top of page
Maria Grazia Chiuri imzalı Dior Haute Couture İlkbahar-Yaz 2024 koleksiyonunun tamamına, büyüleyici Ariadne’nin repliklerini hatırlatan “aura” kavramı nüfuz ediyor.


Büyüleyici bir Ariadne’nin ipliği gibi, “aura” kavramı, Maria Grazia Chiuri tarafından hayal edilen tüm Dior haute couture ilkbahar-yaz 2024 koleksiyonunu besliyor. Tekstil sanatının çoğul güzelliğini keşfeden Kreatif Direktör, gösterinin Big Aura adlı senaryosunu tasarlayan Isabella Ducrot ile büyüleyici, yaratıcı bir diyalog başlattı. Koleksiyondaki 23 siluet, siyah karelerin içerisine yerleştirilmiş görsellerle sunuldu. Her haute couture parçası, aura ve benzersizliğin bir sembolüydü âdeta.


Koleksiyonda çağdaş görünümleri hayata geçirmek için Maison’un arşivleri yeniden ziyaret ediliyor. Mösyö Dior’un 1952 Sonbahar-Kış koleksiyonu için tasarladığı “La Cigale” isimli elbiseden ilhamla tasarlanan parçalar, Christian Dior’un çok sevdiği bir efekt olan rafine “moiré” kumaşla yüceltiliyor.



Sırayla sunulan kreasyonlar mimari bir zarafet inşa ediyor: Heybetli yakalı paltolar, abartılı kesimleri ortaya çıkaran geniş etekler, katmanlar, pantolonlar ve ceketler. Kadife giysiler cazibeyi artırıp akıcı bir şekilde hareket ederken görkemli bir kuş tüyü pelerin, işlemeli çift taraflı organze bir elbisenin üzerine oturuyor. Haute couture’ün auratik, heykelsi ve metamorfik değerini ifade eden bu muhteşem hikâye, başka dünyalara yolculuğa davet niteliği taşıyor.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 20 Kas 2023
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Ara 2023

Herfetch markasının Kurucusu Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver, 2000’li yılların başından aldığı ilhamla; cesur ve renkli tasarımlara imza atıyor. Kendisiyle yeni koleksiyonunu ve tasarım çizgisini konuştuk.

Tasarım yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Moda dünyasına olan ilgim aslında çocukluğa dayanıyor. Üniversitede Ekonomi bölümünde eğitimimi tamamladıktan sonra istediğimin, ilgi alanımın ve kendimi hayal ettiğim alanın tam olarak moda olduğuna karar verdim. Bu kararımdan sonra kariyer planımı tamamıyla moda sektörüne çevirdim. Yaklaşık 7 sene tekstil kuruluşlarında aktif olarak çalıştıktan sonra kendi markam için tasarımlar yapmaya başladım.


Markanız nasıl doğdu, adı nereden geliyor?

Herfetch ismi 2000’lerde ikonikleşmiş That’s so Fetch’den gelen “fetch” ile “her” yani kadının birleşmesi ile ortaya çıktı. Ekip olarak yeni trendlerin temellerine ve hızla gelişen dijital dünyaya her zaman ayak uyduruyoruz. Bu yeni döngü ile birlikte yaşama biçimimiz de hızla şekillendi. İş yapma ve tüketim alışkanlıklarımız ise buna paralel olarak tamamıyla internet temelli olmaya başladı. Mağazacılıktan online bir dünyaya evrilen alışveriş alışkanlıklarımızı doğru ürünler ve doğru müşterilerle buluşturmayı hedefliyoruz.


Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver | Herfetch Kurucusu
Zeliha Hazal Dağlı Tanrıöver | Herfetch Kurucusu

Koleksiyonunuzdan bahseder misiniz?

Koleksiyonumuzun teması 2000’s vibes dediğimiz dönemden esinlenerek çıkarttığımız bir koleksiyon; daha düşük beller, kısa elbiseler, renkli modelleri sık sık görebiliriz.


Tasarım çizginizi nasıl özetlersiniz?

Her an değişen trendi yakından takip ederek bu trendlere ayak uydurmak isteyen cesur, dinamik, eğlenceli, stil sahibi kadınlar için diyebiliriz. Giydiği her şeyi kendilerine yakıştırabilen herkes!


Markanıza hangi mağaza ve kanallardan ulaşılabilir? En çok tercih edilen tasarımlarınız hangileri?

Markanın kendi internet sitesinin yanı sıra aynı zamanda Milagron ve hipicon platformlarından da ulaşılabilir. En çok tercih edilen bu sezonki modelimiz, marka ismimize de ilham olan The Fetch Dress.


Çizgisini sevdiğiniz tasarımcılar hangileri?

Global olarak 2000’lerde John Galliano Dior dönemi çok severek takip ettiğim ve ilham aldığım bir dönem.


Projeleriniz neler?

Kısa vadeli hedefimiz Türkiye’de bilinir bir e-ticaret firması olmak. Uzun vadede iş planlarımız ise global e-ticaret liginde bilinen bir online platform olmak. Avrupa bazlı bir şirket kurup şirketin Avrupa ayağını oradaki ofisten ve depodan yönetmek.



  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 4 Eyl 2023
  • 2 dakikada okunur
Moda fotoğrafçılığında minimalizm ve doğallık yükselişte. İddialı çekimleriyle öne çıkan fotoğraf sanatçısı Yunus Emre Çetin ile bu trendin moda markalarına yansımasını konuştuk.


Moda fotoğrafçısı olarak tarzınızı nasıl özetlersiniz?

Çabuk tüketilir görseller yerine, yıllarca kullanılabilecek kalitede, çalıştığım markayı ileri taşıyacak özellikte, ikonik görseller üretmeye özen gösteriyorum. Teknik olarak da çalışmalarımda genellikle doğal ışık kullanıyorum. Çekimlerimi doğada ya da bir mekânda çekmeyi tercih ederim. Eğer müşteri ya da ajans toplantısında bu konularda karar bana aitse, stüdyo, set ve yapay ışıkları kullanmamayı tercih ediyorum.



Yunus Emre Çetin | Fotoğraf Sanatçısı
Yunus Emre Çetin | Fotoğraf Sanatçısı

Sizi diğer moda fotoğrafçılarından farklı kılan nedir?

Ben çekimlerimde özgün tarzımı yansıtmaya özen gösteriyorum. Beni farklı kılan iki önemli şey var; ilki sanatsal ve mesleki açıdan zihnimi çok çeşitli kaynaklardan besliyorum. Filmler, diziler, kitaplar, dergiler, seyahatlerim, sanat eserleri ve önemli sanatçılara ait uluslararası çalışmalar. Bu kaynaklardan yalnızca birkaçı. Örneğin; herkes bir dizi veya filmde konuya odaklanırken ben fotoğrafik dile, ışık ve renk kullanımına odaklanıyorum. Bu özelliğim sayesinde bilinçaltım tüm bu kaynakları iyice özümsedikten sonra bunu bir şekilde harmanlayıp işime yansıtıyor. İkincisi ise işi; çekim öncesi, çekim günü ve çekim sonrası olarak kısımlara ayırıp her aşaması için ayrı bir çalışma yapıyorum. İşimi uluslararası standartlarda, tam ciddiyet ve özen içeren kurumsal zihniyetle yapıyorum.



Dünyada moda çekimlerinde yapay ışıktan uzak, doğal ve minimalist kareler yükselişte. Sizin de çekimlerinizde doğallık ve zarafet hep ön planda. Sizce bu trend moda markalarının kampanya karelerine nasıl yansıyacak?

Gelişen teknoloji ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle hem çok hızlı görsel üretmeye hem de üretilen görselleri çok çabuk tüketmeye başladık. Bu da beraberinde yoğun dijital düzenlemeleri, yapay zekâ destekli dev ekranlar ile gerçek mekânda çekiliyor algısı yaratan Hollywood teknolojisini ve stüdyoya hapsolmuş sahte bir gerçekliği getirdi. İyi saç ve makyaj yapmak, iyi mekân bulmak, doğal ışığı iyi değerlendirmek, iyi fotoğraf çekmek gibi yetenek ve zaman gerektiren işler yerini teknolojik imkânlara, dijital ekipmanlara ve bilgisayar başındaki düzenlemelere bıraktı. Bu noktada ben de fotoğrafın ve fotoğrafçılığın özünün korunması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak fotoğrafta doğal ışık ve doğal mekânların kullanılmasını, retouch aşamasında ise dijital manipülasyondan uzak, kusurların mümkün olduğunca doğal bir şekilde, minimum dijital müdahale ile kapatılmasını savunan doğallık trendine yöneldim. Fikrin özünde fotoğrafın gerçeği yansıtması gerektiği, sade ve doğal bir dili olması gerektiği var. Nitekim yurt içinde ve yurt dışında da artık bu konuda adımlar atılmaya başlandı. Norveç’te kabul edilen sosyal medya yasası da bu durumun somut bir ispatı oldu. Yasaya göre artık paylaşılan bir fotoğrafta Photoshop yapıldığını belirtmemek suç sayılacak. Bu gelişmeyi minimalizm ve doğala geçiş fikri adına atılan olumlu bir adım olarak görüyorum.



“Yurt dışında ofis açarak uluslararası alanda tanınırlığımı artırmak, farklı coğrafyalarda önemli projelere imza atmak istiyorum. Şimdilik fizibilite aşamasındayım ancak yakın gelecekte bu konuda girişimlerde bulunabilirim.”



BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page