupta incelenir:

  • Çiçek Balları: Bitki çiçeklerinin nektarlarından üretilir. Ihlamur, akasya, kekik, yonca, pamuk ve turunçgil balları en bilinen örnekleridir.

  • Salgı Balları: Bitkilerin ya da bitkiler üzerinde yaşayan bazı böceklerin salgılarından üretilir. Çam, kestane, köknar, meşe ve yaprak balları bu gruptadır.


Ayrıca bal, tüketim şekline göre de ikiye ayrılır:

  • Petekli bal, arıların peteğe doğrudan depoladığı doğal hâlidir.

  • Süzme bal ise peteklerin sır tabakası kaldırılarak santrifüj yöntemiyle elde edilir.


Balın Şifalı Gücü

Bal yalnızca doğal bir tatlandırıcı değil, aynı zamanda binlerce yıldır kullanılan bir tedavi aracıdır.

  • Bağışıklık sistemini güçlendirir: İçerdiği fenolik bileşikler ve antioksidanlar, vücudu serbest radikallere karşı korur.

  • Yaraları iyileştirir: Scientific World Journal dergisinde yayımlanan 2011 tarihli bir çalışmaya göre, yanık üzerine uygulanan bal yaranın daha hızlı iyileşmesini, steril kalmasını ve iz kalma riskinin azalmasını sağlar.

  • Boğazı rahatlatır: Bal, öksürük ve boğaz ağrısına karşı en etkili doğal çözümlerden biridir.

  • Mide sağlığını destekler: Helicobacter pylori bakterisinin neden olduğu peptik ülserleri hafifletmeye yardımcı olur.

  • Enerji verir: Yüksek karbonhidrat içeriği sayesinde hem fiziksel hem zihinsel yorgunluğu giderir, doğal bir enerji takviyesi sağlar.



Her Şifa Kaynağının Bir Dengesi Vardır

Her ne kadar faydaları saymakla bitmese de balı da ölçülü tüketmek gerekir.

  • Bal, alerjik bireylerde reaksiyonlara neden olabilir.

  • Yüksek kalori ve şeker içeriği, aşırı tüketimde obezite riskini artırır.

  • Diyabet hastaları için dikkatle tüketilmesi gerekir; kan şekerini yükseltebilir.

  • Bir yaşın altındaki bebeklere verilmemelidir, çünkü botulizm riski taşır.

  • Aşırı miktarlarda tüketim; mide bulantısı, ishal, baş dönmesi gibi rahatsızlıklara yol açabilir.


Arılardan Gelen Diğer Mucizeler

Bal, arıların bize sunduğu tek değerli ürün değildir. Propolis, arı sütü, polen, balmumu ve arı zehri gibi diğer arı ürünleri de insan sağlığı açısından son derece kıymetlidir. Bu ürünler; bağışıklığı güçlendirmede, cilt sağlığını korumada ve hücre yenilenmesini desteklemede önemli rol oynar.


Sahte Bala Dikkat!

Gerçek bal, arıların doğadan topladığı nektarın sindirilip enzimlerle dönüştürülmesiyle elde edilir. Ancak bazı üreticiler, arılara şeker şurubu vererek veya doğrudan bala bu şurupları karıştırarak sahte bal üretimi yapmaktadır.


Sahte bal; prolin miktarı, potasyum/sodyum oranı (K/Na) ve polen içeriği gibi kimyasal analizlerle tespit edilebilir. Tüketiciler için en güvenilir yol, güvenilir üretici ve markalardan bal almaktır.


Doğanın Altın Dengesine Saygı

Bir kaşık bal, yalnızca tatlı bir lezzet değil; doğanın, emeğin ve biyolojik dengenin bir yansımasıdır. Her damlasında binlerce çiçeğin özü, yüzlerce arının emeği ve doğanın mucizesi saklıdır. Balı bilinçli tüketmek, doğaya duyulan saygının ve sağlıklı yaşamın da bir göstergesidir.

  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 16 Kas 2025
  • 2 dakikada okunur
Düşünsenize… Dünyada üretilen her üç tabak yemekten biri çöpe gidiyor. Henüz sofraya bile ulaşamadan milyonlarca ton gıda, atık hâline geliyor. Bu sadece açlıkla mücadele eden insanlar için değil; doğa, iklim ve geleceğimiz için de büyük bir kayıp demek. Ama güzel haber şu: Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde! Üstelik dev adımlar atmaya gerek yok. Mutfakta, buzdolabında, hatta marketteki o küçük kararlarımızla bile fark yaratabiliriz. Çünkü gıda israfını önlemek; sadece “bir şeyleri atmamak” değil, emeğe, doğaya ve geleceğe saygı göstermek anlamına geliyor


Alışverişi Akıllıca Planlayın

Hepimizin başına gelmiştir: Aç karnına markete gidip sepeti doldurmak. Gözümüz doyar, ama dolabın bir köşesinde unutulan sebzeler pek uzun ömürlü olmaz…


Basit bir çözüm: Alışverişten önce evde neler olduğunu kontrol edin, bir liste yapın ve sadece gerçekten ihtiyacınız olanları alın. Unutmayın; en çevreci alışveriş, torbaya hiç girmeyen üründür.



Tarihlere Takılmadan, Bilinçle Bakın

Son kullanma tarihiyle tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farkı çoğumuz karıştırıyoruz. SKT (Son Kullanma Tarihi) geçtiyse ürünü tüketmemek gerekir. Ama TETT (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi) farklıdır; o tarihten sonra da ürün genellikle güvenle tüketilebilir. Yani hemen çöpe atmak yerine; koklayın, tadına bakın, kontrol edin. Her çöpe giden lokma aslında boşa harcanmış su, enerji ve emek demektir.



Artan Yemekleri Yeniden Keşfedin

Biraz ekmek, biraz sebze, kalan pilav… Hepsi çöpe gitmek zorunda değil! Biraz yaratıcılıkla hepsi ikinci bir şans bulabilir: Bayat ekmekten kruton yapın, sebzeleri çorbaya dönüştürün, artan pilavla dolma içi hazırlayın. Mutfakta ‘artık’ diye bir şey yoktur; sadece yeniden doğmayı bekleyen malzemeler vardır.



Doğru Saklayarak Uzun Yaşatın

Her gıdanın bir ‘mutlu yeri’ vardır.

  • Elmalar muzlarla yan yana durduğunda muzlar daha çabuk olgunlaşır.

  • Marulları yıkamadan saklarsanız daha uzun süre taze kalır.

  • Kuru gıdaları hava almayan kavanozlarda tutmak,

  • Buzdolabındaki yiyecekleri doğru bölmelere yerleştirmek.

Bu gibi küçük detaylar, büyük farklar yaratır.



Porsiyonları Göz Kararıyla Ayarlamayın

Bazen gözümüz midemizden büyük olur. Oysa tabağa ihtiyacımız kadar almak hem bedenimiz hem de gezegenimiz için en güzeli. Artarsa dert değil ama baştan azla başlamak israfı önlemenin en kolay yolu.



Paylaşmanın Bereketini Deneyimleyin

Evde fazla yemek mi var? Komşunuzla paylaşın, sokak hayvanlarına uygun olanları değerlendirin, yerel gıda paylaşım ağlarına destek olun. Unutmayın, bir tabak yemek paylaşıldığında küçülmez, büyür.


Gıda israfı sadece çevre sorunu değil bir farkındalık meselesi. Her lokma; toprağın, suyun, çiftçinin emeğini taşır. Ona hak ettiği değeri vermenin yolu; çöpe değil, hayata katmaktır. Küçük bir alışkanlığınızı değiştirin ve büyük bir iyiliğin parçası olun. Çünkü kurtardığınız her lokma, gezegenin nefesini biraz daha uzatır.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page