top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 6 Eyl 2022
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 18 Eyl 2022

Miyomlar, üreme çağında görülen rahmin kas dokusundan kaynaklanan kanser olmayan iyi huylu tümörlerdir. Sayıları, boyutları, yerleşim yerleri farklılık gösterir. Kadınların üçte birinde bu miyomlar bulunabilirken bir kısmı hayat boyu hiç belirti vermez ve tesadüfen jinekolojik muayene sırasında veya ultrason sırasında tespit edilir. Bazen de göğüs kafesine kadar büyüyebilirler.


BELİRTİLERİ

Çoğu kadında miyomlar herhangi bir belirti vermez. Belirti verdiğinde yerleşim yerine, sayısına ve boyutuna göre belirtiler değişebilir.


En Sık Görülen Belirtiler:

  • Şiddetli adet kanamaları,

  • Uzun süren adet kanamaları,

  • Bası belirtileri ve ağrı,

  • Sık idrara çıkma,

  • Mesaneyi tam boşaltamama ve zor idrar yapma,

  • Kabızlık,

  • Bel ve bacak ağrısı,

  • Nadiren çok hızlı büyüdüğünde kanlanması bozulursa şiddetli akut pelvik ağrı olabilir.


Miyomlar genellikle yerleşim yerlerine göre sınıflandırılır:

Submüköz miyomlar: Rahim boşluğuna doğru büyüyen miyomlar.

İntramural miyomlar: Rahim duvarı içinde büyüyen miyomlar.

Subseröz miyomlar: Rahim dışına doğru büyüyen miyomlar.


NEDENLERİ

  • Genetik

  • Hormonlar: Genellikle estrojenler ve aynı zamanda progesteronlar miyomların boyutlarının büyümesine neden olur. Miyomlar menopoz sonrası hormon üretimi kesildiği için küçülme eğiliminde olur.

  • Büyüme faktörleri: İnsulin-like growth faktör.

  • Extrasellüler matrix: Miyomların büyümesine yol açar.


RİSK FAKTÖRLERİ

  • Irk: Üreme çağındaki her kadında miyom oluşabilmesine rağmen siyah ırk kadınlarında daha sık görülür.

  • Heredite: Anne ve kızkardeşte miyom varsa sizde de miyom olma ihtimali daha yüksektir.

  • Diğer faktörler:

- Erken adet başlaması,

- Vit D eksikliği,

- Aşırı alkol tüketimi,

- Diet: çok et, az sebze.

KOMPLİKASYONLAR

Miyomların, kanser ve tehlikeli olmamalarına rağmen hayat kalitesini düşüren sonuçları olabilir.

- Ağrı, baskı ve huzursuzluk,

- Kansızlık, yorgunluk, hâlsizlik.


GEBELİK VE MİYOMLAR

Özellikle submukoz miyomlar, kısırlık ve gebelik kaybına yol açabilir. Gebelik esnasında erken doğum eylemi, gelişme geriliği ve plasenta ayrılmasına yol açabilir. Doğum sonrasında ise rahim kasılmasını engellediği için şiddetli doğum sonrası kanamalara yol açabilir.


ÖNLENMESİ

Miyomların gelişimini önleyemeyiz ancak bunların çoğu bir tedavi gerektirmez. Kilomuzu koruyabilirsek ve daha çok sebze ve meyve içerikli bir beslenme alışkanlığı miyom riskini azaltabilir. Doğum kontrol haplarında miyom riskini azalttığını gösteren çalışmalar mevcut.


TANI

Rutin pelvik muayene: Miyomlar genellikle rutin jinekolojik muayenelerde tesadüfen tespit edilir.

Ultrason: Miyomların boyutu, lokalizasyonu ve sayısı hakkında bilgi verir.

Kan testleri: Özellikle kanaması olan bir hastanın hemoglobin düzeyi bize kanama düzeyi hakkında bilgi verebilir.

MRI: Miyomların haritalamasının yapılmasına yardımcı olur ve kitlenin yapısı hakkında bilgi verir.

Histerosonografi: Uterin kaviteye steril sıvı vererek ultrason yapılır ve böylece özellikle kavitede yerleşimli miyomların yerleşimlerini belirler.

Histeroskopi: Özellikle submukozal miyomların tanısı ve tedavisi için kullanılan bir kamera sistemidir. Sedasyon anestezisi altında direkt rahim içine girilerek miyom görülür ve aynı esnada gerekirse çıkartılır.


TEDAVİ

Kadınların çoğunda miyomların herhangi bir belirtisi, şikayeti yoktur ve bunlarla birlikte yaşayabilirler. Miyomlar kanser değildir. Genellikle yavaş büyürler ve menopoz sonrası küçülürler.


1- İlaç tedavisi

Miyomlarda ilaç tedavisi adet düzenini sağlamak, kanama ve basınç hissini azaltmak için kullanılır. İlaç tedavisi miyomları ortadan kaldırmaz.

  • GNRH agonistleri (Lucrin, Zoladex): Gnrh analogları estrojen ve progesteron üretimini bloke eder ve hastayı menopoza sokar. Miyomun küçülmesini ve aneminin azalmasını sağlar. Hastaların bu ilacı kullandığı süre içinde ateş basması gibi menopozal şikayetleri olur. Bu yüzden 6 aydan fazla kullanılmaz.

  • Hormonlu spiral (MİRENA): Miyoma bağlı kanamayı durdurur, ancak miyomun yok olmasını sağlamaz. Aynı zamanda gebe kalmayı önler. Hormonlu spiralleri kullanan kadınların bir kısmında adet kanamaları geçici bir süre olmaz.

  • Transamine (tranexamic asit): Sadece adet döneminde kullanılır ve kanamayı azaltır.

  • Doğum kontrol hapları: Kanamayı azaltır adetleri düzenler ve ağrıyı azaltır.

  • Nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlar: Hormonal bir tedavi değildir. Adet sırasındaki fazla kanamayı ve ağrıyı azaltır.

2- Non-invaziv yöntemler

oMRI-Guided focused Ultrasound cerrahisi: Uterusun korunduğu, herhangi bir kesi yapılmadan günübirlik yapılan bir işlemdir. MR cihazı içinde yüksek enerji ultrason cihazı ile yapılan bir tedavidir. Miyomun küçülmesini sağlar.


3- Minimal-invaziv yöntemler

  • Uterin Embolizasyon: Uterusu besleyen damarların küçük partiküllerle (embolik ajanlar) tıkanıp miyomun kan akımının ve beslenmesinin kesilip, küçülmesini ve ölmesini sağlar. Semptomların azalmasını sağlar. Ancak bu işlem aynı zamanda uterusun ve overlerinde kan akımını bozabilir.

  • Radyofrekans yöntemi ile ablasyon: Bu teknikte radyofrekans enerjisi kullanılarak miyomun yok edilmesi ve beslenmesinin bozulması amaçlanmaktadır.

  • Bu yöntem laparoskopi ve trans-servikal yolla uygulanabilir. Miyomun yeri tespit edildikten sonra ince iğneler ile miyomun merkezine girilir ve yaratılan ısı ile miyom hasar görür ve yapısı değişir. Önümüzdeki 3-12 ay içinde küçülmeye devam eder.

4- Minimal-invaziv Cerrahi yöntemler

Miyomektomi, uterusun yerinde bırakılarak sadece miyomun çıkartılmasıdır.


Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi,  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı
Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı

Histeroskopik Myomektomi: Eğer miyomlar submukozal yerleşimli yani uterus kavitesinde yerleşimli ise vajinal yoldan rahimağzı genişletildikten sonra bir kamera eşliğinde kaviteye girilir ve miyom küçük parçalara ayrılarak dışarı çıkartılır. Uterusun çıkartılmadığı durumlarda, yeni miyomların büyümesi her zaman mümkündür.


Laparoskopik veya Robotik Myomektomi:

Myomektomi (sadece miyomların çıkartılması) laparoskopik veya robotik olarak küçük kesilerden yapılabilir. Miyomlar, özel cerrahi torbalar içinde küçük parçalara ayrılarak (morsellasyon) küçük kesilerden çıkartılır.


Laparoskopik veya Robotik Histerektomi: Uterusun tamamen üzerindeki miyomlarla birlikte çıkarılmasıdır. Uterusun çıkartılması miyomların kesin tedavisidir. Bu yöntem çocuk sahibi olmuş, menopoza yakın veya menopozdaki kadınlarda, uterusun içi çok sayıda teke tek çıkartılamayacak kadar miyomlarla doluysa seçilecek yöntemdir. Uterus gerekirse küçük parçalara ayrılarak vajenden çıkartılır.


5- Geleneksel cerrahi yöntemler

Abdominal Miyomektomi ve Histerektomi: Hastanın karnına yapılan 8-10 cm’lik kesilerle miyomlar veya uterus çıkartılır.


MORSELLASYON

Endoskopik cerrahi sırasında miyomların küçük parçalara ayrılıp çıkartılmasıdır. Eğer miyom diye düşündüğümüz kitle tanı konmamış bir kanser ise kitleyi parçalarken hastalığın yayılma riskini artırabiliriz. Bu nedenle bu kanser ihtimali çok düşük olsa da (% 0.2-0.3) kitlenin torba içinde parçalanıp çıkartılması veya kitlenin kesi genişletilerek çıkartılması gerekir.


Eğer Gebe kalmak ve çocuk sahibi olmak istiyorsanız;

Uterin arter embolizasyon ve radyofrekans ablazyon çocuk sahibi olmak isteyen hastalarda uygun bir seçim değildir. Eğer miyom tedavi edilmesi gerekiyorsa, fertiliteyi korumak için seçilmesi gereken tedavi yöntemi Miyomektomi (tercihen laparoskopik veya robotik) olmalıdır.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 12 May 2022
  • 4 dakikada okunur

Adneksiyel kitleler denilince over ve tüplerden kaynaklanan patolojilere bağlı olarak gelişen kitleler anlaşılmaktadır. Ancak bu bölgede meydana gelen kitleler uterus (myoma uteri, çift uterus), barsak (divertikülit, apendisit, tümörler) veya üriner sistem (glob vezikale, pelvik böbrek) kaynaklı da olabilir. Adneksiyel kitleler en sık over (yumurtalık) kaynaklıdır. Overden kaynaklı kitleler fizyolojik, tümöral ve tümöral olmayan olarak sınıflandırılabilir. Overden kaynaklı kitlelerin 2/3’ü üreme çağında saptanmaktadır ve yaklaşık yüzde 80-90’ı iyi huyludur. Benign (iyi huylu) patolojiler arasında en sık izleneni fonksiyonel (hormonal) kistlerdir.


Over (Yumurtalık) Kaynaklı Kitleler

A- Fonksiyonel (Hormonal) Kistler: Her menstrüel dönemin ortasında foliküllerden birisi yumurtlamak için 2-3 cm boyutlara büyür ve içindeki yumurta atılır. Daha sonra bu folikül kisti form değiştirerek bir sonraki adet kanamasına kadar küçülür ve kaybolur. Bazen bu hormonal kistler kaybolmayabilir veya büyümeye devam edebilir. Bu sonraki adetin gecikmesine yolaçabilir. Bu kistler zararsızdır ve 2-3 ay içinde kendiliğinden kaybolur.

  • Folikül Kistleri

  • Korpus Luteum Kisti

  • Korpus Hemorajikum

B- Neoplastik (Tümöral) Kitleler: Bu kitleler, iyi huylu veya kötü huylu olabilir. İçi sıvı dolu olabilir veya olamayabilir. Bunlar kendiliğinden kaybolmazlar. Bunların iyi veya kötü huylu olduklarını anlamak için; tanı amaçlı ve tedavi için çıkartılması gerekir.


Benign (İyi Huylu) Kitleler:

  • Matür Kistik Teratom

  • Seröz veya Müsinöz Kistadenom


Malign (Kötü Huylu) Kitleler:

  • Epitelyal Over Kanserleri

  • Germ Hücreli Over Tümörleri

  • Seks-Stromal Tümörler

  • Metastatik Tümörler

  • Borderline Over Tümörleri

C- Endometriomalar:

Bu kistler, endometriozis hastalığının yumurtalıkta ortaya çıkması sonucu gelişirler. Yumurtalık dokusuna hasar verirler. Bazen hiç belirti vermeyebilirler. Yaşam boyu over kanserine yakalanma riski 1/50-70’dir. Over kanserleri, kadın genital kanserleri arasında en ölümcül olanıdır ve erken teşhis yaşamsal rol oynamaktadır. Bu nedenle ovaryan kitlelerin hepsinde, ayrıntılı bir değerlendirme ile kötü huylu olup olmadığı ayırt edilmelidir. Premenopozal olgularda ovarian tümörlerin kötü huylu olma olasılığı genel olarak yüzde 3-7 iken, bu oran menopozadan sonra yüzde 8-45 arasındadır. Hastanın ilk de-ğerlendirmesinde kanser düşünülmeyen olgula-rın sonradan kanser çıkma ihtimali oldukça düşüktür.



Yumurtalık Kist ve Kitlelerin Değerlendirilmesi

Kitlelerin değerlendirilmesinde en önemli konu iyi huylu-kötü huylu ayırımını yapmaktır. Detaylı ve iyi yapılmış bir değerlendirme ile kitlenin ön tanısı elde edilir ve tedavi planlanır. Hastanın menopozal durumu, şikayetleri, yaşı, aile hikâyesi, klinik muayenesi, ve Ca-125 gibi over kanseri için belirteç olarak kabul edilen markerlar ve en önemlisi USG bulguları göz önünde bulundurulmalıdır. Preoperatif olarak, yüzde 100 duyarlılık ile maligniteyi tesbit etmek mümkün değildir ve şüpheli kitlelerin sıklıkla cerrahi olarak değerlendirilmesi gerekir. Kist ve kitlelerin iyi değerlendirilmesi, hem kendiliğinden kaybolan fonksiyonel kistlerin gereksiz ameliyatlarını önler, hem de kötü huylu olan kitlelerin doğru uzmanlar tarafından uygun şekilde yapılmasını sağlar.


Tanı Konulması

1- Fizik muayene

  • Büyük veya ele gelen kitle

  • Fikse ve düzensiz kitle

  • Asit

2- Ultrasonografi

2 boyutlu USG ile dermoidler, endometriomalar, hemorajik kistler, kistadenomlar ve fonksiyonel over kist-leri büyük oranda doğru teşhis edilirler. Eğer ultrasonda kitlenin boyutu 10 cm den büyük, duvarı kalınlaşmış, içinde septalar ile ayrılmış çok sayıda boşluk varsa, kistin içinde solid alanlar ve papiller çıkıntılar varsa kitle kötü huylu olabilir. Bu nedenle, diğer tetkiklerle desteklenip gerekirse patoloji tanısı için ameliyat kararı verilebilir. Over kitlelerinin malign-benign ayrımında 2 boyutlu TV-USG’nin yanında TV-USG-Doppler de kullanılabilir. Malign ovarian kitlelerde neovaskülarizasyon benign kitlelere göre daha fazladır. Malign tümörler genellikle ince duvarlı damarlar ve arteriovenöz şantlar içermektedir. Bu damarlarda düşük direnç ve yüksek diastolik kan akımlarının Doppler ile tespit edilmesi ile malign-benign ayrımı yapılabilir.


3- Tümör Belirteçleri

Ca 125 düzeyi, ilerlemiş over kanserlerinde yüzde 80 yükselir. Erken evre over kanserlerinin yarısında Ca 125 düzeyi normal (35 iu/ml’nin altında) olabilir. Ca 125 düzeyi benign KC hastalıkları, pankreatit, menstrüasyon, uterin fibroidler, PID, endometriozis gibi benign durumlarda da artabilir. Bu nedenle menopoz öncesi dönemde Ca 125 yüksekliği her zaman kötü huylu bir tümör göstergesi değildir. Menopoz sonrası dönemde Ca 125 yüksekliği, Ca 125’in yükseldiği iyi huylu durumlar olmadığı için daha anlamlıdır. Postmenopozal dönemde over kitlelerinin varlığında CA 125 yükselmiş ise kitlelerin kötü huylu (malign) olma ihtimali daha yüksektir. Ca 125 testleri, rutin check-up programlarında tarama testi olarak kullanılmamalıdır. Kanser olmayan durumlarda da yüksek olabildiği için hastalarda gereksiz endişeye yolaçabilir.


Tedavi Süreci

Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi,  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı
Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı

1- Bekle-Gör:

Eğer kistler basit, küçük görünümlü ise şikayet yoksa 2-3 ayda kaybolur. Bu nedenle kanser şüphesi olmayan kistler bir süre takip edilir ancak kaybolmuyorsa o zaman patolojik değerlendirme için kist veya kitlenin ameliyatla çıkartılıp değerlendirilmesi gerekir


2- İlaç Tedavisi:

Doğum kontrol hapları hormonal kistlerin yaratmış olduğu adet düzensizliklerini düzene sokar ve kistlerin kaybolmasını hızlandırır. Aynı zamanda yeni hormonal kistlerin ortaya çıkmasını önler. Ancak hormonal olmayan, tümöral kistlerin yok olmasını sağlamaz.


3- Cerrahi Tedavi:

Over kaynaklı kitlelerin malign–benign ayırımında yüzde 100 duyarlı herhangi bir test yoktur. Bu nedenle şüpheli adneksiyel kitlelerde primer yaklaşım cerrahi incelemedir. Preoperatif değerlendirmede malignite tanısında pozitif sonuçlar nedeniyle çoğu benign kitleler gereksiz yere laparotomi ile değerlendirildiği, malign kitlelerin bir kısmınında yanlış olarak transvers kesi ile değerlendirildiği ve tedavi edildiği görülmektedir. Bu nedenle, şüpheli adneksiyel kitleler öncelikle laparoskopi ile intraoperatif olarak değerlendirilmelidir. Klinik olarak aşikâr malignitesi olan kitleler (asit varlığı, omental cake) median kesi ile laparotomiyle tedavi ve değerlendirme yapılmalıdır. Eğer kistler büyükse, ağrı yapıyorsa, görüntüsü şüpheli ise hormonal kist olduğu düşünülüp 2-3 aylık takipte kaybolmamış ise çıkartılması gerekir. Bazılarında sadece kist (kistektomi) çıkartılır, bazılarında ise kist veya kitle yumurtalıkla birlikte (ooforektomi) çıkartılır. Eğer kistin değerlendirmesinde kanser olma ihtimali yüksekse, menopoz sonrası görülen bir şüpheli kitle ise veya beklenmedik bir şekilde ameliyatta kanser olduğu öğrenilirse hasta bir jinekolojik onkoloğa refere edilmelidir.


Laparoskopik Cerrahi:

Yumurtalık kistleri mutlaka laparoskopik olarak ameliyat edilmelidir. Bu yöntemle kist veya kitlenin operasyon esnasında ikinci bir değerlendirmesini yapmak mümkün olur. Aynı zamanda hasta iyi huylu bir tümör için gereksiz açık cerrahiye gitmemiş olur. Eğer kistin ameliyat öncesi ve ameliyat esnasındaki değerlendirmede iyi huylu bir tümör olduğu düşünülüyorsa, laparoskopik kistektomi yapılarak kist çıkartılır ve patolojiye gönderilir. Eğer ameliyat esnasında yapılan değerlendirmede kanser çıkabileceği düşünülüyorsa, yumurtalık kist ile birlikte (laparoskopik ooforektomi) patlatmadan çıkartılır ve ameliyat sırasında hızlı patolojiye (Frozen Section) gönderilir. Eğer sonuç iyi huylu gelirse ameliyata son verilir, kötü huylu gelirse laparoskopik veya açık cerrahiyle (midline kesi) rahmin, yumurtalıkların ve lenf bezlerinin çıkartıldığı standart kanser cerrahisi yapılır. Hastanın yaşı genç ise ve tümör sadece bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahmin bırakıldığı doğurganlığı koruyucu ameliyat yapılır.



Komplikasyonlar

Over Torsiyonu:

Eğer kist 4-5 cm’den büyükse kendi etrafında dönebilir ve yumurtalığın kan akımı ve beslenmesi bozulur. Şiddetli ağrı, bulantı ve kusma olur.


Kist Rüptürü:

Kistlerin patlaması sırasında içindeki sıvı karın boşluğuna yayılır, eğer rüptür sırasında kanamada meydana gelirse şiddetli ağrı ve iç kanama olur. Kist ne kadar büyükse rüptür riskide o kadar fazladır. Cinsel ilişki gibi fiziksel aktiviteler bu ihtimali artırır. Kist rüptürü, ameliyat esnasında kanser olan bir kistte meydana gelirse kanserin yayılmasına yol açar. Bu nedenle kanser şüphesi olan kistlerin patlamadan çıkartılması gerekir.


Güncelleme tarihi: 11 Haz 2022

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Güngör, 15 ile 49 yaş arasındaki her 10 kadından birinde görülen, iyi huylu fakat çoğunlukla ağrılı kronik bir hastalık olan Endometriozisin, uzun vadede, nodüllerin oluşmasına ve organların birbirine yapışmasına yol açtığını belirterek, “Endometriozis ayrıca dokulara vermis olduğu hasarlar nedeniyle kısırlığın da başlıca nedenlerinden biridir” dedi.


Kadın Hastalıkları alanında yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleri ve Türkiye’de robotik cerrahi ile adından sıkça bahsettiren isimlerin başında hiç kuşkusuz Prof. Dr. Mete Güngör geliyor. Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve aynı zamanda da Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı olan Prof. Güngör, endometriozisin nedenlerini, risk gruplarını, bulgularını ve tedavi yöntemlerini BodrumDergi’ye anlattı...


Endometriozis nedir?

Rahim iç duvarını döşeyen dokunun (endometrium) rahim dışında bulunması durumudur. Bu endometrial dokular, karın zarı üzerinde, fallop tüplerinde, mesane, üreterler, barsaklar üzerinde ve yumurtalıklarda bulunabilir. Nadiren, bu dokular pelvis dışında uzak organlarda da görülebilir. Yumurtalıklardaki endometriozis lezyonlarının neden olduğu kistlere endometrioma veya çikolata kistleri denir. Bu endometriozis dokuları menstrual hormonlardan etkilenmektedir. Dolayısıyla döngüsel olarak büyüyüp kanamaya yol açarlar. Bu kanamalar, bulundukları yerlerde doku reaksiyonlarına, iltihaplara, yapışıklıklara ve kistlere neden olur. Uzun vadede, ağrılı nodüllerin oluşmasına ve organların birbirine yapışmasına yol açar. Endometriozis ayrıca dokulara vermis olduğu hasarlar nedeniyle kısırlığın da başlıca nedenlerinden biridir.


Endometriozis sıklığı


Endometriozis, genç kadınlarda ve üreme çağında (15-49 yaş arası) görülen iyi huylu fakat çoğunlukla ağrılı kronik bir hastalıktır. Günümüzde dünyada yaklaşık 176 milyon ve Türkiye’de 1.5 milyon kadında vardır. Yani üreme çağındaki her 10 kadından biri bu kronik hastalıktan muzdariptir.


Risk grupları


Yakın aile fertlerinde olanlarda, genel popülasyona göre 6 kat daha fazla endometriozis hastalığı görülür. Bu, genetik faktörlerin riski artırdığını düşündürür. İlk adet kanamanın erken yaşta olması (11 yaşından önce), sık (27 günden kısa aralıklarla), fazla ve uzun adet görmek (7 günden uzun), hiç gebe kalmamış ve doğurmamış olmak, yüksek düzeyde estrojene maruz kalmak, normal menstrüel kan akımını bozan yapısal anomalilerin varlığı, yağlı beslenme, fazla et ve kafein tüketimi endometriozis için diğer risk faktörleri olarak kabul edilmektedir. Gebelik, düzenli egzersiz ve geç adet görme endometriozis riskini azaltan faktörlerdir.

Nedenleri


Endometriozisin kesin nedeni hâlâ henüz bilinmemektedir. Olası nedenlerden birisi retrograd kanama dediğimiz endometrial dokunun tüplerden geriye doğru karın boşluğuna akmasıdır. Bu dökülen dokular, bu bölgede karın zarı ve diğer organlara yapışır. Bağışıklık sistemi zayıf olan kadınlarda bu dokular temizlenemez. Genetik yatkınlık diğer önemli nedenlerden birisidir. Bir diğer neden ise normal dokuların hormonlar veya immün faktörler nedeniyle endometriozise (transformasyon) dönüşmesidir. Nadiren bir başka neden ise endometrial dokuların kan veya lenf damarları yoluyla vücudun diğer bölgelerine taşınmasıdır.


Bulguları nelerdir?

Endometriozisin en önemli belirtisi kronik bir ağrıdır. Ağrı esas olarak adet döneminde ve ilişki sırasında görülür. Bir süre sonra adet döneminden bağımsız devamlı bir karın ağrısı olmaya başlar. Jinekolojik muayene sırasında şiddetli ağrı olur. Eğer endometriozis barsakları etkilemişse ağrılı dışkılama ve tıkanıklık meydana gelebilir. Mesaneyi etkilemişse kanlı idrar ve yanma şikayeti olur. Üreme organlarında meydana getirdiği hasarlar nedeniyle kısırlığa yol açabilir. Endometriozisi olan hastaların bir kısmında ise hiç belirti olmayabilir. Şiddetli adet ağrıları ve cinsel ilişkide ağrı çeken kadınların mutlaka doktora başvurmaları gereklidir.


Belirtileri özetlersek;

  • Ağrılı adet görmek (Dismenore)

  • Ağrılı ilişki (Disparoni)

  • Barsak hareketleri ve idrar yaparken ağrı

  • Aşırı kanama

  • Kısırlık

  • Diğer bulgular (kabızlık, şişkinlik, bulantı, yorgunluk hissi).

Bulguların şiddetinin hastalığın yaygınlığı ile korelasyonu gerekmiyor. Bazen hafif endometrioziste şiddetli ağrı olurken, şiddetli ve derin endometrioziste ağrı çok az olabilir.



Erken tanı nasıl konur?


Hastanın, şikayetlerinin ve kişisel hikâyesinin dinlenmesi çok önemlidir. Tanı için öncelikle bu şikayetleri olanlarda endometriozis akla gelmelidir. Daha sonra jinekolojik muayenede ağrı, hassasiyet ve kitle varlığı değerlendirilir. Özellikle transvajinal ultrasonografi ve fizik muayene ile bu bulgular teyid edilir. Ameliyat planlandığında hastanın Pelvik MR’nın yapılması ameliyat sınırlarının belirlenmesi ve hastaya nasıl bir cerrahi gerektiği konusunda bilgi vermek çok önemlidir. Kesin tanı laparoskopi ile çıkartılan dokunun patoloji tarafından incelenmesi sonucu konur.


  • Fizik muayene

  • Ultrason

  • MRI

  • Laparoskopi


Endometriozis hastalığı, miyomlardan sonra kadınlarda en sık görülen iyi huylu bir hastalık olmasına rağmen genelde hafife alınmaktadır. Ne yazık ki bu hastalık kadınlar arasında bilinmemektedir. Birçok kadın regl ağrılarının normal bir durum olduğunu ve bununla yaşamak zorunda olduğunu düşünmektedir. Bugün bile kadınlar kesin bir teşhis konulana kadar 7-11 yıl arasında bu hastalığın belirtilerinden acı çekmektedirler.


Bu hastalık genç kızlarda da görülür ve belirtiler göz ardı edildiği taktirde hastalık karşımıza daha ileri yaşlarda çok daha ilerlemiş, jinekolojik organlara zarar vermiş ve tedavisi daha kompleks bir hâle gelmiş olarak çıkar.


Daha ileri yaşlarda (40-50 yaş arası) ortaya çıkan endometriozis kistlerininde hafife alınmaması gerekir. Yumurtalıklarda meydana gelen bu kistlerin altından kanser çıkabileceği akılda tutulmalı ve bu yaş grubunda bu kistlerin nasıl olsa endometriozistir diye bekletilmeden ameliyat edilip patolojik incelemesinin yapılması gerekir.


Kısırlığa yol açar mı?

Endometriozisin kısırlığa yol açtığı ya da doğurganlıkta düşüşe sebep olduğu hâlen tartışmalı bir konudur. Endometriozis odakları özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklıklar ve yapışıklıklara yol açabilir ve bu da yumurtalıklardan yumurta salınımını ve transportunu engelleyerek kısırlığa neden olabilir.

Ayrıca endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler de yumurta ve spermin döllenmesine veya rahim içerisine yerleşmesine engel olabiliyor. Yapılan çalışmalarda kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınlarda yüzde 15-55 oranında endimetriozis olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca endometriozisi olan hastaların 1/3-1/2’sinin gebe kalmakta zorlandığını görüyoruz. Her endometriozis hastalığı kısırlığa yol açmaz. Bazı hastalar kendiliğinden gebe kalabilirken, bazıları ise çeşitli yardımcı tedavi yöntemlerine gereksinim duyabiliyor.


Kansere neden olur mu?

Over kanserinin, endometriozisi olan hastalarda daha sık görüldüğü saptanmıştır. Bazı çalışmalar, endometriozisin riski artırdığını düşündürmektedir. Bu nedenle özellikle ileri yaşta görülen endometriozis düşündüğümüz over kistlerinin çok iyi değerlendirilmesi ve tercihen ameliyatla çıkartılıp patolojik değerlendirilmesinin yapılması tavsiye edilir.




Endometriozisin tedavisi

Hastalığın seviyesine, semptomlara ve çocuk sahibi olmak isteyip istemediğinize göre değişebilir. Endometriozis ilaç tedavisiyle, ameliyatla veya iki yolla birden tedavi edilebilir. Ağrının temel sorun olduğu durumlarda genel olarak önce ilaç tedavisi denenir.


1- İlaç Tedavisi


Non-steroid anti-inflamatuarlar: Sadece ağrıyı azaltır ancak lezyonu ortadan kaldırmaz.

Hormonal tedavi: Endometrial dokunun büyümesini engeller ve yeni implantların ve yapışıklıkların oluşmasını engeller. Ancak endometriozis lezyonlarının ortadan kalkmasını sağlamaz. Kullanıldığı sürede büyük oranda şikayetleri azaltır.

> Doğum kontrol hapları:

> GnRH agonist ve antagonistleri: Estrojen ve progesteron üretimini artıran hormonları (FSH, LH) bloke eder. Bu ilaçlar hastayı menopoza sokar, bu nedenle uzun süre kullanılmaz.

> Progestin tedavisi: (Mirena, Depo-provera, Visanne) Menstrüel kanamayı ve endometrial doku oluşumunu durdurur ve endometriozis şikayetlerini azaltır.

> Aromataz inbitörleri: Vücuttaki estrojen miktarını azaltır.


2-Cerrahi Tedavi


Endometriozisin esas tedavisi cerrahidir ancak her endometriozisi olan hastayı ameliyat etmiyoruz. Ameliyat doğurganlığı arttırmak ve ağrıyı azaltmak için tercih edilebilir. Ameliyat sırasında endometriozis dokuları ortadan kaldırılır. Cerrahi tedavinin tercih edildiği grup özellikle hayat kalitesini bozan şiddetli pelvik ağrısı olan ve ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalar, endometriozisi olduğu bilinen, uğraştığı hâlde gebe kalamayan hastalar ve büyük çikolata kistleri olan veya endometriozis olduğu düşünülen şüpheli yumurtalık kistleri olan hastalardır.


Konservatif cerrahi:Bu tür cerrahi tedavide yumurtalık dokusu korunacak şekilde sadece kist çıkartılır ve varsa diğer endometriozis odakları temizlenir ve yapışıklıklar açılarak anatomi restore edilir. Eğer endometriozis varsa ve gebe kalmaya çalışıyorsanız, endometriozis kistlerini ve implantlarını cerrahi olarak temizlemek gebelik şansını artıracaktır. Ayrıca ağrı varsa cerrahi sonrası ağrıda ortadan kalkar. Ancak endometriozis lezyonlarının ve bulguların %10 ile %30 oranında geri dönebileceğini unutmamak lazım.


Bu ameliyatlar, tercihen Laparoskopik olarak yapılmalıdır. Bu yöntemle hastalar küçük deliklerden, üreme organlarına dokunulmadan ve daha yakın bir görüntü altında ameliyat olurlar. Böylece dokular daha az hasar görür ve hastalar daha çabuk iyileşirler. Bu ameliyatların bu konuda tecrübeli hekimler tarafından yapılması, hem hastanın doğurganlık ve hormonal fonksiyonlarının bozulmaması hem de hastalığın tekrarlama olasılığının azalması için çok önemlidir.

Rahim ve yumurtalıkların çıkartılması (Histerektomi ve ooforektomi): Endometriozisin en etkili tedavisidir. Ancak bu tedavide hastayı menopoza sokarız. Hastayı erken menopoza soktuğumuzda hayat kalitesi düşer. Rahmin çıkartılması aşırı kanama ve adet ağrısı bulgularını ortadan kaldırır. En son tercih olarak kullanırız.


Fertilite tedavisi: Eğer endometriozis nedeniyle gebe kalmakta sorun yaşanıyorsa kısırlık tedavisi (ovulasyon indüksiyonu, Tüp bebek tedavileri vb.) gerekebilir. Ancak burada kullanılan ilaçların endometriozisi büyütebileceği unutulmamalıdır.


Her endometriozis kisti operasyon gerektirir mi?


Her gördüğümüz endometriozis kistlerini ameliyat etmiyoruz. Hastanın şikayeti yoksa, kist çok büyük değilse (5 cm’den küçük) ve hasta genç ise bu kistleri bir süre takip edebiliriz. Çünkü bu hastalık %10-%30 oranında tekrarlayabilir. Bu nedenle ameliyat edeceksek önemli bir nedenimiz olmalıdır. Hastaların şiddetli ağrı şikayetleri varsa, tedaviye rağmen gebe kalamamışlarsa ve kistin kanser açısından şüpheli bir görüntüsü varsa o zaman ameliyat gerekir.


Derin endometriozis nedir ve nasıl tedavi edilir ?


Derin endometriozis, peritoneal boşluğun dışına veya pelvik organlara, barsak veya mesane duvarına 5 mm’den fazla girmiş olan endometriotik lezyonlar olarak tanımlanır. Derin endometriozis rahmin arkasında pelvik taban ve sinir yapıları üzerindeyse ağrı yapar. Bu ağrı adet ağrısı, ilişki sırasında ağrı ve bazende kronik pelvik ağrı şeklinde olur. Barsağı etkilemişse kanama, tıkanıklık, kabızlık, gaz şikayetleri, mesaneyi etkilemişse kanlı idrar, yanma, ağrı yapabilir. Yumurtalık ve tüpleri etkilediğinde bu organları kullanılmaz hâle getirip kısırlığa yol açabilir. Bazen bu bölgedeki sinirleri etkiler ve bu sinirlerin gittiği yerlerde (bel ve bacak ağrıları) çok şiddetli ağrılara neden olur.




Derin endometriozisin esas tedavisi cerrahidir. Bu cerrahi, bazen kanser cerrahisi kadar zor ve kompleks olabilir. Derin endometriozisde bu bölgedeki organlar birbirlerine yapışmıştır ve bazen barsak ve idrar yollarında tıkanıklıklara yol açmıştır. Ameliyat esnasında bu yapışıklıkları organlara zarar vermeden açmak, gerektiğinde tıkanıklık oluşmuş olan barsak ve idrar yolu bölümlerini çıkartmak ve tekrar uç uca bağlamak gerekir. Bu esnada hastanın organ fonksiyonlarını korumak için sinirlere zarar vermemek, yumurtalıkları korumak ve sonunda bu bölgeyi gebelik sağlayabilecek şekilde restore etmek gerekir. Bu ameliyatlar, anatomi daha yakından ve daha net görüldüğü için kapalı yöntemlerle laparoskopik veya robotik olarak yapılır. Bu ameliyatların özelliği nedeniyle konunun uzmanları tarafından multidisipliner bir anlayışla yapılması gerekir.


Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page