top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Oğuz Ateş
    Oğuz Ateş
  • 17 Şub
  • 3 dakikada okunur
Elektrik enerjisi modern yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Evlerde kullanılan beyaz eşyalar, ısıtma-soğutma sistemleri, aydınlatma ve elektronik cihazlar, akıllı ev sistemleri elektrik tüketimini her geçen gün artırmaktadır. Son yıllarda bu tüketime elektrikli araçların da eklenmesiyle birlikte enerji ihtiyacı daha da büyümüştür. Özellikle enerji fiyatlarının yükselmesiyle birlikte “Ne kadar elektrik harcıyoruz?” sorusu hane halkı için her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir. Bu noktada güneş paneliyle elektrik üretimi hem maliyetleri düşüren hem de sürdürülebilirliği destekleyen güçlü bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.


Türkiye’nin en yüksek güneşlenme potansiyeline sahip bölgelerinden biri olan Bodrum, yenilenebilir enerji yatırımları açısından son derece avantajlı bir konumda yer almaktadır. Yaz aylarında artan nüfus; yoğun klima kullanımı, turizm kaynaklı enerji ihtiyacı ve elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması, Bodrum’da elektrik tüketimini ciddi ölçüde artırmaktadır.


Bu durum güneş paneliyle elektrik üretimini Bodrum özelinde çok daha anlamlı ve cazip hâle getirmektedir. Bodrum’da bir evin ortalama aylık elektrik tüketimi Türkiye ortalamasının üzerindedir. Yazlık ve daimî kullanım farkına bağlı olarak bu tüketim 250–450 kWh arasında değişmektedir. Özellikle yaz aylarında klima, havuz motorları, sulama sistemleri ve bahçe aydınlatmaları elektrik tüketimini belirgin şekilde artırmaktadır. Müstakil evlerde bu rakamın 500 kWh ve üzerine çıktığı da sıkça görülmektedir. Buna ek olarak evde bir elektrikli aracın düzenli olarak şarj edilmesi aylık tüketime ortalama 200–300 kWh daha eklenmesine neden olabilmektedir.



Bodrum’un en büyük avantajı ise yıllık güneşlenme süresinin ortalama 2.900–3.000 saat civarında olmasıdır. Bu süre güneş panellerinin yıl boyunca yüksek verimle çalışmasını sağlar. Çatı tipi ya da bahçeye kurulan sistemler evin elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayabilir.


Bodrum’da kurulan 5 kW gücündeki bir güneş enerji sistemi yıllık ortalama 7.500–8.000 kWh elektrik üretebilmektedir. Bu üretim miktarı hem bir hanenin temel elektrik ihtiyacını hem de bir elektrikli aracın yıllık şarj ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilecek düzeydedir.


Son yıllarda öne çıkan bir diğer çözüm ise garaj üstü (carport) güneş paneli sistemleridir. Özellikle müstakil evlerde ve villalarda araçların park edildiği alanların üstü güneş panelleriyle kaplanarak çift amaçlı bir kullanım sağlanmaktadır. Bu sistemler hem araçları güneşten ve yağmurdan korur hem de doğrudan elektrik üretir. Garaj üstü güneş panelleri sayesinde, elektrikli araçlar şebekeden bağımsız ya da çok düşük maliyetle şarj edilebilir. Bodrum gibi güneşli bölgelerde bu sistemler elektrikli araç sahipleri için son derece verimli bir çözüm sunmaktadır. Bu veriler ışığında Bodrum’da güneş paneli kurmanın avantajları oldukça fazladır. Öncelikle elektrik faturalarında ciddi bir düşüş sağlanır. Yaz aylarında neredeyse sıfıra yaklaşan faturalar, sistemin en dikkat çekici getirilerinden biridir. Bataryalı sistemler sayesinde elektrik kesintilerinin yaşanabildiği bölgelerde enerji sürekliliği sağlanır. Ortalama bir ev için kurulan 5 kW’lık bir sistem, aylık tüketimin tamamını da karşılayabilir. Ayrıca fazla üretilen enerji uygun altyapı ile elektrik şebekesine satılarak ek gelir elde edilebilir.


Maliyet açısından değerlendirildiğinde, Bodrum’da ev tipi bir güneş paneli sisteminin kurulumu sistem kapasitesine ve batarya kullanımına bağlı olarak 150 bin – 350 bin TL arasında değişmektedir.

Garaj üstü güneş paneli çözümleri ve elektrikli araç şarj altyapısı eklendiğinde bu maliyet bir miktar artsa da yüksek güneşlenme süresi sayesinde sistemler genellikle 4–6 yıl içinde kendini amorti etmektedir. Sonrasında ise 20–25 yıla varan kullanım ömrü boyunca düşük maliyetli ve temiz enerji sunar.



Sonuç olarak Bodrum, iklim koşulları ve yüksek güneşlenme süresi sayesinde güneş enerjisi yatırımları için Türkiye’nin en elverişli bölgelerinden biridir. Artan elektrik tüketimi, elektrikli araçların yaygınlaşması ve yükselen enerji maliyetleri göz önüne alındığında, güneş paneli sistemleri Bodrum’da yaşayanlar için yalnızca çevreci değil, aynı zamanda son derece ekonomik bir çözümdür. Garaj üstü güneş panelleriyle desteklenen bu sistemler, enerji bağımsızlığı sağlarken Bodrum’un doğal dokusunu koruyan sürdürülebilir bir yaşam anlayışını da güçlendirmektedir.

  • Yazarın fotoğrafı: Oğuz Ateş
    Oğuz Ateş
  • 11 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur
Su; yaşamın kaynağı, medeniyetin yönünü belirleyen en değerli hazinemizdir. Ancak sanıldığı kadar zengin değiliz; her damlası kıymetli, her israfı geleceğimizden eksiltir. Barajlarımız, akarsularımız ve deniz suyu arıtma tesislerimizle suyu yönetmek elimizde fakat asıl güç, bilinçli bireylerde saklıdır. Unutmayalım ki su sadece doğanın değil, insanlığın da aynasıdır. Ona nasıl davranırsak, geleceğimiz de öyle akacaktır.


Su; dünya üzerinde bol miktarda bulunan ve tüm canlıların yaşayabilmesi için vazgeçilmez olan, kokusuz ve tatsız bir kimyasal bileşiktir. Sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalga boylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle mavi bir renge sahiptir. Dünyanın oluşum sürecinde bir oksijen ve iki hidrojen atomlarının birleşmesiyle meydana gelen suyun döngüsü aslında okyanuslardan başlar. Bu döngüde önce buharlaşan su, daha sonra yoğunlaşır ve gökyüzünden yağmur olarak yeryüzüne geri döner.


Hayatımızı idame ettirebilmemiz için en önemli besin kaynağımız olan su, dolaşım ve sindirim sistemlerinin çalışmasında temel unsur olduğu gibi vücudumuzdan artık ve zehirli maddelerin atılmasında da mühim bir vazifeyi yerine getirir. İnsan organizmasının önemli bir kısmı sudan meydana gelir. Su, vücudun sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Hücredeki biyokimyasal tepkimelerden vücut ısısının düzenlenmesine, eklemlerin kayganlığından besinlerin sindirimi ve taşınmasına kadar pek çok hayati görevi vardır. Ayrıca kalsiyum, magnezyum ve flor gibi minerallerin alınmasını sağlar, zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur ve tüm organ sistemlerinin düzenli çalışmasını destekler. Vücudun su dengesini korumak için su ve diğer içecekler büyük önem taşır. Gün içinde yaklaşık 2,5 litre su kaybederiz; bu kaybın yiyecek ve içeceklerle karşılanması hidrasyonun sürdürülmesi için gereklidir. Kaybolan suyun yerine konmaması dehidratasyon denilen sıvı kaybına yol açar. Özellikle bebekler, dehidratasyon açısından en hassas gruptur.



Su; insanlık tarihi boyunca sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda uygarlığın yönünü belirleyen bir güç olmuştur. Ülkemiz ise bu gücü en yakından hisseden ülkelerden biridir. Dağlarından doğan, ovalarını besleyen ve üç tarafı denizlerle çevrili olan bu güzel ülke, suyun coğrafyasını yaşayan bir memlekettir.


Ülkemizin akarsuları coğrafyanın ritmini belirler. Kızılırmak 1.355 kilometrelik uzunluğuyla ülkemizin en büyük nehri olarak Anadolu’nun ortasından geçer ve topraklara bereket taşır. Fırat ve Dicle ise yalnız ülkemiz için değil, bütün Orta Doğu için stratejik öneme sahiptir. Bu iki nehir hem tarımı hem de bölgesel siyaseti şekillendirir. Sakarya, Gediz, Büyük Menderes ve Çoruh gibi diğer önemli akarsular da ülkenin çeşitli bölgelerinde hayatın kaynağıdır.


Ülkemizin akarsuları genellikle kısa ve eğimli olduğu için bu suların tutulması zordur ve hızla denize ulaşırlar. İşte bu noktada, suyu verimli kullanmanın anahtarı olan barajlar devreye girer. Türkiye, su kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla uzun yıllardır baraj yatırımlarına büyük önem vermektedir. Günümüzde ülkemizde 900’ün üzerinde baraj bulunmaktadır. Bu barajlar yalnızca su depolamakla kalmaz; sel riskini azaltır, sulama kanallarıyla tarımsal üretimi destekler, şehirlerin içme suyu ihtiyacını karşılar ve enerji üretimine katkı sağlar.


Bu alandaki en önemli örneklerden biri, Fırat Nehri üzerinde yer alan Atatürk Barajı’dır. Türkiye’nin en büyük barajlarından biri olan bu dev yapı, sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kalkınmasına değil, ülke genelindeki enerji üretimine de büyük katkı sunmaktadır. Ayrıca Keban, Karakaya, Deriner, Oymapınar gibi diğer barajlar da Türkiye’nin enerji bağımsızlığı ve tarımsal üretimi için kritik rol oynamaktadır.



Bilinenin aksine ülkemiz sanıldığı kadar su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.400 metreküp civarındadır. Su zengini sayılabilmek için kişi başı minimum 8.000 metreküp olması gerekmektedir. Bu nedenle ülkemiz su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde yer almaktadır.


Ülkemiz ne yazık ki kuraklık, endüstri, sanayi, kentleşme, yoğun nüfus ve iklim değişikliği gibi nedenlerden ötürü doğal tatlı su kaynaklarımız açısından sorun yaşamaya başlamıştır. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da su kıtlığı zaman zaman ciddi biçimde hissedilmektedir. Karadeniz’in bol yağışıyla İç Anadolu’nun kuraklığı arasındaki fark suyun coğrafi olarak ne kadar dengesiz dağıldığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle alternatif olarak deniz suyu arıtma tesisleri kurulmakta veya planlanmaktadır.


Bir litre deniz suyunda yaklaşık 35 gram tuz bulunur. Bu yüksek tuz oranı nedeniyle deniz suyu doğrudan kullanıma uygun değildir. Ancak çeşitli arıtma sistemleri ve işlemler sayesinde deniz suyu, içme ve kullanma suyu hâline getirilebilir.


Dünya genelinde deniz suyunun arıtılmasında üç temel sistem kullanılmaktadır: Ters osmoz (Reverse Osmosis), Buharlaşma yöntemleri (MSF, MED) ve VSEP (Vibratory Shear Enhanced Processing). Bu yöntemler arasında en yaygın olanı ters osmoz sistemidir.


Ters osmoz yöntemi, yaklaşık 60–70 bar basınç altında çalışan özel bir membran sistemiyle tuz ve diğer çözünmüş katı maddelerin sudan ayrılmasını sağlar. Bu süreçte deniz suyu önce ön filtreleme aşamasından geçirilir, ardından kimyasal dezenfeksiyon uygulanır. Daha sonra yüksek basınç altında membran filtrelerine yönlendirilir. Son aşamada ise suyun pH dengesi ayarlanır, saflık derecesi optimize edilir ve UV dezenfeksiyonu yapılarak tamamen arıtılmış su depolanır. Böylece deniz suyu, güvenle kullanıma hazır hâle gelir.


Dünya genelinde deniz suyu arıtma sistemleri giderek daha yaygın hâle gelmektedir. Ülkemizde de özellikle Ege, Akdeniz ve Marmara kıyılarında bu amaçla çeşitli tesisler kurulmuştur. Türkiye’deki ilk örneklerden biri Avşa Deniz Suyu Arıtma Tesisidir.

Bir deniz suyu arıtma tesisinin kurulum maliyeti; tesisin konumu, kapasitesi ve arıtılacak deniz suyunun kalitesine göre değişmekle birlikte, genellikle milyonlarca dolar düzeyindedir. Arıtılmış suyun maliyeti ise ortalama olarak metreküp başına 0,50 ile 1,5 ABD doları arasında değişmektedir.


Su sadece doğanın değil, insanın da aynasıdır. Biz suya nasıl davranırsak, su da bize o şekilde akacaktır. Bugün atılacak her adım çok önemlidir. İsrafı önlemek, suyu yeniden kullanmak, damla sulama sistemlerini yaygınlaştırmak ve şehirlerde yağmur suyu hasadı yapmak geleceğin su güvenliğini belirleyecektir. Devlet politikaları kadar bireysel bilinç de önemlidir. Musluğu kapatmak küçük bir hareket gibi görünür ama aslında büyük bir kültürün göstergesidir. Ülkemiz barajlarıyla, akarsularıyla ve gölleriyle büyük bir tatlı su potansiyeline sahiptir ancak bu potansiyel doğru yönetilmediği sürece gelecek kuşaklara eksilerek aktarılacaktır. Bu yüzden suyu sadece tüketilecek bir kaynak olarak değil, korunacak bir emanet olarak görmemiz gerekmektedir.

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 3 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur
Anadolu Sigorta, güçlü finansal performansı, dijital dönüşüm yatırımları, girişimcilik ekosistemiyle geliştirdiği inovasyon projeleri ve toplumsal etki yaratan sürdürülebilirlik çalışmalarıyla sigortacılığın geleceğini bugünden şekillendirerek ikinci yüzyılına emin adımlarla giriyor. Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan, “Teknolojik yetkinliğimiz, kurumsal değerlerimiz ve insan odaklı yaklaşımımızla ikinci yüzyıla daha güçlü, daha çevik ve daha dayanıklı bir şekilde adım atıyoruz” dedi.


Z. Mehmet Tuğtan (Genel Müdür) - Berna Semiz Ergüntan (Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü)


Anadolu Sigorta, Feriye’de düzenlediği basın toplantısında 100. yılındaki finansal sonuçlarını, yenilikçi teknoloji yatırımlarını, sürdürülebilirlik yaklaşımını ve toplumsal fayda yaratan projelerini paylaştı.

Şirketin, bir asırlık yolculuğunda sigortacılığın dönüşümüne öncülük ettiğinin aktarıldığı toplantıda, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan, 2025 yılı boyunca yürütülen projeler ile gelecek dönem hedefleri hakkında bilgi verdi. Tuğtan teknoloji ve Ar-Ge’nin Anadolu Sigorta’nın yeni yüzyılındaki en güçlü yatırım alanlarından biri olarak öne çıktığını vurguladı.


Anadolu Sigorta 3 branşta sektör liderliğini sürdürüyor

Anadolu Sigorta, 2025 yılının ilk 10 ayında prim üretimini bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 44,5 artırarak 74,76 milyar TL seviyesine ulaştırdı. Şirket, en yüksek prim üretimini 16.4 milyar TL ile Kara Araçları Sorumluluk branşında gerçekleştirdi; bu branşı 15.31 milyar TL ile Hastalık-Sağlık, 14.42 milyar TL ile Yangın ve Doğal Afetler ve 13.95 milyar TL ile Kara Araçları branşları izledi. Anadolu Sigorta, hayat dışı 15 ana branşın 11’inde ilk üç sırada yer almayı başarırken, Kara Araçları (Kasko), Su Araçları ve Nakliyat branşlarında sektör liderliğini sürdürdü.


Şirketin finansal sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan şunları söyledi: “Şirketimizin güçlü operasyonel performansı karlılık büyümemize ve özkaynak karlılığımıza olumlu yansıdı. 2025’in ilk 9 ayında kümülatif solo net karımız yıllık %10 büyürken, son 12 aylık ortalama özkaynak karlılığımız ise %36,4 olarak gerçekleşti. Güçlü sermaye yeterliliği, reel prim üretimi ve hissedarları için reel özkaynak karlılığı sunan şirketimiz 1 Milyar Doların üzerinde piyasa değeriyle işlem görüyor. Zorlu ve değişen makro görünüme rağmen 2025 ve 2026 yıllarında reel değer yaratımına devam ederek şirketimizi daha büyük piyasa değerlerine ulaştırmayı hedefliyoruz."


"Yenilenen vizyonumuz, misyonumuz ve kurumsal değerlerimiz güven duygusunun da dönüşümüne öncülük edecek"


Anadolu Sigorta 2025 yılında vizyonunu, misyonunu ve kurumsal değerlerini yeniden belirledi. Şirket, yeni vizyonunu “Finansal liderliğimiz ve insan odaklı yaklaşımımızdan aldığımız güç, yenilikçi teknolojiler ve eşsiz müşteri deneyimi ile sigortacılığın dönüşümüne öncülük ediyoruz” ifadesiyle tanımlıyor. Bu vizyon, Anadolu Sigorta’nın yalnızca finansal başarıya değil, topluma değer katmaya ve geleceğin sigortacılığına odaklandığını gösteriyor. Anadolu Sigorta, yeni misyonunu ise “Topluma verdiğimiz sözle bugünü ve yarını güvenle koruyoruz” olarak belirlerken, sunduğu ürün ve hizmetlerle gelecekte de müşterilerinin her koşulda yanında olma hedefinin altını çiziyor.  


Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet TuğtanKurulduğumuz günden bu yana insan merkezli ve sürdürülebilir bir sigortacılık anlayışını esas alıyoruz. İkinci Yüzyılımıza doğru giderken kurumsal değerlerimizi de yeniden şekillendirdik. ‘Köklülük’, ‘saygı’, ‘dürüstlük’, ‘müşteri odaklılık’, ‘birlikte başarma ve takım ruhu’ ile ‘yenilikçilik’ değerlerimiz, şirketimizin kültürünü ve çalışma anlayışını tanımlıyor. Yenilenen vizyonumuz, misyonumuz ve kurumsal değerlerimiz şirketimizin dijital dönüşüm, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve müşteri deneyimi alanlarındaki stratejik projeleriyle doğrudan örtüşürken sadece sigortacılığın değil, güven duygusunun da dönüşümüne öncülük edecek” dedi.

 

“Teknolojiye yalnızca bir araç olarak değil; sigortacılığın geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir kaldıraç olarak bakıyoruz”

Anadolu Sigorta’nın, dijital dönüşüm süreci ve yapay zekâ destekli inovatif projeleri ile sigortacılığın yarınını bugünden inşa eden öncü bir vizyon ortaya koyduğunu ifade eden Tuğtan “Teknolojiye yalnızca bir araç olarak değil; sigortacılığın geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir kaldıraç olarak bakıyoruz. Veriyle güçlenen, otomasyonla hızlanan ve yapay zekâ ile öğrenen bir model yaratıyoruz. 1859 çalışanımızın 350’si IT uzmanlarından oluşuyor. Türkiye’nin ilk yerinde Ar-Ge Merkezi sahibi sigorta şirketi olarak bugüne kadar 21 projeyi başarıyla tamamladık. Devam eden 9 projemiz bulunuyor. Bunlardan 2 tanesi önleyici sağlık hizmetleri ile ilgili inovatif çözümler sunan Avrupa Birliği projeleri. Projelerimizden biri kronik hastalık takibinde giyilebilir teknolojiler ile yenilikçi çözümler sunarken diğeri ise 5G üzerinden uzaktan fizyoterapi hizmetlerinin en doğru şekilde alınmasına olanak sağlıyor” dedi.


Şirketin dijital stratejisini “Geleceğin Şirketi” vizyonu doğrultusunda sürdürdüğünü belirten Tuğtan 2025 yılı boyunca teknoloji alanında elde ettikleri kazanımları şöyle ifade etti: “Hasar süreçlerine yönelik yapay zekâ destekli Hasar Sanal Asistan, müşterilerin hasar dosyalarına ilişkin tüm bilgileri 7/24 sunuyor ve eksper raporu, değer kaybı belgeleri, eksik evrak yönlendirmesi gibi işlemleri tek platformdan yönetebiliyor. Şirketimizin robotik süreç otomasyonu çalışmaları kapsamında 127 süreç dijitalleştirilerek 97,6 FTE verimlilik sağlandı. 2025 üçüncü çeyreği itibarıyla dijital kanallardan elde edilen üretim 601,5 milyon TL olurken, Sigortam Cepte ve Sağlığım Cepte uygulamalarıyla 1 milyona yakın kullanıcı yıl içinde yaklaşık 7,5 milyon işlem gerçekleştirdi. Yeni üretim platformumuz ASTRA ile 70 ürün modern bir arayüze taşınarak operasyonel süreçlerde önemli hız ve kalite artışı sağlandı.”


“İnovasyonu girişimcilik ekosisteminin dinamizmiyle büyütüyoruz”

Anadolu Sigorta’nın, ikinci yüzyılına hazırlanırken inovasyonu sadece iç kaynaklarla değil, girişimcilik ekosisteminin dinamizmiyle birlikte büyütmeyi tercih ettiğini belirten Tuğtan mevcut yaklaşımlarının somut çıktılarını şöyle özetledi: “Bu yaklaşımın somut iki örneği Workup AStart Girişimcilik Programı ve AStart Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (AStart GSYF).


Türkiye İş Bankası Workup Girişimcilik Programı iş birliğiyle ve Yapay Zekâ Fabrikası yürütücülüğünde hayata geçirdiğimiz Workup AStart Girişimcilik Programı’nın ilk döneminde bu yıl 8 girişim mezun oldu. Programın ilk döneminde seçilen girişimler, Anadolu Sigorta ekipleriyle birlikte gerçek iş problemleri üzerinde çalışarak çözümler geliştirdi. Bu süreci sadece bir hızlandırma programı olarak değil, ortak değer üretim platformu olarak değerlendirdik. AStart GSYF ise, sigorta teknolojileri, sağlık, yapay zekâ, mobilite, enerji, afet yönetimi ve sürdürülebilirlik başta olmak üzere farklı dikeylerde girişimcilik ekosistemine uzun vadeli ve sürdürülebilir katkı sağlamayı hedefliyor.”


“Sadece geçmişe bakmıyor, yeni yüzyılın kapılarını cesurca aralıyoruz”

Anadolu Sigorta’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınma vizyonunun bir yansıması olarak kurulduğunu, 100. yılın sadece kurumsal bir dönüm noktası değil, aynı zamanda ülkenin modernleşme yolculuğuyla iç içe geçmiş tarihsel bir anlam taşıdığını vurgulayan Tuğtan sözlerini şöyle sürdürdü: “1925’te Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde temelleri atılan şirketimiz, geçen yüzyıl boyunca yalnızca bir sigorta kurumu olmanın ötesine geçti; sigortacılığın Türkiye’deki gelişimine yön veren, sektörün standartlarını belirleyen bir öncü haline geldi. Bugün, bir yüzyılı geride bırakmanın heyecanıyla sadece geçmişimize dönüp bakmıyoruz; aynı zamanda bizi bekleyen yeni yüzyılın kapılarını cesur adımlarla aralıyoruz. Bu anlamlı yılı, çok sayıda etkinlikle dolu dolu geçirdik. Kuruluş günümüz olan 8 Mart’ta Anıtkabir’i ziyaret ederek Atamızın huzurunda, kurucumuza olan bağlılığımızı ve minnetimizi bir kez daha ifade ettik. Ardından, 11 Nisan’da büyük ses getiren Yüzyıllık İmza Gala Gecemizi gerçekleştirdik. Anadolu Sigorta'nın Cumhuriyet tarihiyle iç içe geçmiş yolculuğunu etkileyici bir görsel şovla anlattığımız bu gece, sigortacılığın çok ötesine geçen bir toplumsal hafıza ve değer hikâyesi olarak izleyicilerin büyük beğenisini kazandı. Şirketimizin tarihini ve sigortacılığın Türkiye’deki gelişimini akademik bir perspektifle ele alan, son derece kıymetli bir çalışmayı daha hayata geçirdik. İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ın proje koordinatörlüğünde; yazarlarımız, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Birdal ve Doç. Dr. Barış Kablamacı’nın titiz çalışmalarıyla hazırlanan “Yüzyıllık İmza” prestij kitabımız yayınlandı.”


"Katkı sunmaya devam edeceğiz"

Toplantının kapanışında Tuğtan, ikinci yüzyıla yönelik mesajını “Bir yüzyılı geride bırakırken geleceğe daha büyük bir sorumlulukla bakıyoruz. Teknoloji, sürdürülebilirlik, toplumsal fayda ve müşteri memnuniyeti odağında ilerleyerek ülkemizin ekonomik ve sosyal dönüşümüne katkı sunmaya devam edeceğiz” sözleriyle ifade etti.


“Yüzyıllık birikimimizle sosyal sorumluluk faaliyetlerimizi sürdürüyoruz”

Toplantıda Anadolu Sigorta’nın “Kaybetmek Yok” sloganıyla sürdürülebilir bir gelecek inşa etme hedefiyle çalışırken yürüttüğü toplumsal etkisi yüksek kurumsal sosyal sorumluluk projelerine değinen Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan ise “2022’den bu yana yürüttüğümüz Ormanın Gözleri projesi kapsamında 16 akıllı yangın gözetleme kulesi tamamlandı ve 812.700 hektarlık alanın 7/24 izlenmesi sayesinde bugüne kadar 241 yangın erken tespit edildi. Anadolu Sigorta Kütüphaneleri projesiyle 28 okulda kütüphane ve özel eğitim sınıfları kurduk; öğrencilere toplam 41.669 kitap ulaştırdık. Kurtaran Araç projemiz kapsamında ise afet bölgeleri de dahil olmak üzere 3.450 sokak hayvanına tedavi ve rehabilitasyon desteği sağladık. Yüzyıllık birikimimiz ve kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonuyla, ormanları korumak, çocuklara nitelikli eğitim sağlamak ve canlılara yaşam hakkı sunmak amacıyla sosyal sorumluluk faaliyetlerimizi sürdürüyoruz” dedi.


Anadolu Sigorta'nın Sponsorluk Başarıları

Anadolu Sigorta’nın spor, sanat ve eğitim alanındaki geniş sponsorluk ağı da basın toplantısında paylaşıldı. Anadolu Sigorta Marmaris Ultra Trail, Maximiles Black The Bodrum Cup, Fenerbahçe–Trabzonspor–Eczacıbaşı spor kulüpleri iş birlikleri, Beşiktaş Kültür Merkezi sponsorluğu, KidZania sigortacılık deneyim alanı ve Winter Run, Uludağ Ultra Trail, Belgrad Trail gibi koşu organizasyonlarına verilen destek, şirketin toplumsal fayda yaklaşımını pekiştiren çalışmalar arasında yer aldı.



BODRUMDergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page